KORKU İKLİMİNİ YENMEK VE HAYIRLI BİR ÇIKIŞ YOLU ARAMAK

Ömer Serdar Kaplan

İç hastalıkları hocalarına göre her yıl dünyada yaklaşık bir milyar insan grip olmakta ve bu griplerden dolayı kronik rahatsızlığı olan yaklaşık 300-500 bin arasında insan hayatını kaybetmektedir.

2009-2010 yılı kışında domuz gribi salgını vardı ve dünyada birçok ülkede görüldü. Kaç kişinin öldüğü tam olarak bilinmiyor. Belirtileri korona ile hemen hemen aynı olan bir grip türüydü. Ancak bu grip salgınında her nedense böyle bir ciddi panik ve korku iklimi oluşturulmadı.

Koronada ise Dünya panik ve korku iklimine girdi/girdirildi.

Tedbir alınmalı, tedavi yolları araştırılmalı, insanlar koruma için bilinçlendirilmeli, hastaneler her zaman hazır olmalı.

Fakat koronada esen bu aşırı panik ve korku halinin başka hedefler içerdiğini düşünmek ve buna yönelik tedbirler de almak gerektiğini düşünüyorum.

Dünya içe kapatıldı, ekonomik faaliyetler minimum seviyeye indi. Her Ülkenin bu ekonomik durumu sürdürebilmesi mümkün müdür?

Batılı Ülkeler bunu belirli bir dönem sürdürebilir, çünkü, sömürdükleri kaynaklardan ellerinde var olanı kullanacaklardır.

Dünyanın çoğunluğunu oluşturan ülkeler açısından durum nereye evirilir, savrulur? Bunu bu aşamada belirlemek pek de mümkün görünmüyor.

Öte yandan IMF bir trilyon dolar ayırdığını isteyen ülkelere kredi verileceğini söyledi. IMF’nin kredi vermesi demek kredilendirdiği ülkeleri iliğine kadar sömürmek anlamına geldiği bilinmektedir.

Ayrıca ABD Merkez Bankası olan FED de bu durumdan nemalanmak için açıklama yaptı. istenilen kadar tahvil satın alabileceklerin, ilan etti. 2008 krizinde olduğu gibi karşılıksız para basarak dünyaya pompalayacağını ilan etmiş oldu. FED’in ortak yapısı dünya para baronlarının egemenliğini göstermektedir.

Sanki şöyle bir senaryo hayata geçiriliyor;

Korku ve panik olabildiğince arttırılacak, devletlerin ve şirketlerin ekonomileri ciddi manada darbe yiyeceğinden para baronlarının kapısını çalacak ve böylece ekonomide yeni ve daha güçlenmiş bir baron egemenliğine ulaşılacak.

Her şirket ya tamamen iflas etmeyi ve tükenmeyi göze alacak veya sermaye yapısının çoğunluk hisselerini bu baronlarla hiç pahasına paylaşmak zorunda kalacak.

Devletler de fonksiyonlarını icra edebilmek adına bu yapılardan borç almak zorunda kalacak ve zayıf ve güçsüz devlet yapıları oluşmuş olacak.

Hiçbir ülke, tüketimden kaynaklanan toplum alışkanlıklarını değiştirmeyi, kanaat etmeyi, şükretmeyi öğretmeyi göze alamayacağı için bu senaryoya uygun davranmak zorunda kalacak. Çünkü, bu hususları öğretmek zaman ister ve kapitalistler kontrol ettikleri medya aracılığıyla, yönettiği ve yönlendirdiği algılarla imkan ve fırsat vermemektedir.

Ekonomi de hedeflenen sonuç sanki böyle olacak gibi görünüyor.

Toplumsal yapı ise; sosyal ilişkileri azalmış, kabuğuna çekilmiş, korku senaryolarına olabildiğince açık bir hale evirilecek gibi görünüyor. Böyle bir hal; birlikte hareket etme kabiliyetini asgariye indirirken, bencil, ürkek, korunaksız, zayıf ve her an yönlendirilebilir bireyler çoğalacak. Böylesi toplumları kontrol etmenin çok rahat olacağını da unutmamak gerekir.

Devletler ve siyasetler de bundan nasibini alacak. Kontrol edilebilen toplumlarına karşı daha sert ve totaliter, para aldıklarına karşı daha naif ve daha uyumlu olan bir yapıya doğru evirilecek gibi görünüyor.

Böyle bir yapılanmada kapitalizm, tüketim kanallarını daha çok algılarla yöneterek, her kazancın ciddi bir kısmını yeniden tüketime yönlendirecektir.

Dijital çağa geçileceğine dair iddialar da var. Zaten toplumu bu kadar sosyalleşmekten alıkoyarsanız, herkesi kendi içine kapatırsanız, korkularla her zaman yönetilir kılarsanız, dijitalleşmeyi de bir o kadar arttırmış olursunuz.

İnternette pompalan her bir bilgiyi sorgulamadan alan ve etkilenen bir toplumsal yapı oluşmuş olur.

