Hevsel’i geleceğe taşımak

Ömer Evsen

Hevsel bahçeleriyle ilgili anısı olmayan Diyarbekirli var mıdır, bilmiyorum. Ama illa kıyısından geçmiş, On gözlü körünün üstünden bahçeleri seyretmiştir, muhakkak…

Geçen gün kadim dostum Yahya hocamla can sıkıntısından uzunca süredir gitmediğimiz Hevsel bahçelerine uzanalım dedik. Balıkçılardan Mardinkapı’ya doğru giderken yenilenmiş dükkânların önünden, etrafı seyrede seyrede, maziyi düşüne düşüne aktık. Mardinkapı’dan aşağı inerken sağdaki değirmenin hemen önünde duran iki dut ağacını görünce ortaokul yıllarıma gittim. Adet edinmiştim, her hafta Perşembe günü dedemin mezarını ziyaret edip direkt o dut ağacına koşardım, nedense o ağacın dutlarını çok severdim. Ağacın dallarının arasında o dal senin bu dal benim atlardım. Hey gidi günler…

Yahya hocamla indik, hikâyeyi ona da anlattım, vay dedi demek ki o zaman yediğimiz ayrı gidiyormuş dedi, gülümseyerek… Hevsele tepen bakan mesafen bir kafeye oturduk. Çayımızı içerken Hevsel’i düşledim, eski ve yeni haliyle… Eskiden ağaçların arasından geçemezdiniz. Bazen yolunuzu bulmak için yürürken çamura saplanırdınız. Kuş sesleri mest ederdi sizi. Birçok alanda ağaçlardan güneşi göremezdiniz. Şimdi tam orta yerde belki 300 dönüm arazinin olanca çıplaklığıyla orada durduğunu görünce içim cız etti. Muntazam sürülmüş muhtemelen marola[i] hazırlık yapılıyordu. Ama yinede bu çıplaklık hayra alamet değildi.

Eve döndüm bu konuyla ilgili ine yazabilirim dedim. Zaten aklımda onlarca şey vardı. Özellikle Dicle Vadisi projesinden dolayı biraz buruktum. Hep Hevsel’in hakkıyla korunamayacağı korkusu vardı içimde… Bölgedeki su samurları ve 180 çeşit kuş varlığıyla ilgili bugüne değin bir envanter çalışması yapılmamış olsa da, yapılan gözlemler bunların varlığını ortaya koyuyordu.

İnterneti açtım. Kim Hevselle ilgili ne yazmış dedim. Malum artık kitap açayım devrinden interneti açayım devrine uçmuş durumdayız hepimiz…

İlk gördüğüm haber tem da şuydu…

“Almanya Bonn’da düzenlenen Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’nda  “Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı”nın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmesine karar verildi.

Böylece Türkiye’nin listedeki varlık sayısı 14’e yükseldi.

Diyarbakır Kalesi, Surları ve Burçları, bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kültürlerin ve dönemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek, özgünlüğünü ve 7 bin yıllık tarihsel varlığını halen sürdüren orijinal ve özgün kültür varlıkları olarak yaşamakta, dünya tarihi için önemli bir evrensel miras özelliğini korumaktadır.

 Dünyanın en eski ve en sağlam yapılarından biri olan Diyarbakır Surları birçok türküye, maniye, efsaneye konu olmuştur. Burçları üzerindeki görkemli kabartmaları ve kitabeleriyle dünyanın ender kalelerindendir.

Hevsel Bahçeleri de, bahçe kültürünün çok önemli olduğu bir coğrafyada yer alan tarihi boyunca, halkın kullanımına açık bir alan olarak özgün bir değer ortaya koymaktadır. 30’dan fazla uygarlığın izlerini taşıyan bir bölgede 8 bin yıl gibi çok uzun süredir bahçe olarak var olmasıyla, tarımsal değerinin dışında, kültürel ve tarihi olarak da özgün bir yere sahiptir.

 Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin yaşamsal işbirliği ve Hevsel Bahçeleri’nin oluşturduğu peyzaj, kentin ve bahçelerin binlerce yıldır kesintisiz hayat sürmesinde en önemli etkendir.”[ii]  

Sonra Atlas dergisinde İbrahim Baştuğ’un Selim Kaya üstatla beraber çıktığı Hevsel gezisin anlattığı yazısı vardı.

“Diyarbakır’ı çevreleyen surların doğu kısmında, Dicle Nehri kıyısında, yaklaşık 10 bin dönümlük alana yayılan Hevsel Bahçeleri’ndeyim. Antik dönemlerden beri Diyarbakır’ın tahıl ambarı olduğu bilinen bahçelerde meyve ve sebze de yetiştiriliyor. Nehrin öbür yakasında uzanan geniş Dicle Üniversitesi yerleşim alanıyla bütünleşen Hevsel Bahçeleri’nin, beni buraya çeken bir niteliği daha var ki pek bilinmiyor. Kuşların göç yolu üzerindeki Hevsel Bahçeleri’nde 180’den fazla kuş türü belirlendi. Bu sayının yeni gözlemlerle daha da artacağı tahmin ediliyor.

Kum kırlangıçları, Dicle Nehri’nin kenarındaki kum duvarına oyulu bu kuş apartmanlarını ilkbaharın gelmesiyle şenlendiriyor. Büyük kum kırlangıcı kolonileri, Dicle Vadisi’nde kaldıkları yaklaşık altı aylık sürede iki kez ürüyor.

