Hikâyesi olanın yazdıkları

Şeyhmus DİKEN

 

İrem Uzunhasanoğlu’nun edebiyatını “Ufkun Öte Yanı”nı okuyuncaya kadar bilmiyordum. İlk romanı “Gitme, Gül Yanakların Solar”ı okumamıştım.

 

Çerniçevski’nin Nasıl Yapmalı dev eserinde muhteşem bir Roman Kahramanı tipi vardır; Rahmetov.

 

Rahmetov, gerçek hayatta bir bütün olarak karşılığı olabilecek biri gibi yer etmez zihinlerde. Bir bütünün parçalarından biri / birkaçı olmakla yetinirsiniz en fazla Rahmetov ile yüzleşince.

 

Rahmetov’un, yazarların kitaplarına bakışı şöyledir: Okur Rahmetov yazarın önem atfettiği bir kitabını, sonra bir başka kitabını. İlkinin ağırlığındaysa ya da onu aşmışsa ne âla. Değilse defter kapanmıştır.

 

Ufkun Öte Yanı’nı okuduktan sonra nedense bir anda Rahmetov’u anımsadım. Ve İrem’le Diyarbakır’daki yoğun yayın ağacı imzasından sonra sohbet ederken bir sonraki romanını düşündüm.

 

Bu hep böyledir. Okuyup da okurunda iz bırakan edebiyatçıların sonra yazacakları merak edilir.

 

Ufkun Öte Yanı; usta bir kadın yazar, yazar adayı genç asistanı ile usta yazarın sırra kadem basan geride bıraktığı büyük sır metninin izinden mekânlar, insanlar ve herbirinin apayrı ama bir yerlerde buluşan hikâyeleri...

 

Belleklerinde binbir insanın ve bizzatihi kendilerinin hikâyelerini taşıyanların anlatılarını dinlemek! Dinlerken; acı veren ıstıraplardan beslenmek ya da ıstırap veren acılara çare olmak!

 

Çare olayım derken sırtında olanca varlığını taşıyan salyangozun kabuğuna basıp kırınca onun derdine yanayım derken kendi “yersiz-yurtsuz”luğunun hüznünü yaşamak!

 

İnsan tekini sarıp sarmalayan kelimelerin gücüne sığınayım derken, kulenin en yükseğine tırmanıp, kuyunun en derinine inip ipsiz merdivensiz kalmak! Sonra hepsinden vazgeçip sessizliğin iç ahengine sığınmak!

 

Bütün bunlar yazarın derdi meramı sanki. Dobra olmayı tercih eden, suya da sabuna da dokunarak yazmayı dert eden bir kalem üzerinden yazmak. Ama yazılanlar taşa yazılsın, kazılsın suyla yok olup gitmesin diye.

 

Sonra ve sonra hikâyenin sonunda ortaya çıkan bir çareci kadın, Sula Ana konuşur ve konuştuklarıdır artık ardakalan.

 

İnsan; birinden, bir yerlerden gider de! Aklı kalır, ruhu kalır, canı kalır, nefesi kalır, gecesi-gündüzü demi kalır ez cümle sözü kalır ya ardında! Ve dahi teninin kokusu...

 

İşte sanki bunun romanını yazmış İrem Uzunhasanoğlu Ufkun Öte Yanında. Ne yolcu, ne de hancı! Hiç biri olamamışlığın acısını hep içlerinde taşımış olanların romanını geride nesi kalmışlığı...

 

İç karartıcı tuhaf zamanları yaşayanların dile getirip sonra hızla dilden düşürdükleri çekip gitmelerin aslında gidememe, hep kalma hallerinin edebiyata değen yüzü...

 

Çerniçevski’nin Rahmetov’unu unuttuk sanılmasın. Ufkun Öte Yanı’nda ne var bekleyip göreceğiz...

 

*Ufkun Öte Yanı, İrem Uzunhasanoğlu, İthaki yy, 2018

 

Kasım 2018 Diyarbakır

Şeyhmus Diken

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.