KORONA SÜRECİNE DAİR BAZI DÜŞÜNCELER

Ömer Serdar Kaplan

       İçinde geçmekte olduğumuz süreç elbette ki zorlu ve sıkıntılı bir süreçtir. Böyle zorlu süreçlerin kendine has sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi ve siyasetinin olması da gereklidir. Normal zamanların mantığıyla, rahatlık ve rehavetiyle bu tür zorlu ve sıkıntılı süreçlere bakmak, okumaya çalışmak, yorumlar yapmak, normal zamanlara has önerilerde bulunmak, talepler dile getirmek elbette doğruya karşılık gelmeyecektir.

            Şüphesiz tıbbi manada gerekli tedbirleri almak, gayretleri sarf etmek, doktorların ve sağlık çalışanlarının görevidir ve bu mücadele cephesinin en önünde onlar canla başla yer almaktadırlar. Ellerinde ki verilere göre mevcut tedavi yöntemlerini yanılma paylarıyla birlikte uygulamaktadırlar ve uygulamaya da devam edeceklerdir. Hepimiz bu durumu saygıyla minnetle karşılamak ve onlara dua etmekle yükümlüyüz.

            Sokağa çıkma yasağı isteyen kesimlerin samimiyetlerine inanmak gerekir mi? Pek emin değilim. Çünkü, gıda, ilaç, temizlik ve benzeri toplumsal ihtiyaçların karşılanması zaruretine dair bir çözüm önerileri yoktur. Tedarik zincirlerinin sağlam kalması mecburiyetine dair önerileri yoktur. Üreticilerin bu tedarik zincirinin ilk başmağını oluşturduğu açık ve tartışmasız olduğu halde buna dair de bir çözüm önerisi sunmamaktadırlar.

            Ülkenin ekonomisinin neyi ne kadar kaldırabileceğine, tolere edebileceğine, kaldıramaz duruma geldiğinde nelerle bunun izale edilebileceğine dair de bir önerileri yoktur.

            Peki buna dair önerileri olmayanların örneğin bu Ülkenin kaynaklarından toplum ve kamu marifetiyle en büyük kazancı elde edenlere yönelik örneğin; “üç ay çalışanlarınızın ücretini ödemeye, vergilerinizi ve sigorta primlerinizi ödemeye” dair bir çağrıları var mıdır?

            Ya da TÜSİAD sokağa çıkma yasağı çağrısı yaparken, fedakarlık ve katkı manasında mensuplarının neler üstleneceğini, ne tür maliyetleri göğüsleyeceğini, işçi çıkartmayarak ücret ödemeye yanaşıp yanaşmayacağına dair bir şeyler açıklamakta mıdır?

            Kabul edelim veya etmeyelim, bir gerçek var; Bu Ülke ayakta kalmak zorundadır, ekonomik çarklar bir şekilde dönmek zorundadır, üreticiden tüketiciye kadar tedarik zincirleri sağlam kalmak zorundadır. Elbette gerekli koruma tedbirleri alınmalıdır ve bu tedbirlere riayet sağlanmalıdır.

            Fedakarlık sağlık çalışanlarından, güvenlik güçlerinden tek başına beklenemez. Bu kesimlerin yaşayabilmesi için de tedarik zincirlerinin güçlü kalması zorunludur. Fedakarlığı devlet de yapacak, kazananlar, zenginler kulübü TÜSİAD da yapacak, Küçük orta boy işletmeler de yapacak, halk da yapacak.

            Çünkü, böyle kriz ve sıkıntı dönemleri top yekun fedakarlık yapma ve her kes ve kesimin elini gücüyle mütenasip taşın altına koyması dönemidir.

            Bu hususları göz ardı ederek, “sokağa çıkma yasağı istemek, devlet iki ay halkı beslesin” demek kimse kusura bakmasın ayağı yere basmayan isteklerdir. Eğer amaç çökmüş bir Ülke olmak değilse, bu tür isteklerin reel karşılığı yoktur. Hükümetin süreç öncesi ekonomik politikalarını eleştirmek mümkündür. Eksiklikleri fazlalıkları olmuştur. Ama bu zorlu süreçte yapılan çağrılar ile sanki ekonomi dip yapsın çöksün ve halk onulmayacak perişanlıklara duçar olsun istenmektedir.

            Türkiye’yi Almanya, ABD, Fransa ve benzeri Ülkelerin açıkladıkları paketlerle kıyaslayanların birkaç soruya cevap vermeleri de gerekir. Doksan yıllık Cumhuriyet tarihi süresince bu Ülkenin kaç tane dünya markası oluşmuştur?

Üretici olmak manasında üretimin neresindeyiz? Kendi ilaçlarımızı aşılarımızı üretecek bir bilimsel performansımız var mıdır? Teknolojik üretimimiz hangi boyuttadır? Hammadde üretimimiz yer altından çıkartmanın ötesine yani mamul madde üretimine geçmiş midir? Motor üretiminden uçak üretimine kadar neler nasıl önlenmiştir?

Almanya’nın, Fransa’nın ABD’nin, İtalya’nın, İspanya’nın, Rusya’nın Çin’in Japonya’nın Güney Kore’nin dünya markası dev üretim imkanları var. Biz de ise ideolojik kamplaşmalar, saflaşmalar, cedelleşmeler, çatışmalar, baskılamalar var. Yani havanda su dövme halleri. Sonra kıyas yapılıyor. İyi de böylesi bir durumda kıyas fasit kıyas değil midir?

