İki Newroz, iki mektup. 2013 ve 2014 Newrozlarına damga vuran Abdullah Öcalan’dan beklenen mektuplar oldu. Birinci mektupta ikinci mektupta damga vurdu, ancak farklı içeriklerle. 2013’te silahlar sustu, gerilla sınır dışına çekildi, devam eden süreçte kan dökülmedi, halkların çocuklarının kanı üzerinden politika yapılamadı. Bu son derece önemliydi. Bir yıllık süreç geride kaldı, toplumun bütün kesimleri, PKK’ye ve Abdullah Öcalan’a karşı olan kesimlerde dahil olmak üzere herkes bu sürecin bu şekilde gerçekleşmiş olmasını önemsedi.
Abdullah Öcalan 2014 mektubunda bu duruma atıf yaparak değerlendirme yaparken, herkesin müzakere süreci olarak algıladığı süreci Diyalog ve iki tarafın birbirini test süreci olarak tanımladı. Çok net olmasa da hükümetin bu test sürecinden sınıfta kaldığı vurgusu vardı mektubun içeriğinde. Özetle, KCK tarafından daha önce yapılan açıklamadan daha yumuşak bir açıklama olduğunu söylemek mümkün.
KCK tarafından bir hafta önce yapılan açıklamada, AK Parti’nin siyasal meşruiyetinin kalmadığı, demokratikleşme hamlesinin muhatabı olmadığı açıklanmıştı. Maddeler halinde sıralanan öneriler Türkiye demokrasi güçlerinin dikkatine sunulmuş, tartışılması istenmişti. İktidar veya Devletle değil, halklarla bir sürecin işletilmek istendiğine vurgu yapılıyordu.
Abdullah Öcalan’ın mektubunda da aynı vurgular vardı, ancak, iktidarla ipleri koparmak istemeyen, hala bir şanslarının olduğunu hatırlatan satır arası ince vurgular vardı. Demokratik ve anayasal çözüme yapılan vurgudan anladığımız; 30 Mart seçimlerinden sonra parlamentoda yeni demokratik anayasanın bir an önce hazırlanarak devreye sokulması oldu. Bu da hükümetle iplerin henüz tamamen koparılmadığını gösteriyor.
Önümüzdeki sürecin tartışılacak konularını hem KCK’nin hem de Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından anlamak mümkün. Anladıklarımızı biraz açacak olursak, özeti şöyle; Sürecin kontrolünü Devlet ve hükümetler nezdinden çıkarıp halklar nezdinde tartışmaya sunmak, bunun üzerinden yol almak. Bu noktada BDP ve HDP’nin 30 Mart seçimlerinden alacağı oylar önem arz edecek. Barajı aşacak düzeyde yüksek bir oy alınması halinde sol, sosyalist, demokrat çevreler ve demokrasi güçleri olarak tanımladığımız bütün kesimlerle süreci müzakere edecekler veya etmek isteyecekler, siyasi mücadele zeminini halklara açık bir platforma taşıyacaklar.
Sanırım Cemil Bayık’ın canlı yayına katılarak yaptığı konuşmadaki, “BDP-HDP adaylarına herkes destek vermeli. Buradan çıkacak başarı Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet edecektir’’ sözü de durumun böyle olacağına işaret ediyor.