Kışanak Tigris Haber’e konuştu: UNESCO, Sur’u gözden çıkarabilir

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gülten Kışanak, sokağa çıkma yasakları, hendekler, Sur’da göç eden vatandaşlara belediyenin hizmetleri, belediye ekiplerinin çöp ve ulaşım hizmetlerinin neden verilmediği konuları başta olmak üzere gündeme ilişkin

33 medeniyete ev sahipliği yaptığı için ‘Anadolu tarihinin taşlara yazıldığı kent' olarak anılan Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki tarihi surlar ve Hevsel Bahçeleri UNESCO Dünya Kültürel Mirası'na listesinde. Camiler, kiliseler, han, ev, müze ve hamamların yer aldığı 683 kültür envanterinin bulunduğu ilçede onlarca miras patlayan bombalardan ötürü yok olma büyük tehlikesi altında. Özelikle UNESCO listesindeki 5 bin 700 metre uzunluğundaki ve 12 metre yükseklikteki dünyanın en büyük kalesi surlar risk altında. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, surda yaşanan çatışma sonrası yaşanan tarihi tahribat ile ilgili UNESCO ve Kültür Turizm Bakanlığı’nı bilgilendirmek için rapor gönderdi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gülten Kışanak, olağan üstü günlerden geçen kentte yaşananlara ilişkin Tigris Haber Gazetesine konuştu. Kışanak, merak edilen bir çok konuya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. İşte Kışanak ile yaptığımız röportajdan önemli başlıklar.

Yanı başımızda patlamalar oluyor, bu sesler altında görevinizi yapabiliyor musunuz?

Sur’da yanı başımızda yaşanan ve her gün sokakta gösteriler sırasında yaşananlar insani ve vicdani  olarak hepimizi derinden sarsıyor. Böyle bir atmosfer içinde insan ne yaptığı işe odaklanabiliyor,  ne de insan olarak gönlü rahat olabiliyorVe bu duygu kentteki insanlarımızın tamamında var. Şimdi bu patlamalarda kimin evi yıkıldı; hangi çocuk, yaşlı, sivil, genç ya da polis yaşamını yitirdi bilemiyoruz. Bu yaşananlar, demokratik bir devlet kodlaması içinde insani, vicdani, politik olarak sürdürülebilir, kabul edilebilir bir durum değil. Tarihimize de baktığımızda yaşanan bu tür benzer süreçlerin sonunda tüm bu uygulamalar mahkum edilmiş ve kimse ona sahip çıkamamıştır. Ve bu süreçlere bir suçlu aranmıştır. Bir devlet utanacağı, sıkılacağı, sahip çıkamayacağı bir iş yapar mı?  Ben eminim ki, yarın bu yaşanan sürece de kimse sahip çıkmayacaktır, çıkılabilecek bir süreç de değildir. Ben bu tablonun devlet hukuku içerisinde de bir yeri olmadığına inanıyorum. Ömrümüz vefa eder ya da etmez ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kimse bu olaylara sahip çıkmayacaktır, doğruydu yaptık diyemeyecektir. Neresi doğrudur hamile kadının vurulması, neresi doğrudur şehirlerin yakılıp, yıkılması. Vurmak dışında öldürmek dışında hiç mi bir seçenek yok. Biz çözümsüz, çaresiz bir noktada değiliz. En sert çatışmaların yaşandığı 45 bin insanımızı yitirdiğimiz bir süreçten sonra bile diyalog kurmayı başardık.  Demek ki diyalog kurulabiliyor, müzakere yapılabiliyor ama her nedense bugün sanki çaresizmişiz gibi, bu savaşa, ölümlere mecburmuşuz gibi, sanki başka bir yol yokmuş gibi bir tablo çiziliyor. Bugün herkes hükümete dönüp şunu sormalı, biz neden siyasi müzakere yolunu denemiyoruz, neden hala çocuklarımız ölüyor?

Diyalogun kurulamamasında en temel sıkıntı nedir?

