İlla birilerinin hastalıktan ölmesi mi gerekiyor?

Selim Kaplan

İlk önce tat ve koku duyularını kaybettiler. Sonra ateşleri yükseldi, sırt, bel, eklem ağrıları başladı. Yattıkları yerde her taraflarına iğne batıyormuş gibi ağrıları vardı. İştahları yoktu ve günün nerede ise tamamını yatakta geçiriyorlardı. Yattıkları iki haftaya kadar sürede, her gün nerede ise bir kilo kaybediyorlardı ve hastalık dolayısıyla, hastanelerin yoğun bakım kısmına yatan hastaların birçoğu, yaşamını kaybetti!

2019 yılının Aralık ayında Çin’de ortaya çıktığı söylenip, kısa zamanda dünyanın bütün ülkelerine yayılan, dört yıl boyunca milyarlarca insanları evlerine hapseden, maske ve mesafe kültürünü hayatımıza sokup, beslenme tarzımız dâhil, yaşama alışkanlıklarımızın değişmesine neden olan Covid-19 virüsünün, hastalara yaşattıklarının ne kadarının hatırlandığını ya da unutulduğunu ancak yaşayanlar bilir.

2020 yılı ilk aylarından 2023 yılı Nisan ayına kadar, insanlarımızın % 70’ine, 163 milyona yakın Covid-19 aşısının yapılmasına rağmen, yine de 103 bine yakın insanımız bu hastalıktan yaşamını yitirdi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada 7 milyondan fazla insanın yaşamını yitirmesine neden olan Covid-19 virüsünün çıkış yeri ile ilgili, ABD virüsün Çin’deki laboratuvarlardan, Çin ise ABD’deki laboratuvarlardan dünyaya yayıldığı iddialarını dile getirmiştir. Bu iddialara karşın, Dünya sağlık Örgütü (WHO-DSÖ) virüsün Çin’den yayılma ihtimalini zayıf olarak değerlendirip, ABD’yi Covid-19 virüsünün ortaya çıkması ve yayılmasında, kusurlu olarak değerlendirmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün, Covid-19 virüsünün çıkış yeri olarak ABD’yi işaret etmesinden dolayı, ABD başkanı ülkesini DSÖ üyeliğinden resmi olarak çekmiştir!

Covid-19 virüsünün üretilip dünyaya yayıldığı yer olarak değerlendirilen, ABD’nin Maryland eyaletindeki laboratuvarlar, bir dönem ABD savunma Bakanlığı’nın biyolojik silah merkezi olup, aynı zamanda salgın hastalıkları araştıran laboratuvarlar niteliğindedirler.

Amerikan makamları Maryland’deki laboratuvarlara ilave olarak, açık ve net bir şekilde, dünyanın 30 ülkesinde 336 biyolojik laboratuvara sahip olduklarını itiraf etmişlerdir. Ancak konu hakkındaki uzmanlar, bu rakamların gerçekleri yansıtmadığı, Kafkas Ülkeleri, Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkelerindeki ABD’ye ait laboratuvar sayılarının, açıklanan rakamlardan çok daha fazla olduğu kanaatindedir!

ABD laboratuvarlarında, veba, brusella, koronavirüs, filovirüsler vb. insanlara bulaştırılabilen tehlikeli hastalıkların, göçmen kuşlar, yarasalar, sivrisinekler ve diğer hayvanlar aracılığıyla nasıl yayılabileceği incelenerek, bu hayvanların "potansiyel biyolojik silah ajanları" haline getirilebilme çalışmaları yapılmaktadır.

Bulaşıcı hastalıklar, geçtiğimiz yüzyılda birçok insanın ölümüne sebep oldu. Bu ölümlerin milyonlarcası, virüslerin kasıtlı olarak yayılmasından ve insanlar tarafından üretilen biyolojik zehirlerin kullanılmasından kaynaklandı.

Günümüzde de, 147 yolcunun bulunduğu Hollanda bayraklı turistik bir yolcu gemisinde, hantavirüs kaynaklı bir bulaşıcı hastalığın tespit edildiği ve geminin karantinaya alındığı, Dünya Sağlık örgütü tarafından, dünya kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Ayrıca sağlık çevreleri tarafından; gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, Hantavirüs hastalığının Covid-19’dan daha ağır ve ölümcül sonuçlara neden olabileceği, insandan insana bulaşabildiği ve dünyaya yayılması halinde, insanların yıllarca kapalı mekânlara mahkûm olacağı, sonuçlarını yaratacağı ifade edilmiştir!

