“İman, eylemin içgüdüsüdür.

Ceylan Alkan

Huzursuzluğun kitabı

Fernando Pessoa

Aramak, bulmaya açılan bir kapıdır. Gerçeği arayıp bulma yolunda karşımıza birden fazla kapı çıkacağı bir gerçek. Doğru kapının kilidini açarsak şayet, aradığımız gerçekler gün yüzü gibi karşımızdadır; tabi ki, bakmak ile görmek arasındaki farkın farkındaysak…

 

 

 

          1888 yılında Lizbon’da doğan Fernando Pessoa, Portekiz modernizminin öncülerinden sayılmaktadır. Düz yazı metinler, eleştiri, şiir ve denemelere imza atan yazar, fütürist harekette yer alarak Paulismo akımına öncülük etmiştir. Huzursuzluğun Kitabı adlı eseri yazarın ölümünden  yaklaşık 50 yıl sonra açılan sandıktan  çıkan  dağınık metinlerin ( binlerce notlardan oluşan günlüklerin) birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Kitaba  Pessoa’nın yakın dostu olan Mario de Sa-Carneiro’ya yazmış olduğu mektupla başlanmış. Kitabın ilk bölümünü oluşturan ‘Olaysız Bir Özyaşam Öyküsü’  483 tane başlık altında toplanmıştır. Diğer iki bölüm ise ‘ Büyük Metinler’ ve ‘Ekler’ adını taşımaktadır. Kitabın yaklaşık 500 sayfalık bölümünü kaplayan ilk bölümün baş kahramanı Bernardo Soares’tir.  Bir kumaş dükkanında çalışan  Soares, gündüz işine gidip gelirken, geceleri de düşündüklerini kağıda döken bir kişilik.  Yalnızlık, karamsarlık, varoluş sancıları, hayata sıkıntılı bir bakış açısı bazı ruhi bunalımları beraberinde getirmiş. Bir rivayete göre, yaklaşık 70 farklı kişilik altında eser yazan Pessoa’nın yazmış olduğu metinlerin ana tarzını anlatı, üslubu şiirsel ve bol miktarda felsefi aforizmadan oluşuyor. 70 farklı duygu, düşünce beraberinde 70 farklı yaşam, düşünce yapısı ve kişilik olduğundan Pessoa’nın kafasının karışmasını sanırım normal  karşılamak gerekebilir. Her heretonim, biyografi, psikoloji, dini inanış ve fiziksel bakımdan birbirinden farklı. ‘Bütün yaşamım boyunca kendimi uyumsuz hissettim; en yüce şeyler karşısında bile. Oysa tüm diğer şeylere, en alçaklarına bile uyum sağlayabiliyordum. Böylece kendime ikili bir kişilik buldum.; bunu iki kolu da aynı ölçüde yanlış. İşte bu yüzden kendimi bulamıyorum. Başkalarıyla nispeten iyi geçinen nükteli insanın ardında; ben, ölü bir sanatçıyım ve hatta gerçekte bu bile değilim’ diyor yazar.

 

 

          Yaşadığı ruhi sıkıntılar, bir Yaratıcının varlığını sorgulama ve metafizik, işlediği konular arasında. Kendi içinde varlık ve var oluş adına  çelişkilere düşen ve kendini  ‘en içten düşüncelerimde bile ben, ben değilmişim’ diye tanımlayan Pessoa, kendini bulmak yolunda kaybetmiş desek yanlış olmaz, zira yazar, ‘bu dolambaçlı sayfalarda size karşı sergilediğim ben gerçekten var mı, yoksa kendi uydurduğum sahte ve estetik bir kavram mı, bunu kendim de bilmiyorum. Doğru bildiniz, estetik olarak bir başkasında kendimi yaşıyorum. Kendi hayatım, varlığıma yabancı bir maddeden yabancı bir heykel yonttum. O kadar kendimin dışına çıktım ki, kendimi, öz bilincimi, sırf bir sanat malzemesine öyle çok indirgedim ki, kendimi tanıyamadığım oluyor’ cümleleriyle içinde olduğu durumu açıkça dile getirmekte. Ayrıca yazar, ‘kendime karşı bir yabancıyım ve kendimin seyircisiyim’ cümlesiyle de  yaşamış olduğu benlik karmaşasını ortaya koyuyor. ‘ Ey okurlar, mutlu olup olmadığımı soruyorsanız, cevabım hayırdır’ ve ‘hayatımın adım adım çöküşüne, olmaya özendiğim her şeyin ağır ağır  gömülüşüne tanıklık ettim gizlice’ diye okurlarına dipnot düşerken bulunduğu halden çok da memnun olmadığını yansıtıyor.

