Merakın İlk Nefesi
Gözlerini açtı. İlk nefesi geldi. Sessizlikti. Meraktı. Dünyaya ilk dokunuştu. Burcu her şeyi hissetmek istiyordu. Her köşe, bir sır. Her ışık, bir fısıltı. Her kelime, bir yankı. Küçük eller dokundu. Fısıldanan sözler fırtına oldu. Bazen hafif bir rüzgar, bazen dev bir dalga. Günler geçti. Her ses, her kelime, zihninde çalacak gürültülere dönüştü. Binlerce yıllık enerjiler, geçmişin yükleri, geleceğin gölgeleri… Burcu nefes alırken taşıyordu hepsini.
Toprağın Ve Ağacın Sessizliği
Ama toprak vardı. Ağaç vardı. Güneş vardı. Hava vardı. Su vardı. Her şey canlıydı. Yaprak titriyordu. Tohum umut taşıyordu. Güneş sıcak, su akışkan, hava nefes veriyordu. Doğanın sesi, sessiz bir melodi. Zihninde biriken kelimeler, kırgınlıklar, korkular… Hepsi ürkütüyordu. Ama Burcu fark etti: doğa bütün, akışkan, üretken, neşeliydi. Zihni ise kalabalıkta sıkışıyor, boşlukta kayboluyordu.
Acıyı Taşımak
Burcu insanlara kolay güveniyordu. Yakınlık kurmak, yumuşak bir dokunuşla ruhunu açmak… İlk başta ışık gibi, sıcak ve güven verici geliyordu. Ama her güven, her sevgi denemesi bir süre sonra geri dönüp bir yara bırakıyordu. Acı, sadece yüreğine değil, omuzlarına, sırtına, göğsüne, hatta kemiklerine kadar işliyordu. Her söylenmiş söz, her kayıp, her kopmuş bağ, bedeninde titreşiyor, damarlarında dolaşıyor, hücrelerine kadar nüfuz ediyordu.
Bir bakış, bir söz, bir yokluk… Hepsi bir çentik gibi kemiklerine kazınıyordu. Zihni durmaksızın tekrarlıyor, kalbi ritimsiz atıyor, nefesi sıkışıyordu. Acı, Burcu’nun varlığının bir parçası haline gelmişti; kaçacak yeri yoktu. Ona dokunan eller, iyi niyetli gözler bile bazen bu acıyı tetikliyordu. İnsanlardan gelen her sıcaklık, bir zaman sonra kayboluyor, yerine soğuk bir boşluk, yeniden doldurulması imkânsız bir yokluk bırakıyordu.
Ve Burcu bunu fark ettiğinde… Acının en derin katmanlarıyla yalnız kalıyordu. Ne ağlamak ne bağırmak ne de susturmak mümkün oluyordu. Acı, hem ruhunu hem bedeni hem de zihnini sardı; onu kemiklerine kadar tanıyordu. Bu acı, bir uyarıydı, bir öğretimdi, bir yol göstericiydi. Her yara, her kırgınlık, onu kendi içsel gücüne ve doğanın sessiz rehberliğine biraz daha yaklaştırıyordu. Çünkü acıdan kaçmak mümkün değildi; sadece ona bakmak, hissetmek ve enerjiyi akışına bırakmak vardı.
Sevgi Ve Korkunun Dansı
İnsanlar geldi. Bazıları sevildi. Bazıları sevilemedi. Sevgi bir ışık, sevgi bir gölge. Aşk bir güven, aşk bir kırılma. Sevgi korku oldu. Kaybetme korkusu oldu. Aile içi gürültüler, geçmişin gölgeleri… Burcu doğadan birazcık uzaklaştı. Şehrin tuzaklı labirentlerine karıştı. Ama doğa hâlâ oradaydı. Toprak hâlâ nefes veriyordu. Su hâlâ akıyordu. Işık hâlâ ısıtıyordu. Ve Burcu, hâlâ hissediyordu; hâlâ dokunuyordu.
Kaybolan Bağlar
Yeni bir insan girdi hayatına. Umut verdi. Güven verdi. Ama korku geldi. Sevgi kayboldu. En çok sevdiği kişi, bütün yüreği, bütün nefesi… Aniden yok oldu. Açıklama yok. İzah yok. Bütün bağlar koptu. Hayat boşluk gibi durdu. Burcu sordu: “Nerede hata yaptım? Her şey bir oyun mu yoksa benim dışımda mı?” Gurur yükseldi. Ayrılıklar geldi. Kopmalar geldi. Hepsi sis oldu. Hepsi nefesini sardı.
Boşluğun İçinde Hafiflik
Ama Burcu pes etmedi. Boşluğu öteledi. Görmezden geldi. Ama bırakmadı. İçsel bir arayış başladı. Hangi yük ona aitti? Hangi yük yabancıydı? Hangi anılar serbest bırakılmalıydı? Hangi korkular gözlemle çözülmeliydi? Hepsi sadece fark edildiğinde çözülüyordu. Rüzgar sürüklüyordu yaprakları. Su kıvrılıyor, akıyordu. Güneş sıcaklığını yayıyordu. Toprak canlıydı. Hepsi sessizce fısıldıyordu: “Bırak. Ak. Kendine dokun.”
Görmenin İnceliği
Zihnindeki gürültüyle yüzleşti. Anladı. Işık dışarıda değildi. Hep kendi içindeydi. Kelimelerin yükü, geçmişin izleri, kırgınlıklar, korkular… Hepsi fark edildiğinde çözülüyordu. Hafifliğe giden yol, sevgiye ve korkuya takılmadan, enerjiyi gözlemleyerek akmaktan geçiyordu. Doğaya güvenmek, akışa güvenmek, nefese güvenmek… Hepsi aynı melodiydi.
Akışın Kucaklayışı
Ve nihayet sessizlikte, rüzgarın ve yaprakların arasında, Burcu kendi nefesini duydu. Enerji aktı. Gürültü azaldı. Hafiflik yayıldı. Neşe doğdu. Geçmişin yükleri ermek istiyordu. Geleceğin korkuları dinmek istedi. Artık rehber yoktu, çünkü her şey kendi içindeydi. Doğa, enerji, Burcu’nun keşfi… İnsan, kendi gerçekliğini fark ettiğinde, en derin yaralar bile iyileşiyordu. Hayat yeniden anlam kazanıyordu.