‘HER ŞEY NORMALMİŞ GİBİ’

DİTAV’ın ‘Amida Akademi Söyleşileri’nde okur- yazar buluşmalarının konuğu yazar Gaye Boralıoğlu konuğu oldu. Yazarın son romanı; ‘Her Şey Normalmiş Gibi’ üzerine söyleşinin moderatörlüğünü yazar Abdullah Aren Çelik yaptı.

Mümin Ağcakaya

TİGRİS HABER - DİTAV’da düzenli olarak gerçekleştirilen; ‘Amida Akademi Söyleşileri’nin bu sefer ki okur-yazar buluşmalarının konuğu gazeteci, yazar, senarist Gaye Boralıoğlu oldu. Yazarın son romanı;‘Her Şey Normalmiş Gibi’ üzerine gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü yazar Abdullah Aren Çelik yaptı.

Büyüleyici mekân

25 senedir Diyarbakır’a gelip gittiğini söyleyen Boralıoğlu sohbetin yapıldığı buranın büyüleyici bir mekân olduğunu söyledi.

Farklı dünyalarda yaşayan iki insanın arasındaki ilişkiyi, yaşanan kaotik günleri, birbirini tanımaya çalışmalarını, aralarındaki aşkı, bu arada onları da koşullayan siyasal atmosferin gözden geçirildiği bir hikâyeyi konu ediniyor. Bu ilişkinin bir ucu Diyarbakır’a diğer ucu da İstanbul’a dayanıyor. Bu ilişki de aynı zamanda iki farklı uçta yaşayanların birbirlerine nasıl baktıkları, yaratılan algıların onları nasıl etkilediği üzerine gelişen ilişkilerin anlatıldığı; ‘Her Şey Normalmiş Gibi’ üzerine yapılan söyleşinin moderatörü yazar Abdullah Çelik;

“Gaye Hanım'ın dilini okuyanlar bilirler. Yarattığı bir atmosfer var. Akıcı bir dil var. Hikâye sizi alıyor ve bırakmıyor bir daha. Sonuna kadar götürüyor. Bu kitaptan ziyade senaryo yazdığınızla da ilgili” diyerek Yeşilçam’dan da bahsederek insanların neden kimlikleriyle yansıtılmadığını, burada sorunun nereden kaynaklandığı sorusuna; yazar senarist Boralıoğlu;

Popüler kültürle sanat arasındaki fark

“Popüler kültürle hakiki sanat arasında bir fark var ve o farkın aslında en belirgin olduğu yerlerden bir tanesinden bahsediyorsun. Popüler kültürde belli formlar vardır ve hem insanları hem görüntüleri, hikâye yapılarını belirli formatlarda anlatmak gerekir.

Ancak o zaman geniş kitlelere ulaşma şansı vardır ve bu birbirini doğuran bir şey. Üreten bir şey olarak bir iktidarla iktidar dışı bütün odakları hedefleyen küçültme ve veya uygulama politikasının sonucu olarak kültürel hayatımız zaten aşağı yukarı bu şekilde şekilleniyor.

Yani belirli formlara ve klasik bildik, alışıldık kalıplara yerleştirmek ve oradaki eril iktidar zihniyetini genişletmek esas mesele.

Diğerlerinin de diğerleri dediğimizde de kadınlardan başlayarak bütün etnik kimlikler ırk dil farklılık. Bütün o çoğunluğun içinde olmayan farklılıklar her şeye giriyor. Bunun alanlarını daraltmak esas. Yani ben bir dönem popüler kültürün içinde işler yaptım.

‘Popüler kültürün ulaştığı insanlara başka alanlarda ulaşılamıyor’

Çünkü aslında önemsediğim için yaptım. Çünkü popüler kültürün ulaştığı insanlara başka alanlarda maalesef ki ulaşamıyorsunuz. Şimdilerde giderek de daraldı bu. Ama bazı şeyleri söyleyebilmek için, bazı şeyleri küçük bile olsa bazı soruları insanların zihnine koyabilmek için hani o alanları kullanmak önemli bir şey.

‘Kurallar içinde yol bulmaya çalışıyorsunuz’

Ama tabii ki işte kural da tamamen kural dışı bir şey yaptığınızda zaten o alan sizi reddediyor. O kuralların içinde bir yol bulmaya çalışıyorsunuz.

