Bazen hayat insana açık açık söylemez…
Ama hissettirir:
“Artık geç.”
İşte tam o noktada insanlar ikiye ayrılır.
Bir kısmı gerçekten durur.
Diğer kısmı ise… tam oradan başlar.
Bu hafta bir hikâye dinledim.
Ama bu sadece bir hayat hikâyesi değildi.
Bir inat…
Bir yeniden başlama haliydi.
Nevin Lütfiye Kıyak.
Hayatının belli bir yerinde “tamam artık” demek yerine,
“şimdi başlıyorum” diyen bir kadın.
Emeklilikten sonra çoğu insan kendini geri çeker.
Dinlenir, kabuğuna çekilir.
O öyle yapmamış.
Bir iplikle başlamış mesela…
Amigurumiyle.
Sonra o iplik büyümüş.
Takıya dönüşmüş, resme dönüşmüş, sahneye taşınmış.
Kendi kendine öğrenmiş.
İnternetten bakmış, denemiş, bozmuş, yeniden yapmış.
Yani kimsenin ona açmadığı kapıyı,
kendi eliyle aralamış.
Bu çok önemli.
Çünkü bugün birçok insanın sorunu imkânsızlık değil…
Başlamamak.
O ise başlamış.
Eksik malzemeyle…
Kısıtlı imkânla…
Hatta zaman zaman sağlık sorunlarıyla…
Ama hiçbir zaman “benden geçti” dememiş.
Toplumun en tehlikeli cümlelerinden biridir:
“Bu yaştan sonra…”
İşte o cümle, görünmeyen bir duvardır.
Çoğu insan o duvarın önünde durur.
Ama bazıları… o duvarın olmadığını fark eder.
Nevin Hanım o duvarı görmeyenlerden.
Çünkü üretmek onun için sadece bir uğraş değil.
Bir var olma biçimi.
Bir gününü anlatırken bile aslında çok şey söylüyor:
Yarım kalan bir örgüyü tamamlamak,
bir resmi bitirmek,
yeni fikirler aramak…
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama aslında şunu anlatır:
“Ben hâlâ hayatın içindeyim.”
Ve belki de en çarpıcı tarafı şu:
Ürettiklerini satmak için değil,
paylaşmak için yapıyor.
Sevdiklerine hediye etmek…
Onları mutlu etmek…
Bugünün dünyasında bu çok nadir bir şey.
Çünkü artık çoğu şey değer üzerinden değil, fiyat üzerinden ölçülüyor.
Ama bazı insanlar hâlâ başka bir yerden bakıyor hayata.
Nevin Lütfiye Kıyak gibi.
Sohbet sırasında bir cümle kaldı aklımda:
“Hiçbir şey için geç değil.”
Aslında mesele bu kadar basit.
Ama biz onu zorlaştırıyoruz.
Bekleyerek…
Erteleyerek…
Kendimize sınırlar koyarak…
Oysa hayat bazen çok net:
Başlayan devam ediyor.
Bekleyen yerinde kalıyor.
Yazının sonunda şunu düşündüm:
Geç kalan yok aslında…
Sadece başlamayan var.
Ve belki de mesele şu:
Biz hayatın neresinde durmayı seçiyoruz?