En nihayetinde devleti yöneten bir hükümet var ve bu diyalogu kurması gereken hükümettir. Bu bir tercih meselesidir. Hükümet silahları susturmak istiyoruz, diyalog yoluna dönmek istiyoruz desin ve kim bu yola gelmiyorsa da halk ona karşı tutum alır. Bu sorunun tankla, topla bir çözümü olmaz bu yaklaşım sadece bu toplumda daha derin yaralar açar, daha fazla insanımızı kaybederiz, insanlarımız arasına daha kalın duvarlar örer.  Savaş, çatışma ölüm  giderek tarafları keskinleştirir, ayırır, uzaklaştırır. Toplumun çoğu kesimi orada hendek, barikat neden var bilmiyor, bunların temelinde yatan şey nedir?

Hendeklerin bu süreci zora soktuğu belirtiliyor ne söylemek istersiniz?

Bunları sorgulamak bana mantıklı gelmiyor? Hendek barikat niye var yerine savaş neden var diye neden sormuyoruz? Neden çözüm ve diyalog sürecinde değiliz de bir savaşın içindeyiz? Ortada bir savaş var, bu savaşın hangi mekanda sürdürdüğü tabii ki sorulabilir ama tek başına anlamlı değil. Biz savaşı neden durdurmuyoruz, savaşa neden tavır almıyoruz ? Bugün savaş şehirlerde, sivil yaşam alanlarında sürüyor ve biz bunu gündelik yaşam içinde bire bir gözlüyoruz ama bu savaş aylar öncesinde dağlarda sürüyordu ve insanlarımız yine ölüyordu. Onlarla asker polis cenazesi, gerilla cenazeleri gelmedi mi?  Bu savaşa top yekün olarak karşı olmak gerek, çözümden, diyalog ve müzakereden yana olmak gerek. Savaşın mekanlarının değişmesi geleceğimizi kurtaran bir siyaset değildir. Savaşın mekanının değişmesi çözüm değil kendisinin ortadan kaldırılması gerekir. Çözüm, iradeli bir şekilde barış istemekte ve silahların susmasını talep etmektedir. Konuşma yolu tercih edildiğinde hendekte kapanır, barikatta kalkar, tabutlarda olmaz. Diyalog sürecindeki en büyük kazancımız ölümlerin olmamasıydı. Konuşarak her türlü sorunumuzu çözebiliriz. Küçük siyasi hesapları bırakalım, büyük insanlık hesabı yapalım.

Bu sürecin gidişatına dair halkta bir umutsuzluk var. Siz bu sürecin sonlanacağına dair umutlu musunuz?

Umudumuzu yitirirsek mücadele gerekçemiz kalmaz. Dünyadaki hiç bir savaş sonsuza kadar devam etmez, her savaşın bir sonu vardır, bunu da bir sonu olacaktır. Biz diyoruz ki daha fazla acılar çekilmeden daha fazla kayıplar, yıkımlar  yaşanmadan ve tarihe kara bir leke olarak geçecek şeyler yaşanmadan son bulsun bu savaş. Kürt sorunu Türkiye'nin en ağır sorunlarından biridir çünkü tarihsel olarak yaşanmışlıkları vardır. Şeyh Sait'in idam edilmesinden Dersim katliamına, Ağrı'ya, 90'lı yıllara, Diyarbakır cezaevinde yaşananlara, darbe dönemlerindeki uygulamalara, faili meçhullere, köy yakmalara , bütün bunlara baktığımızda gerçekten de tarihte taşınması çok ağır olan yüklerdir. Bunların üzerine yeni bir kambur eklemenin, halka daha büyük acılar yaşatmanın hiç bir mantığı yok.

Sur içindeki göçü nasıl değerlendiriyorsunuz? Belediye olarak vatandaşlara ne gibi yardımlar yapıyorsunuz ?