Kadın kimliği söz konusu olduğunda tabii o şimdilerde hele bu iyice abartılı hale geldi. Yani bir estetik form var. Yani kadın kimliğini o forma kilitlemek. Bu sadece psikolojik ya da cinsel kimlikle ilgili bir şey değil. Aynı zamanda sanayiyle, sektörle de ilgili bir şey. Çünkü bunun üzerinden kurulmuş güzellik enstitüleri, ilaçlar, tıbbi müdahaleler vs. delice bir sistem var.

Buna karşı nasıl mücadele edilebilir, ne denebilir? Onu düşünmek lazım.

Başka hadiseler de yani kimlik problemleri de, dezavantajlı durumdaki insanları metninizin içine yerleştiriyorsunuz. Odağına alıyorsunuz. Edebiyat buna bir alan yaratabilir mi? Yani buna bir çözüm bulabilir mi? Edebiyatın böyle bir gücü var mı? Yani öyle bir muktedir olsaydı zaten dünya başka bir yer olurdu.

Ama bir büyücü olduğuna inanıyorum. Yani şey Nabakov'un böyle çok sevdiğim zaman zaman da hatırladıkça yeri geldikçe söylediğim bir cümlesi vardır. İyi bir yazar, iyi bir hikâye anlatıcısıdır, iyi bir öğretmendir ve iyi bir büyücüdür der.

İnsan yalnızken ne düşündüklerini, birbirleri hakkında ne düşündüklerini bize edebiyat anlatıyor. O yüzden de ben çağa tanıklık etme kısmını çok önemsiyorum. Yani bir yazarın eğer ahlaki bir sorumluluğu varsa o iki yerdedir.

Yazar sorumluluğu

Birincisi; okuyucusuna nitelikli eser sunmak, yapabilecek yani en iyisini sunmak. İkincisi; çağına tanıklık etmektir.

Geleceğe doğru bazı tehlike çanları çalmak ya da bazı açık yolları hissettirmekten bahsediyorum. Böyle baktığımızda tabii ki bir işlevi olacağına inanıyorum.

Ama şimdi şu cep telefonlarımızı yanımızdan hiçbirimiz ayıramıyoruz ve o cep telefonlarına baktığımız anda bütün dünyanın felaketleriyle bağlantı içinde oluyoruz. Yani artık aslında yalnız kalmamız, bir zihinsel olarak herhangi bir iletişim kanalı açık olmadan geçirdiğimiz bir an bile neredeyse yok. Sosyal medya dediğimiz hikâye aslında tamamen olumsuz haberler üzerinden dönüyor. Yani olumlu pek az habere rastlıyoruz.

Sosyal medya beraberinde ahlaki çöküşü de getiriyor

Çoğunlukla tıklamak esas olduğu için yani sizi bir şey yapmaya zorladığı için çoğunlukla olumsuz haberlerle dönüyor. Şimdi bu aslında büyük bir ahlaki çöküşü de ister istemez beraberinde getiriyor. Yani normalmiş gibi hikâyesi burada. Dönüp normalmiş gibi hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz. Yani ama normal değil yani. Ama o normalmiş gibi yapmak bizi bir başka bir insan yapıyor.

Yani o kendi kendimize karşı aslında bir tür suç işlediğimizin de farkında oluyoruz. Vicdan azabı olan insanlar büyük bir haysiyet kaybı da yaşıyorlar orada. Belki bunlar o an için teşhis ettiğimiz gerçekler olmuyorlar ama toplamda böyle bir tür duyarsızlaşma, yok saymak oluyor. O da başka bir erozyon durumu.

‘Yapay zeka ve sosyal medya; çağ değişimini dayatıyor.’

Yani ben çağımızın en önemli problemlerinden birinin ve önümüzdeki dönemin işte eğer bir çağ değişimi yaşıyorsak ki bunu sadece ben söylemiyorum. Önemli sosyologlar, filozoflar da benzer şeyler söylüyorlar. Yani o çağ değişiminin kritik zamanlarından bir tanesi eğer yapay zekâysa diğeri de bu.

Yani zihnimizin hiçbir zaman kendi kendine kalamaması, her zaman dış etkenlerin, her an dış etkenlerin baskısı ve etkisi altında olması ve bu sebeple yaşayacağımız kişisel kişilik dönüşümleri, bunların zihin dönüşümleri, beynimizin içinde bütün bunların aslında bir karşılığı var. Var ama henüz onların tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz.

Hani eğer bir tehlike çanından bahsediyorsak biraz da buralarda o çanları çalmak istedim. Kitabın yani aslında arka planındaki meselelerden bir tanesi budur.”

Söyleşi kitapların imzası ve hatıra fotoğrafların çekilmesiyle sona erdi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür-sanat Haberleri