Kahveler Tek Başına İçildiği İçin Tadı Yok

Müslüm Üzülmez

Artık yalnızca sese sığınıyoruz

Işıklı geceye.

Kime gideceğiz,

Hangi sözle anlatacağız acıyı,

Hangi dilde bağışlanmayı dileyeceğiz?

Bize saf bir başlangıç gerekli

Kelimelerin gün doğumunda

                            Bejan Matur

İnanılması zor ve sonuçları hiçte iyi olmayan günler yaşıyoruz. Koronavirüs denilen küçücük bir şey esir aldı bizleri. Yaşantımızı sil baştan değiştirdi. Çaresizce, yaşamla ölüm arasında kıstırılmış bir vaziyette evlerimize kapandık. Bilim kurgu atmosferini andıran boş sokaklarıyla evlerimizin çoğu şimdi bir kabuktan ibaret, böcekler gibi koruyucu kabuklarımıza çekildik.

Zayıf ve çaresiziz. Yaslarımızı tutamıyoruz. Dokunmaya, sarılmaya, tenin sıcaklığına hasret kaldık. Duaların yerini “ne olacak” bekleyişi aldı. En gelişkin cihazları uzayın derinliğine gönderenler, Mars’a yolculuğu tasarlayanlar, her şeye sahipken her şeye hâkim olacaklarını düşünenler küçücük bir virüsün yayılması karşısında şimdi çaresiz.

Hastalık ve ölümün geometrik artışta olduğu böylesi zor günlerde zorluklar hep birlikte aşılması gerekirken, kendini bilmez bencil kindar kafalardan ne yazık ki hâlâ çatlak sesler çıkıyor. İnfaz yasasında etnik ve siyasi düşünce ayrımı yapılmasının yanında, muhalefet virüs olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlar, bazı devletler veya farklı uluslara mensup insanlar karalanıp suçlanıyor ve mevcut duvarlara yeni duvarlar ekleniyor; tüm duvarların hep birlikte küresel bir saçmalık olduğunu bilmelerine rağmen. Ama Covit 19 sınır, etnik köken ve sosyal statü tanımıyor. Örülen tüm duvarları aşıyor, hava gibi yayılıp her yere ve her kese dokunuyor.

Burada yaman bir çelişki var. Virüsün yayılımı küresel, önlemler ulusal sınırlar dâhilinde. Herkes evinin içini temizlesin deniliyor, peki evlerimizin önü ne olacak? Kafalar karışık. Mühendis bir arkadaşım paylaştığı bir mesajdaki gibi: “Ülke ters düz oldu… Sağcılar cami kapattı, solcular sıkıyönetim istiyor, sofiler alkol peşinde…”

Dünyamız uzun süredir ilk defa bu denli küresel boyutta çaresizlik, hastalık ve ölümle karşı karşıya kaldı. Bilim insanları ve yetkililerin “Evde kal” açıklamalarına uyarak evlerimize kapandık; bekliyoruz. Yapılacak çok fazla bir şey yok. Kendimizi, özellikle de akıl sağlığımızı korumalı ve hayatı kucaklamalıyız. Tanıdıklara, çevremizde bulunan insanlara yardımcı olup moral vermeliyiz. Derin acılar yaşasak da bu günlerin mutlaka geçeceğine inanmalıyız. Yaşayacağımız daha güzel günlerimiz ve biriktireceğimiz çok güzel anılarımız olacak. İnanın, o günler hiçte uzak değil. Yapmamız gereken şey yaşamın anlamını yeniden düşünüp hırs ve nefisimizi terbiye ederek doğanın sesine birazcık kulak vermektir.

Sanat eleştirmeni, yazar John Berger Portreler adlı kitabında Juan Muñoz (1953-2001) hakkında yazdığı yazısında hayali olarak Nazım Hikmet’le mektuplaşır. Bu mektuplarından birinde, her ne kadar farklı bir bağlamda söylemiş olsa da, sanki bugün bizlere seslenmektedir:

“Tarih baştan başa gerçekleşmesi beklenilen, yitirilen ve yeniden yeşeren ümitlerden ibaret. Ve yeni ümitler yeni kuramlara yol açıyor. Ama büyük kalabalıklar için, cesaret ve sevgiden başka hiçbir şeyi ya da pek az şeyi olanlar için, ümidin algılanışı farklıdır. Bu durumda ümit dişlerini geçirdiğin bir şeydir. Unutma bunu. Gerçekçi ol. Ümit dişlerin arasındayken yorgunluk vız gelir, ihtiyacın olduğunda direnme gücü bulursun; bu güç sayesinde olmadık yerde bağırılmayacağını, asla yakarmamak gerektiğini bilirsin. Ümidi dişleriyle yakalamış genç bir kızın ya da delikanlının kardeşliği saygı uyandırır. Gerçek hayatta ümit beslemeyenler yalnızlığa mahkûmdur. Acınmaktan başka bir şey gelmez ellerinden. Ve geceyi kazasız belasız atlatıp yeni bir günü hayal ederken dişlerin arasındaki bu ümitlerin taze ya da yıpranmış olması önemli değildir. Bir kahve içsek mi?” (s.456-7)

***

Şimdi kahveler tek başına içildiği için tadı yok, bu zor günleri bir atlatalım, tadına doyum olmaz güzelim kahveleri ben yapacağım. Söz.

Müslüm Üzülmez