Hantavirüs ile ilgili haberlerin canlılığı devam ederken, Afrika ülkelerinden yayılma belirtileri gösteren ve malum ülkelerce (!) üretilip sahaya sürüldüğü ihtimali olan, Ebola virüsüne ilişkin haberler de dünya medyası ve kamuoyunda sıklıkla yer almaya başlamıştır!

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri; geçen haftalarda yaptıkları açıklamada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden yayılan Ebola virüsünün “boyutu ve yayılma hızından derin endişe duyulduğunu” ifade edip, virüsten kaynaklı hastalığın Kongo sınırları dışına yayılma riskinin artması nedeniyle, uluslararası boyutta halk sağlığı acil durumu ilan etmiştir!

DSÖ ayrıca, Ebola virüsünün ilk defa rastlanan “Bundibugyo” türünün, kan ve diğer vücut sıvılarıyla ve hatta tokalaşmayla dahi insandan insana bulaştığı, bulaştığı üç insandan en az birinin ölümüne neden olduğu, onaylanmış bir tedavi yönteminin bulunmadığı, aşısının mevcut olmadığı ve aşısının bulunmasının da aylar alabileceğini ifade etmiştir!

Dünya sağlık Örgütü’ne göre hastalık; başlangıçta ateş, yorgunluk, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve boğaz ağrısı gibi, grip benzeri belirtiler gösterebilir ve bu belirtiler aniden başlayıp ardından kusma ve ishal, nihayetinde ise iç ve dış kanama ve çoklu organ yetmezliği ile ölümlere neden olabilmektedir.

DSÖ ülkeleri acil durum mekanizmalarını devreye sokup, ülkeleri sınır kontrollerini arttırmaya çağırırken, Uluslararası yardım kuruluşu sınır tanımayan doktorlar(MSF) da, ebola virüsünün hızlı yayılmasını endişe verici olarak niteleyip, geniş çaplı müdahale için hazırlık yaptıklarını ifade etmişlerdir!

Hastalığın yayılması ihtimalleri güncelliği korurken; ABD, Hindistan, Ürdün ve İtalya gibi bir kısım devletler, Uganda, Kongo ve Güney Sudan devletlerinden gelen yabancıların ülkelerine girişlerini askıya almış ve hatta 28-31 Mayıs’ta yapılması planlanan Hindistan-Afrika Forum Zirvesi (IAFS IV) belirsiz bir tarihe ertelenmiştir.

Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığı’nın sadece bilinen basit Ebola virüsüne ilişkin; 2014 yılından itibaren alınan önlemler ile 2019 yılında yayınlanan “Ebola virüs hastalığı bilgilendirme ve vaka yönetim rehberi” gibi rutin işlemleri yaptıkları bilinmektedir.

Ancak Bakanlığın; günümüzde, hızla yayılma ihtimali gösteren, ebolanın yeni virüs türüne ilişkin “Şu ana kadar Türkiye sınırları içinde herhangi bir vaka tespit edilmediği” açıklamasının dışında, DSÖ’nün ilan ettiği halk sağlığı acil durumu ile sınır kontrollerinin yapılması hakkında, herhangi bir ilave tedbir alındığı hususu, kamuoyu ile paylaşılmamıştır!

Basınımızda da yer alan ve sağlık uzmanlarının hakkında yüksek endişe taşıdıkları, henüz aşısı olmayan ve bir tedavisi de bilinmeyen ebolanın Bundibugyo türüne ilişkin, ülkemiz için de ilave tedbirler alınması hakkında, illa bizden birilerinin bu hastalığa yakalanıp ölmesi mi gerektiği hususunu, ilgililer ve okuyucularımızın takdirine sunuyorum!

Globalleşen dünya ile coğrafi uzaklığın hiçbir anlamının olmadığı günümüzde, Güney Amerika’daki Şili, Asya’daki Tayland ve ebola virüsünün ölümcül yeni türünün yayılıp, her gün insanların ölmeye devam ettiği, Afrika’daki Demokratik Kongo Cumhuriyeti, bize İran, Suriye ve Yunanistan kadar komşudur.

Ve eğer komşunuzun evi yanıyorsa, hiçbir tedbir almadan, sadece bekleyip izleyerek kayıtsız kalamazsınız. Ateş sizin de evinize sıçradığında çok geç kalmış olabilirsiniz!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.