Tahmin ettiğimiz bu yapıya bir şekilde direnebilecek, düşünce üreterek toplumlarının önünü açabilecek insan potansiyeli şu anda 40-45 yaş ve üstü olan insanlardır. Hedeflenen şeylerden birisi de bu nüfusu bir şekilde devre dışı bırakmak olabilir.

Çünkü, insan en korktuğu şeyle test ediliyor; Ölüm. Ancak bu yapılırken sanki tek bir ölüm sebebi var o da korona. Sanki İnsanlık koronadan korunsa, ölümü yenecekmiş gibi bir hava oluşturuluyor.

İnsanoğlu ölümü engelleyemeyeceğini, ölümün kaçınılmaz olduğunu aklına getirdiği zaman farklı çözüm yolları da üretecektir diye düşünüyorum. Elbette herkes abartmadan korkuya yenik düşmeden tedbirler almalı. Ama korkunun hayatını esir olmasına da izin vermemelidir. Tedbir, tevekkül, düşünme, düşünce üretme ve dua.

Zannım odur ki, korona meselesiyle insanların panikleme marjları, korku ikliminin egemenleştirilmesi; süre ve başarılma açısından test edildi.

Bu test edilmeyi ve perde gerisi oyun ve hedefleri ciddi manada boşa çıkarmak; güven iklimi ve bilinçlenme ile mümkün olacaktır.

 

Öyleyse ne yapmalı?

Aklettmeye, fehmetmeye, fikretmeye ve tezekkür etmeye başlamalı. Oluşan bu iklimden çıkmanın yolları aranmalı, düşünülmeli, üretilmeli ve topluma sunulmalı. Bilimsellik maskesiyle korku pompalayanlara şu sorulmalıdır; peki çıkış yolu nedir? ekonomik-sosyal-siyasal-sağlık açısından daha az hasarla çıkmanın yolu ve yolları nelerdir?

Şunlar yapılmalıdır diye düşünüyorum.

Ekonomide daha önce kazananlar fedakarlık yapmalı.

Paylaşım ve dayanışma ruhu arttırılmalı, güçlendirilmeli ve toplum buna yönlendirilmeli.

Yokluğun, korkunun, çaresizliğin bir şekilde aşılır olduğuna insanlar yeniden inanmalı,

İşsiz kalanlara, gündelikçi olarak çalışanlara, küçük esnafa, yoksul kesimlere yönelik ciddi tedbirler alınarak devlet ve toplum olarak yükleri paylaşılmalı.

Zorlukları, imkansızlıkları, çaresizlikleri fırsata çevirmek isteyen toplum ve insanlık düşmanı türlere Devlet; çok ağır bedeller ödettirmeli.

Yaşadığı topraklarda gerek toplum gerekse de kamu imkanlarından yararlanarak zenginlik edinmiş olanlar taşın altına ellerini koymaları gerekir. Bunu yapmıyorlar ise Devlet gerekli tedbirleri alıp yaptırmalıdır.

İlaç ve aşı çalışmaları ciddiyetle sürdürülmeli,

Test edilen ilaçların bürokratik prosedürlerinin azaltılarak üretilmesi sağlanmalı,

Panik ve korku halini azaltacak giderecek güven iklimi sağlanmalı, Buna katkıda bulunmayan, ortalığı velveleye veren, panik ve korku değirmenine su taşıyanlara asla merhamet gösterilmemeli. Çünkü panik ve korku pompalamak düşünce özgürlüğü değil toplum karşıtlığıdır ve hastalıklı bir ruh haline delalet eder.

Refahı paylaşmayan kapitalist zihinlerden kurtulmanın yollarından birisi de, acıyı-zorluğu paylaşarak azaltma ve bunu hayatın en önemli hali haline dönüştürmeyi bilmekten geçer. Toplum bu hale dönüştüğünde refahın adil olarak paylaşılması da mümkün olacaktır.

Adalet, paylaşım, dayanışma zor süreçleri aşmada en önemli kriterlerdir.

Aslında önemli bir çare daha vardır; yeniden kanaat etmeyi, az tüketmeyi, obur olmamayı, daha çok kazanma adına her yolu meşru görme hastalığından kurtulmayı ve her şeyi Yaratan, hükmeden, çekip çeviren Allah’a yönelerek hamd etmeyi yeniden hayatımıza taşımak. Bireyler olarak böyle olursak toplumumuz da bu halle yoğrulmuş olur.

Geleceği ya egemen para baronları korkularla belirleyecek ya da tedbirlerini alarak korkuyu yeneler belirleyecek. Tarih buna benzer ciddi örnekler barındırmaktadır. Korkuyu yenenler dünyaya daha yaşanılabilir, daha adil ve daha paylaşımcı ve dayanışmacı ve daha huzurlu bir iklimi taşıyabilirler.

Bu söylediklerime ilave edilecek hususlar vardır elbette. Akledersek, Fehmedersek (Kavrarsak) fikredersek, geçmişten dersler çıkarır ve tezekkür edersek elbette ciddi manada çıkış yollarına erişebiliriz Allah’ın izniyle Yeter ki halis ve  samimi olarak düşünüp davranalım.

İşte o zaman sömürgeci baronların oyunlarını ciddi manada boşa çıkartmış oluruz inancındayım.

Wesselam.

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.