Kılavuzu karga olanın…

Selim Kaplan

Diyarbakır’ın merkez Sur İlçesi’nde 2015-16 yıllarında, Devletin güvenlik güçleri ile PKK mensupları arasında, üç aydan fazla süren çatışmalar, bazı fırsatçı ve yancılara da zemin yaratmıştı.

Şehrin ünlü hırsızlarından biri, şehirdeki çatışmaları fırsat bilip, Balıkçılarbaşı mevkiinde, bir bankaya ait ATM’yi duvardan söküp kaçırmaya çalışırken yakalanır.

Hırsız hâkim karşısına çıkarıldığında, hâkime der ki “Hâkim Beg, bılisen ben hırhızam, ATM’yi çalmaya çalışırken de poles abeler beni yakalayıp huzurunuza çıkardılar. Başka da bir sebebim yoktır”

Hâkim hırsıza “ Hırsız olduğunu biliyorum, ama bu defaki hırsızlığına siyasi kılıf vermeye çalışmışsın, onun için hem hırsızlıktan ve hem de siyaseten yargılanacaksın” der.

O gün yargılanıp suçlu bulunan hırsız, on yıldır cezaevindedir!

Günümüzden 2 bin 7 yüz yıl önce Asur Devleti tarafından ortadan kaldırılan İsrail Devleti, yeniden diriltilen mumya misali, 1948 yılında ABD ve İngiltere’nin canlandırmasıyla, yok edildiği topraklarda yeniden yer bulmuştur.

Davut ve Süleyman Peygamberlerin adaletinden uzak; gasp, hırsızlık, katletme, işgal mantığı ile hareket ederken, savaş suçu ve insan hakları ihlalleri, silahlı saldırı ve terör suçları işleyen Sözde devletin bu siyaseti, yedi yüze yakın kez, dünya devletleri adına Birleşmiş Milletler(BM) tarafından kınanmasına rağmen, başta ABD olmak üzere, egemen devletlerden güç alan İsrail, firavunist tutumundan vazgeçmemiştir!

Bu tutumla, Filistin topraklarını işgal ile çalarak, 8 milyona yakın Filistinliyi binlerce yıldır yaşadıkları ata topraklarından sürerken, dünyada yaklaşık 16 milyon olan Yahudi inancına mensup insanların 8 milyonunu da İsrail Devleti’ne taşımıştır.

İsrail Filistin topraklarında yaşattığı vahşete ek olarak; kendisine güç ve destek veren egemen güçlerin yardımı ile komşusu olan Arap Devletleri ile yaptığı 4 savaşı kazanmış, kendisine tehdit olan Irak, Libya, Suriye ve Lübnan’da, iktidarların devrilip, ülkelerin kaosa sürüklenmesine de katkıda bulunmuştur.

Halen Filistin, Lübnan ve Suriye’de işgallerine devam eden İsrail, kendisine en büyük tehdit olarak değerlendirdiği İran’a da, Libya, Irak ve Suriye’de olduğu gibi, ülkeye demokrasi getireceğim yalanıyla, ABD ile birlikte saldırıda bulunmuş ise de evdeki hesap çarşıya uymadığından, İran’ı dize getirememişlerdir.

İran’ın direnci ile beraber hürmüz boğazı da kapatılınca, ABD ve İsrail’in demokrasi hırsızlığı, dünya ekonomisi ve siyasetine de darbe vurmuştur. Bu darbeden etkilenen başta Çin ve Avrupa Birliği ülkelerinin baskıları ile İsrail’in muhalefetine rağmen, ABD düştüğü bataklıktan çıkmak için, İran ile antlaşma yoluna gitmek zorunda kalmıştır.

ABD ve İsrail’in bu defaki hırsızlığının, hâkimin hırsıza dediği gibi, kendilerince basit görülen demokrasi hırsızlığından, çok daha fazla bir cezaya çarptırılacağı muhakkaktır.

Bundan dolayı, tarafların birbirine güvenmemesine rağmen, şimdilerde yapılacağı kamuoyunda yer alan ABD-İran barış antlaşmasının, içeriği ne olursa olsun, ne kadar gerçekçi ve ne kadar yürürlükte kalacağı, sorularının cevap bulması önemlidir.

Bunun için geçmişte, İsrail’in muhatapları ile yaptığı ve ABD’nin sponsor olduğu, antlaşmaların akıbetine bakmanın bir fikir vereceği değerlendirilmektedir.

İsrail başta Filistin Devleti’nin kuruluşunu kabul ettiği 1995 Oslo antlaşması olmak üzere, 1991-2005 arası dönemde Filistinliler ile yaptığı sekiz antlaşma ile son dönemde Gazze ve Lübnan’ın işgal edilmeyeceği antlaşmalarına da uymamıştır. Ayrıca BM’nin; güvenlik konseyi kararları, İnsanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaya karşı sözleşme ile her türlü ırk ayrımcılığının tasfiye edilmesine dair uluslararası sözleşmelere uymadığı gibi, yedi yüz kez kınanması da bir işe yaramamıştır.

İsrail bu sözleşme ve antlaşmalara uymayıp, despotluk ile hırsızlıklarına devam ederken, desteğini aldığı ABD ile İran’a saldırırken durum değişmiştir.

Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, ABD’nin dünyadaki müttefikleri, İran’a saldırıda İsrail’in kuyruğuna takılan ABD’ye destek olmamış, ABD’nin uydusu konumundaki Arap ülkelerinin de bu savaşta zarar görmesi, “kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz” atasözünü bir daha doğrulanmıştır.

Ayrıca ABD ile İsrail’in İran’a saldırısı testiyi kırmıştır ve ne kadar onarılsa da testinin su tutmayacağı bellidir. İsrail Başbakanının televizyonda da “İran’la çatışmamız henüz bitmedi” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, ABD ve İsrail’in İran ile husumetinin bitmeyeceği ve hatta fırsatını bulduğunda İsrail’in yeniden İran’a saldıracağı açıktır.

Bunun farkında olan dünya ülkelerinin özellikle petrol ve doğal gaz gibi enerji piyasalarında yeni bir döneme gireceği, mevcut ticaret yollarının değişeceği, ülkelerin enerjide yeni ortaklıklar ve güzergâhlara yöneleceği, bölge ülkeleri arasında yeni ittifakların olacağı muhakkaktır.

Bundan dolayıdır ki, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sürecinde, ilk olarak 20 Mart 2026’da bir araya gelen Türkiye, mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan dışişleri bakanları, 21 Haziran 2026’da Kahire’de dördüncü kez bir araya gelmişlerdir.

Dört devletten oluşan bu sistemin amaçlarının; İsrail ve dolayısıyla ABD’nin bölgesel askeri üstünlüğünün yarattığı çatışma ve istikrarsızlık ortamında, bölgesel gerginlikleri önlemek ile bölgesel güvenlik konularında işbirliğine gidilmesi olduğu değerlendirilmektedir.

Yıllardır şehrin hırsızı sıfatında olan ABD ve onun piyonu İsrail’e karşı bölgesel ittifakların oluşturulması, hırsızın ev sahiplerinden baskın çıkmasını önleyeceği gibi, onun uluslararası hukuka uymasını da sağlayacağı hususunu okuyucularımızın takdirlerine sunuyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.