Hem Büyük şehir belediyemizin hem de ilçe belediyelerimizin halkla çok yakın ilişkileri var. Belediyelerimiz halka her türlü desteği sunmaktadır. Muhtarlarımız, sosyal hizmetler birimimiz yurttaşlarımıza çok yoğun bir çalışması var. Yoksullara, engellilere, çocuklara her türlü destek sunuluyor. Bu yardımları rakamsal olarak ifade etmeye gerek yoktur. Bizim bu yardımları bir siyaset malzemesi yapmak gibi bir anlayışımız yoktur.

UNESCO’YA RAPOR

Çatışmalar devam ederse UNESCO Sur’u listeden çıkarabilir mi?

Çatışma ve operasyonlar tarihe yönelik bir suikasta dönüşmüş durumda, olup bitenler karşısında içimiz kan ağlıyor. Sur bölgesinde biran önce tahribatın sona ermesi ve askeri çatışma alanı olarak çıkartılması lazım. Bununla ilgili UNESCO’yu sürekli bilgilendiriyoruz. Kültür Turizm Bakanı Mahir Ünal ile telefonla durumu anlatıp hassasiyet gösterilmesini istedim. Surlar büyük zarar görürse UNESCO, ‘Özgünlüğünü ve bütünlüğü kalmamıştır’ diyerek surları dünya kültürel mirası listesinden çıkarma durumu söz konusu olabilir. Listeden çıkarılma risk var.Sur içinin mutlaka korunması gerekir.

“ÇÖZÜM SÜRECİNE GERİ DÖNÜLMELİ”

Çözüm nasıl gelir?

Biz ölmek istemiyoruz, sorunlarımızı ölmeden, öldürmeden konuşarak ta çöze biliriz. Niye konuşma yolu tercih edilmiyor? Konuşma yolu tercih edildiği an hendekte kapanır barikata kalkar  ölümde durur. 45 Bin insanın ölümünden sonra Türkiye yakın tarihinde çözüm sürecini yaşadı. En büyük kazancımız bu süreçte insanlar ölmüyor, cenazeler kalkmıyordu. Bu topraklarda artık kan aksın istemiyoruz diyen büyük vicdani bir harekete ihtiyaç var. Barışa sahip çıkmak için vicdanların ayaklanması gereken bir tablo var ortada. Hiç birimizi yediğimiz yemekten tat alamıyoruz.

ÇÖP TOPLAMA

Çöpler neden toplanmadı, araçlar neden çalışmadı?

Diyarbakır’da normal bir yaşam devam etmiyor. Olağanüstü günler yaşıyoruz. Sokaklarda her gün gösteri ve çatışmalar var. Yol kapatmaları bu şehrin gündelik hayatının parçası haline geldi. Kentteki genel durumdan dolayı çalışma yapamıyoruz.  Valilik, bize 2 ay önce çöpleri sabah 07:00-ile 10:00 arası toplayın diye resmi yazı gönderdi.  Kısa sürede günde 850 ton çöpü çıkartmak kolay olmuyor. Olaylardan ötürü temizlik, ulaştırma ve itfaiye gibi kentsel hizmetleri yapamıyoruz. Çöpler Sendikanın almış olduğu karar nedeniyle toplanmadı. Elazığ caddesi üzerinde yapımı devam eden çalışmalarımız olaylar nedeniyle bitemiyor. Çünkü burada çalışan işçilerimizin çoğu Sur’da oturuyor ve bunlar yasak nedeniyle çalışamadı. Bu kentte hayat normal devam etmiyor. Yoksa durup dururken çöp toplamama gibi bir durum olamaz. Koşullar oluştuğunda çöpleri topluyoruz. Sur içinde yasak olmayan bölgelerde bile çöpleri toplayamıyoruz. Valilik izniyle arkadaşlarımız çöp toplamaya gidiyor, ancak polis çalışanları tehdit ederek izin vermiyor. Bu kentin her yeri savaş alanı bu nedenle kentsel hizmet aksıyor. Arkadaşlarımız seferberlik halinde. Yine 2 otobüsümüz ateşe verildi.

İlyas AKENGİN-ÖZEL HABER

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Diyarbakır Haberleri