Her biri bir taraftan çıkıp geldi…

Zülküf Kışanak

Dağ hiçbirini geri vermemişti, bu doğru.

Ama dağ, dahası adını bildiğim bilmediğim bütün dağlar, kimi vakitli, kimi vakitsiz her biri bir yerden, her biri bir koldan çıkıp geldi, can olduğu kızlarının ve oğullarının yüreğimize yazılmış adıyla, bitmek bilmeyen özgürlük özlemiyle, buluşmaya yeminli oldukları güneşe varma hasretiyle geldi, öyle bildiğimiz gibi canlı kanlı.

Andok’tan Gabar’a, Cîlo’dan Herekol’a, Munzur’dan Sülbüs’e, Şengal’den Kizwan’a kadar, hatta bilge Zerdeşt’in mekanı Zagros bile çıkıp geldi. Her nerede hangi çıkılmaz sırt, hangi geçilmez uçurum, hangi aşılmaz yar varsa ve hep, her zaman en önde yürümüşse, vurup gitmişse, hepsi, ölümsüzlerin güneşe duran son tekmiliyle bir bir geldi, isimleri tek tek okundu, duydum…

Evet, aradan geçen onca yıla, devrilmiş onca mevsime rağmen her biri bir taraftan çıkıp geldi. Yürekleri dolu dolu, daha duyulmamış, hiç kimseye anlatılmamış, son mevzisinde vurulmuş, yaralı günlükler hariç, üstelik henüz hiçbir yere not düşülmemiş, belki de en çok Dervêşê Evdî’nin, Mem û Zîn’in, Siyabend û Xecê’nin, elbette çocuklarına kavuşma telaşının sardığı annelerin tanrısal aşkına adanmış hikayeleri yüklenmiş günlüklerin kahramanları olarak geldiler, kızlı, erkekli bütün dağ, bütün dağlar, ama yan yana, omuz omuza geldiler. Güzelim Amed, yüreğimin payitahtı bir defa daha buna tanık oldu, bin yılların şehidi gülistanım baştan başa buna tanık oldu, her bir yerden gelen her birimiz bir daha buna tanık olduk, yaşadık…

***

Dolmak, iliklerine kadar dolmak, öfkenin zirvesine taşmak ama kendini bırakamamak, içinden geldiği gibi ağlayamamak, beden kuruyuncaya kadar gözyaşlarına boğulamamak, verilmiş söz olmalı yürüyüşü yer gök devam edecek çocuklarına dağ olmuş her birinin hikayesi bir destan analara.

Her bir tarafına can olduğum gülistanımı dağ taş kutsamış gül yüzlü ölümsüzlere sırt olmuş analara, düşman bile olamamış zalime inat zulme diz çökmemiş analara, zorbaya inat yüreği teslim alınamamış analara, bildiğim en yiğit ama en barış savaşçısı analara, tanıdığım en bağışlayıcı ama en vakur analara, analarımıza.

Öyle ya, analara verilmiş bir söz olmalı kaygıdan, korkudan uzak ama eşit, ama özgür bir yaşam. Ve belki de yokla varın ötesinde kendi olabilmenin yürüyüşü, bin yılların hayallerini gerçekleştirebilmenin özlemi ile devam edecek olan hakikat arayışıdır sessizce verilen söz, edilen yemin. Evet, o kıyamet gibi kalabalığı yara yara çocuklarından emanet yüreklerinde taşıdıkları gururla yürüyen analara baktıkça yutkundum, o mahşeri yerde gözyaşlarını barışa gömen analarla göz göze geldikçe yutkundum, sonu gelmeyen o insan selinde dağa, taşa verdiği, kurda kuşa yem ettikleri canlarıyla çoğalan anaları hissettikçe yutkundum, hep yutkundum, en çok da kendi yenilgimi, kendi eksikliğimi, başaramamış, menziline varamamış kendi hikayemi yutkundum, Amed’in orta yerinde, nefesimin kesildiği yerde, belki de sonsuza kadar bittiğim yerde, Geterler’de…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.