Gecenin saat biri, Şırnak’tan Diyarbakır’a, Midyat - Mardin güzergâhından arabayla yol alırken, biraz da oyalanmak amacı ile telefonla bir radyo programına konuk olur. Radyo spikerinin “Gününüz nasıl geçti” sorusuna “Her güne 100 puanla başlarım, gün bitiminde işin yorgunluğu ile 97 puana inerim, eve gidince 2 puanı da Hanım götürür, genelde 95 puanla da yatarım” cevabını vermişti.
Bayan olan spiker, biraz da feminist bir yaklaşımla, “neden hanımınız iki puan götürüyor” deyince; “uzmanların belirttiğine göre, her insan bir gün içerisinde 20 bin sözcük kullanabiliyor, çalışan insanlar genelde gün içerisinde 18 bin sözcük kullanıyor, ev hanımları gibi, ev dışında iş uğraşısı olmayanlar ise gün içerisinde sadece iki bin sözcük kullanıyor. Dolayısıyla ben eve gittiğimde benim kullanabileceğim iki bin, hanımın da kullanabileceği 18 bin kelimesi oluyor.” Şeklinde cevap verir. Spikerin “Bu halde sizin davranışınız nasıl oluyor” sorusuna da “Hanım ne derse, EVET veya HAKLISIN cevaplarını verir ve bu sayede tartışma yaşamadan, günlük kalan 97 puanımdan iki puan daha kaybederek, 95 puanla da yatarım” cevabını verince, spiker gülerek programa katılımından dolayı teşekkür eder.
Aslında her güne 100 puanla başlama becerisini kolay da kazanmamıştı!
Otuzlu yaşlarda, evli ve iki çocuk babası iken, değişik ülkelerden vatandaşların da bulunduğu çalışma ortamında, diğer ülke vatandaşlarının dingin ve mutlu olmasına karşılık, kendisinin stresli, gergin, yorgun ve her güne eksi puanla başladığını fark etmişti.
Bu halini bir hafta boyunca, kendi kendine sorguladığında;
Kendisinin çözümüne bırakılmış hısım, akraba, dost ve tanıdıkların muhtelif sorunlarının, kendisinde sürekli bir ağırlık yaratarak, onun yaşamının önüne geçtiğini, bundan dolayı da iş, sosyal, aile ve içsel yaşamında gerginlikler yaşadığının, başka bir ifade ile kendi yaşamından ziyade başkalarının hayatını yaşadığının farkına varır.
Bu tespit onu, “Bundan sonra, sadece ailem ve işimin olduğu kendi hayatımı yaşayacağım, diğer insanların yaşamına da, sadece imkânım oranında katkıda bulunacağım” kararını almaya yönlendirir.
Bu karardan sonra, kendi yaşamına döner ve bu sayede her güne 100 puanla başlayıp, gün sonunda 95 puanla yatma mutluluğuna kavuşur.
Bu sayede; odaklanma, karar verme ve stresin yarattığı zihinsel sorunlar ile iş ortamındaki düşük verimlilik, yaratıcılıktaki eksiklik ve hata yapma risklerinden kurtulduğu gibi, sosyal ortamlardaki gereksiz tartışmalar, sosyal izolasyon ve negatif enerji yayma sorunlarını da yaşamaktan uzak kalır!
Sonraki on yıllar içinde, gergin ve yorgun insanlar ile özellikle hısım ve akraba sorunlarını kendi yaşamının ana teması yaptığından, çıkmaza girmiş ve hatta intihar edecek seviyeye gelmiş insanlarla, kendi tecrübesini paylaşarak, onların karmaşık ve umutsuz ruh hallerinden çıkmalarına da katkıda bulunur.
Evimizde kullandığımız buzdolabı, çamaşır makinesi, ütü vb. elektrikle çalışan cihazların, mutlaka toprak hattı olan prizlerden elektrik alması gerektiği, onların kullanım kitapçıkları ile uzmanların tavsiyelerinde, ısrarla yer alır.
Bu ısrarların üç ana nedeni vardır:
- Cihazın metal gövdesinde bir elektrik kaçağı olduğunda, akım insan vücudu yerine direnci çok düşük olan toprak hattını seçer. Bu sayede, cihazda bir elektrik kaçağı olduğunda, cihaza dokunan kişi elektrik çarpmasından korunur.
- Şebekedeki ani voltaj yükselmeleri veya kaçak akımlardan, cihazların hassas elektronik kısımlarının zarar görmesini engeller.
- Cihazlarda biriken statik elektriği toprağa aktararak, cihazın sağlıklı ve kararlı çalışmasını sağlar.
Hizmetimizde kullandığımız, elektrikli cihazların zarar görmemesi için gösterdiğimiz özeni, Yaradan’ın lütfu ile bir kereliğine sahip olduğumuz değerli yaşamımıza göstermeyip, ailemiz dışındaki birilerinin yaşamımıza sokmaya çalıştığı, elektrik çarpmalarına, kaçak akımlara ya da ani voltaj değişimlerine feda etmeye değer olup olmadığını takdirlerinize sunuyorum.
Mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yaşam, yaratılmış her insanın, en doğal hakkıdır.
Kendimizin yaratmadığı ve çözümünün de bizi aştığı sorunların elektriğini toprağa göndermeyip, sürekli üzerimizde taşımanın da bir faydasının olmadığı açıktır.
Ama dingin ve mutlu olduğumuzda, karşılaştığımız her sorunu gücümüz ölçüsünde aşmak ta mümkündür!
Hem Yaradan’ın kuluna, gücünü aşan oranda sorun yüklemeyeceği “ Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz…” (Bakara-286) ayetinde de açıkça ifade edilmemiş midir?
O halde, bir kerecik yaşama şansına sahip kendimize “Kendimizi seviyor muyuz?” diye sorup, iç muhasebe yapmamız gerekmez mi?
Soruya cevabınız “hayır” ise kendinizi yeniden ama yeniden sorgulamanızda fayda vardır!
Ama soruya cevabımız “evet” ise geliniz, yaşamın her türlü olumsuzluğuna rağmen, bu günden itibaren, her geçmiş günü sorunları ile birlikte geride bırakarak, her yeni güne 100 puanla başlayalım. Deneyin, yaşamdan daha çok zevk alıp, daha çok mutlu olduğunuzu göreceksiniz. Gün sonunda kaç puanla yatabildiğiniz de sizin tasarrufunuzda kalsın!
…Hiç uyumamışçasına uyanıp yorgun / Ve hala etkisinde isen gördüğün rüyanın / Bırak geride kalsın dün / Yeniden doğuşun olsun / Berrak ve aydınlık yeni bir gün… (“Yeni gün” şiirinden-Selim Kaplan)