Kum kırlangıcının yanı sıra Hevsel’deki kuş varlığı içinde öne çıkanlar arasında küçük akbalıkçıl (Egretta garzetta), tarla çitnesi ya da tarla kirazkuşu (Miliaria calandra), saksağan (Pica pica), kukumav (Athena noctua), yalıçapkını (Alcedo atthis), puhu (Bubo Bubo), kızıl şahin (Buteo rufinus) sayılabilir. Kuşlardan başka susamuru, kirpi, sansar, kızıl tilki, yabandomuzu, sincap, kertenkele, yılan ve kurbağa en sık görülen memeli, sürüngen ve yüzergezer (amfibi) türleri. Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus) ise tüm dünyada Türkiye’nin güneydoğusundan başlayarak sadece Fırat ve Dicle nehirlerinde yaşıyor olmasıyla özel bir öneme sahip. Bu özel kaplumbağa türü, yuvasını Dicle Nehri kıyılarındaki kumullara kuruyor.”[iii] Ve Dicle Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Kılıçla yaptıkları sohbeti yazılarına taşıyorlar.  “Hevsel Bahçeleri’yle bir bütün oluşturan Dicle Üniversitesi yerleşim alanında yapılan çalışmayla 180’den fazla kuş türü belirlenmiştir” diyor. “Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleri önemli bir göç yolu üzerindedir. Kuşlar hem yazları hem de kışları burada dinlenir; hem barınır hem de yiyecek bulurlar. Bölge çok farklı türlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek alanlara (habitat) sahip. Türler bu habitatta kendileri için önemli olan süreçleri gerçekleştirir. Dolayısıyla buranın bu doğal özelliğinin bozulmaması gerekir. Dicle Vadisi’nin önemli doğa alanları (ÖDA) içinde olduğu kabul edilir. Hevsel Bahçeleri ise bu vadi içinde özel bir yere sahip. Aynı zamanda yapılan çalışmalar da gösteriyor ki Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleri önemli kuş alanlarından (ÖKA) biri olmaya da aday.” Hevsel’in geleceğinden kaygılı olmalı ki ekliyor: “Alüvyon alanı olan Hevsel Bahçeleri’nde zemin gevşek yapıdadır. Bu alan sağlam zemin özelliği göstermez. İlave yatırımlarla güçlendirme çalışmaları maliyetleri artırır. Ülkemizin deprem kuşağında olduğu unutulmamalıdır. Dicle nehir yatağında bulunan Hevsel Bahçeleri, potansiyel olarak her zaman sel ve taşkın tehlikesi altındadır. Tabiat kendisine yapılan müdahaleleri er veya geç cezalandırır.”

2014 yılı içinde dönemin Dicle Üniversitesi Rektörü Ayşegül Jale Saraç Hevsel’in devamı sayılan Dicle Üniversitesi sınırları içindeki ağalık alanı yol yapma bahanesiyle dağıttığı zaman en çok ben karşı çıkmıştım. Sonra bölgede birileri kamplar kurup işin boyutunu değiştirince sus pus kalmak zorunluluğu doğmuştu. Gün geldi Kayyım Belediye başkanı Dicle Vadisi projesinden bahsedince galiba ilk tweeti yine ben atmıştım. Alan düzenlemesi bölgedeki bitki ve hayvan çeşitliliğine zarar vermemeli, Bölgedeki Su Samurları korunmalı, demiştim. Neyse ki Mahkeme kararı bugünlerde Dicle Vadisi Projesini durdurdu. Bu arada Projeye değil projenin bazı kaygıları düşünmeden uygulamasına karşı olduğumu da belirtmek isterim.

Hevsel, ağaçlarıyla, florasıyla, kuşlarıyla, içinde yaşayan canlılarıyla korunmalı. Hevsel Park- bahçe haline getirilerek, bölgeye özgü olmayan ağaçlarla donatılarak, Dicle nehri çevresi siyah bazalttan bir duvar oluşturularak korunmuş gibi yapılmamalı. Bu korumaz sadece zarar verir.

Naçizane tavsiyem Büyükşehir Belediyesi bu konuda Hevsel Koruma ekibi kurmalı, bir Hevsel Bahçeleri master planı oluşturmalı. Bahçelere gerekirse sadece yöreye özgü, canlıların yaşamını devam ettirebilecekleri ağaçların ekilmesini takip etmeli. Bölgedeki çiftçileri desteklemeli. Doğal hayatın korunmasına yönelik tedbirler alınmasını sağlamalı ve en önemlisi bölgedeki canlı envanterini çıkaracak, Hevsel’i dünyada tanıtacak haber ve organizasyonlara imza atmalı. Kuş ve canlı gözlem safarileri düzenlemeli. Dicle Üniversitesiyle işbirliği yaparak ağaçtan arındırılmış bölgede kuşların üremelerini sağlayacağı bir bölge oluşturmalı.

Hevsel 8 bin yıllık geçmişiyle bunu hak ediyor. Surların gölgesinde, şehrin yükünü taşıyan bu alanın geleceğe taşınması bir zaruretten öte Hevsel’e borcumuzdur. Hiçbir siyasi saik düşünmeden el ele vererek Hevsel’i gerçek sahipleri olan bizden sonraki kuşaklara taşıyalım.

Ömer Evsen 13.05.2019 Pazartesi / Diyarbakır

 

[i] Halk dilinde Marula verilen ad.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.