 

 

          Pessoa’a göre, yazmak; unutmak ve hayatı görmezden gelmenin en müsbet yolu. ‘İnsanların büyük bir kısmı, gördüklerini ya da düşündüklerini nasıl dile getireceklerini bilmemekten muzdarip diyen yazar, ‘dünyadaki en zor şey bir sarmalı kelimelere dökmek’ olduğunu savunuyor. ‘Ben bu dağınık, ilintisiz duygularla olaysız yaşam öykümü, hayatsız hikayemi anlatıyorum. Bunlar benim itiraflarım; bu itiraflarda hiçbir şey söylemiyorsam bu, söyleyecek bir şeyim olmadığındandır’  diye de ekliyor.

 

 

            Pessoa, yaşam ile ilgili düşüncelerini,  ‘ Doğru hisseden, dürüst düşünen bir insan, dünyadaki kötülük ve adaletsizlikten rahatsızsa, gayet doğal olarak  bunu önce kendine dokunan kısmını düzeltmeye çalışmalı, yani kendini. Bu bazen ömür boyu sürer’ cümlesiyle ele alıyor. ‘Tefekküre daldığımda hiçbir şey düşünmem, düş kurmakla geçti ömrüm. Hayatımın anlamı buydu. İç hayatımın dışındaki hiçbir şeye dönüp bakmadım. Hayatımdaki en büyük üzüntüler, gönlüme bakan pencereyi açıp oradaki bitip tükenmez kaynaşmayı seyrederek kendimi unutmamla geçip gitti’ diye özetliyor. ‘Başkalarıyla yaşamak ölmektir’ diyen yazar yaşamı boyunca yalnızlığı tercih etmiştir.

 

 

           Pessoa ölümü; ‘Hayat diye kabul ettiğimiz şey, gerçek hayatın uykusu, varlığımızın gerçek halinin ölümüdür’ ve ‘neden bilmem, bazen öleceğim içime doğar, ölüm uykuya benziyorsa, ölümden uyanacağımızı varsaymamız gerekir’ diye tanımlıyor. Aynı zamanda imanı da ‘İman eylemin içgüdüsüdür’ ifadesiyle dile getirmesine rağmen; inandığı şeylere iman etmediğinin de  altını çiziyor.

 

 

 

 

          Her okuyucu elbette okuduğu kitaplarda  farklı izlenimler edinir. Ve her bir aforizmanın insan üzerindeki etkisi muhakkak farklıdır.  Kanaatimce bir kitabı en iyi kendi yazarı anlatır.  Huzursuzluğun Kitabı kurmaca bir karakterin kendi hayatından bir şeyler anlattığı bir roman olarak görülebilir belki ama gerçekte bir anlatı/denemedir. Bana göre, adeta huzursuzluk abidesi olan ‘Huzursuzluğun Kitabı’ nı Pessoa, “ hiç hayatı olmamış bir adamın biyografisidir” diye nitelendirmiş. Bu eser, bir arayış içinde  kayboluş; bir hayat bulamayış, yaşamın içinde yer edinemediğini düşünen bir insanın hikayesi. Düşünmek güzel bir meziyet ve düşündüklerini yazıya dökmek de ha keza öyle. Fakat gözden kaçırdığımız bir şeyler var hayatta. Farklı olmak güzeldir, bunun farkında olmak da… Düşüncelerinin Pessoa’yu ulaştırmış olduğu noktanın umutsuzluk, kaybediş, kimliksiz bir kimlik ve üzüntü dağının altında kalması noktasından hareketle bana bu duyguları hissettirdi diyebilirim. Bu kitabın içeriğiyle ismi tamamen uyum içinde olmuş, huzur arıyorsanız bulamayabilirsiniz doğrusu.