Kaldı ki, en güçlü olanları dahil hiçbir devlet, dört beş ay süresince insanların bütün ihtiyaçlarını karşılayacak gücün sahibi değildir. Her devlet için geçerli olan tartışmasız bir gerçek daha vardır; tedarik zincirleri sağlam kalmak zorundadır.  Değilse büyük çaplı toplumsal kaos çıkar ve devletlerin bunu göğüsleme şansı da pek olmaz.

            Her konunun uzmanı olanların TV’lerde gerekli gereksiz korku pompalamaları, ayağı yere basmayan çağrılar yapmaları, toplumun kafasını karıştırmakta ve toplumu asıl yapılması gerekenler yapılmıyor noktasına sürüklemektedir.

Oysa işin psikolojisi gereği, halkın korkuya yenilmemesine, paniğe kapılmamasına, yapılanlara güven duymasına katkıda bulunmaktır. Yapılanlarda varsa ciddi ve süreci olumsuz etkileyen noktalar bunların dile getirilmesi uygundur elbette.

            Ancak ne yazık ki, cepheleşmeler, ezberler, fanatizm boyutuna varan tarafgirlikler nedeniyle; eksiklikleri tespit edip tamamlanmasına katkıda bulunmak, doğruları uygulamaya koymaya katkıda bulunmak, doğru yapılanlara canla başla sahip çıkmak ve benzeri iyi hasletler geliştirilememektedir.

Oysa bu iyi hasletler hepimiz için özellikle de akademisyen, entelektüel ve siyaset erbabı için gereklidir ve kaçınılmazdır. Ülkeyi sevmek, insanlarını sevmek böyle olmayı zorunlu kılar hele de böylesi zorlu ve sıkıntılı dönemlerde.

Bu zorlu döneme has olmak üzere, şu hususların yapılması gerektiğini düşünmekteyim.

1-) İlaç ve aşı çalışmalarına katılacak bilim insanlarını, aşı ve ilaçtan elde edilecek kâra ortak kılınacaklarına,

2-) Aşı ve ilaç üretim süresince maaş-ücret gelirlerine ilave ciddi teşviklerle desteklenmelerine,

3-) Teknoloji üretecek, yenilikler geliştirecek bilim insanlarına da kâr ortaklığı ve çalışmalar sürecinde destek teşvikleri sağlanacağına,

4-) Aşı, ilaç ve teknoloji geliştirecek ekiplerde yer alan doktor, mühendis, kimyager, fizikçi ve benzeri insanlara, yenilik bulmaları halinde, başka bir şeye ihtiyaç olmaksızın akademik unvanlar verileceğine,

5-) Devlet şeref madalyası ile ödüllendirileceklerine, vefatları halinde şehit kategorisiyle çocuklarına imkanlar sağlanacağına,

6-) Bu amaçla Devletin ihtiyaç duyulacak laboratuvar ve benzeri imkanları hazırlamasına,

7-) Bulunacak her yeniliğin hayata geçmesi için üretim bantlarının devlet destek ve imkanlarıyla özel sektörün de kısmen ortak edilmesiyle oluşturulmasına,

8-) Üniversitelerin bu amaçla kurdukları ekiplerin başarıları halinde elde edilecek gelirlerden Üniversiteye de bir pay ayrılacağına, bu payın da çalışmalarda yer almamış elemanlarına bir defaya mahsus dağıtılmasına,

9-) Bu süreçlerin ve neticesinde elde edilen, test edilen ve uygulanan yenilik ve buluşların patent ve standart almalarına dair süreçleri rahatlatan, kısaltan, bürokratik engelleri ortadan kaldıran,

10-) Uluslararası arenada kabul edilmelerinin sağlanması amacıyla Üniversiteler ile devletin birlikte sorumluluk almasına,

Yasal düzenlemeler hemen hayata geçirilmelidir. Bu amaçla öncelikle Cumhurbaşkanı Kararnameleri yayınlanmalı ve Meclis Kanun teklifi olarak bağımsız bir kanun şeklinde bu konuyu yasalaştırmalıdır.

Kanunlaştırmada, Kanun metninin; işi yönetmelik, tüzük ve benzeri alt düzenlemelere ihtiyaç bırakmayacak şekilde konu açık, net ve berrak ifadeler ile yer alması sağlanmalıdır. Elbette bu hususlar benim düşündüğüm önerilerdir.

Buna ilaveler yapmak, çoğaltmak da mümkündür. Amacım bilim insanlarımızı asıl mecralarına yönlendirmeye bir katkı sunmak ve toplumun yarınlarına yönelik bir gelişme ve güçlenme mekanizmaları oluşturulmasına katkıda bulunmaktır karıca kararınca.

Bu zorlu süreçte; ezberleri terk etmek, fanatikliklerimizi bırakmak, dayanışma, birlikte hareket etme ruhunu kuşanmak, ellerimizi taşın altına hep birlikte koymak ile her kes ve kesimin gücüyle orantılı fedakarlık yapması kaçınılmazdır ve bu hal bizi hem kaynaştıracak hem de birlikte bu süreci en az hasarla atlatmamıza vesile olacaktır inancındayım.

Bu zorlu süreci kendimiz için yeni bir başlangıç vesilesi kılmak durumundayız. Hem bilimsel, hem toplumsal, hem idari manada şeffaf, dürüst, adil, ahlaklı, merhametli, paylaşım ve dayanışma içinde olmayı bu zorlu süreç ile birlikte başarabilirsek, emin olalım ki, güzel bir sabaha sorunlarını çözmüş insanlar ve Ülke olarak uyanacağız Allah’ın izniyle ve yardımıyla. Dünya insanlarına da bir yeni ümit ve güzellik sunma imkanına da kavuşacağız İnşaallah.

Haydi Bismillah.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.