Hevsel’i yaşamak, O’nu seyretmekten daha güzel

Selim Kaplan

Yusuf Peygamber’in istirahatgahı mağaranın da bulunduğu, Karacadağ’ın bazalt taşlarının Dicle Nehri ile buluştuğu, Fiskaya’dan üniversiteye giden köprünün Hevsel Bahçelerine girişinde toplanan, en gencinin altı, en yaşlısının altmışaltı yaşında olduğu kadınlı erkekli, doğa dostu yürüyüş grubu bir araya geldiğinde, güneşin yakıcılığı hissedilmeye başlanmıştı.

Dicle Nehri’nin, Mezopotamya’nın bereketli topraklarından taşıdığı alüvyonlardan oluşan, sekiz bin dönümlük araziden ibaret ve “Kıyısında otururken Dicle’nin / Çayır, çimen ve çiçeğin /Yirmi sekiz çeşidini saymıştım yeşilinin…” şiirsel dizelerime konu olan, Hevsel bahçelerine yapılacak doğa gezisine başlamadan önce, etkinliği tertipleyen Rimaye Doğa Spor Kulübü yöneticilerinin, geziye ve doğayı korumaya ilişkin dile getirdikleri prensipler, her sporda olduğu gibi, doğa sporlarının da kişiyi ve doğayı korumak amaçlı kuralları idi.

Tarihte; avcı topluluklardan tarım toplumuna geçen, ilk köy hayatının neolotik çağından Hurilere, Asurlulardan Romalılara, Medlerden, Selçuklu ve Osmanlılara kadarki on iki bin yıllık süreçte 33 ayrı medeniyetin insanları için “Dicle (Tigris) su verirse Hevsel can bulur, Hevsel can bulursa O’nun şehri doyar” kuralının hiç değişmediği Hevsel Bahçeleri, insanlık için taşıdığı değerlerden dolayı, 2015 yılında UNESCO tarafından “ Dünya mirası” ilan edilmiştir.

Hevsel’in böğrüne sokulmuş yeme içme mekânlarının aralarından geçilip, vaktiyle buğdayın una dönüştüğü su değirmeninin kalıntıları geride kaldığında, doğa yürüyüşü başlamıştı.

Bir zamanlar kayısı, şeftali vb. meyve bahçelerinin yerini alan kavak bahçeleri geçilirken, Güneş kaybolmuştu. Ağaçların gölgesi, nehrin suları ve bahçeleri kaplamış yabani bitkiler ile yabani mantarlar, birbirlerini önceden tanımayan kişilerden oluşan ve yürüyüş dolayısıyla ilk defa bir araya gelmiş grubun kaynaşmasını da sağlamıştı.

Tarihi boyunca Susamuru, tilki, sansar, sincap ve kirpi gibi memeli hayvanlar ile muhtelif böcek, kelebek ve 180 civarında kuş türünün barındığı ifade edilen bahçelerde, bunlarla karşılaşılmasa da, Dicle’nin çakıllı kıyılarındaki midye kabuklarının yürüyüşün ilk sürprizleri olduğunu söylemek mümkündür.

Diyarbakır’ın yemeklerine tat veren kekik, reyhan, nane ve soğan gibi ürünler henüz ekilmemiş olsa da, marul bahçelerinin çokluğu, sofralarımızdaki salataların ana malzemesi marul konusunda, bu yaz sıkıntı çekilmeyeceğinin de belirtisi idi.

İki saatlik yürüyüşten sonra, mola verilen su kıyısında, yürüyüş grubundakilerin yanlarında getirdikleri çerezden çöreğe, tatlıdan tuzluya ürünleri bölüşmeleri, Hevsel’in üretken ve paylaşımcı kültürü ile tarihin ilk çağlarından günümüze taşıdığı insani değerlerin göstergesi idi.

Mola saati henüz bitmişti ki, yağmaya başlayan dolu ve yağmur, doğaseverleri ağaçların şefkatli gölgelerinde toplamış, çamurlaşan bahçe zeminleri de gezinin bundan sonraki kısmının daha çetin geçeceğinin işareti idi. Buna rağmen, rehberlerin “devam mı edelim, geri mi dönelim” oylamasından, gruptakilerin ittifakla “yola devam” kararı çıkınca, geziye kalındığı yerden devam edildi.

Rehberlerin önerileriyle, yanlarında getirdikleri yağmurlukları ve şemsiyeleriyle yağmur ve doludan korunanlar ile filkulakları büyüklüğündeki dulavrat otunun yapraklarını şemsiye olarak kullananlardan oluşan grubun, yağıştan dolayı çamurlaşıp kayganlaşan patika yollar ve su birikintilerini geçerken ki azimleri, gezinin amaçlarından olan sabır ve direnci kazandıklarını da gösteriyordu.

Barındırdığı ağaç çeşitliliği ile sadece tarım alanı olmayıp, aynı zamanda Diyarbakır’ın akciğerleri olan bahçelerdeki ağaçların yeri ile daha yakın zamana kadar güvercin gübresi ile beslenen topraklarda yetişen, Diyarbakır’la özdeşleşmiş karpuz ve kavun bahçelerinin yerini, mısır ve buğday tarlaları almış olsa da, Hevsel’in cömertliğinin bereketinden eksilme olmamıştı.

Mezopotamya’nın kızı Dicle’nin evlatları; dünyada eşi ve benzeri olmayan Diyarbakır kalesi ile kız kardeşi Hevsel’in, eksilen ağaçlar ve terk eden canlılara rağmen, benzersiz güzelliğini koruduğu, şüphe götürmez bir gerçek olarak hafızalarda yer aldı.

Doğa yürüyüşünün bitimine doğru; grubun en küçüğünün, yürürken kuru alanlardan ziyade, çamurlu su birikintilerini tercih etmesi, en yaşlısının, dökülen saçlarından dolayı korumasız kalan kafasını güneşin yakıcılığı altında özgür bırakması, yaşanan güzel anlar ile doğayla bütünleşmenin, katılımcılara kazandırdığı dinginlik ve mutluluğun da ölçüsü idi!

Güneş, dolu ve yağmur altında geçen yürüyüşün başladığı alana yeniden gelindiğinde, dört saatlik doğa yürüyüşüne ilişkin katılımcıların dile getirdiği; “Dünyadaki emsalleri arasında birinci sırada yer alan Diyarbakır Kalesinin surlarından seyredince Hevsel güzeldir ve fakat Hevsel’in bağrında, O’nu özümseyerek yaşamanın daha güzel olduğu” ayrıca, “bu güzelliğin korunması ve bu güzelliklerin olduğu alanlarda, rant uğruna yapılaşmalara izin verilmemesinin, yetkililerce gündemde tutulmasının önemli olduğu” hususlar çok değerli idi.

Altısından altmışaltısına kadar yaş grubundaki katılımcıların ziyadesiyle memnun kaldığı, Hevsel Bahçeleri Doğa yürüyüşünden geriye unutulmaz hatıralar, yeni dostluklar ve onların kaydedilerek sosyal medyada da paylaştıkları video ile fotoğraflar kaldı.

Grup üyelerinin ayrılırken, yürüyüşü düzenleyen Rimaye Doğa Spor Kulübü yöneticilerinden, doğal zenginliklerimizin olduğu diğer alanlarda da, yeni etkinliklerin düzenlenmesi hususundaki gönülden temennilerinin, zamanla gerçekleşmesini de kendilerinin takdirine sunuyoruz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.