Kur’an-ı sahibi korur

Selim Kaplan

Yazdığı kitap ve romanları ile memleketi Hindistan’da itibar görmeyen ve hatta dışlanan Selman Rüşdi “Şeytan ayetleri” adlı kitabı ile Kur’an-a saldırarak dünyada ün kazandı, ödüller aldı.

O’na ün ve ödüller kazandıran yazdığı kitap mıydı? Hayır.

O’na ün ve ödüller kazandıran; kitabı ile Kur’an-a saldırmasından dolayı, 1989 yılında İran’ın Dini Lideri Ayetullah Humeyni’nin O’nun hakkında fetva vererek, başına üç milyon Amerikan doları ödül koyması ve bu sayede İngiltere ve Amerika’da polis korumasında yaşamasıdır. Ayrıca dünyanın birçok Müslüman ülkesinde aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler ile uzun süre gündemde kalması ününü arttırmıştır.

İsveç'in başkenti Stockholm'de, Irak uyruklu Salvan Momika'nın 28 Haziran'da Kur'an-ı Kerim’i yakması da Selman Rüşdi olayı gibi, gündem yaratma eylemidir.

2022 yılında yaşanan benzeri bir başka olayda; Danimarka ve İsveç vatandaşlığı bulunan aşırı sağcı siyasetçi Rasmus Paludan’da İsveç ve Danimarka’da Kur’an-ı Kerim yakmış ve fakat başına ödül konmayıp(!) hakkında kitlesel eylemler düzenlenmediğinden beklediği itibarı görmemiştir.

Kur’an yakma gösterisi ve Selman Rüşdi meselesi, biri birine benzer ve aynı amaca yönelik olaylardır.

Tarih; Kutsallarımıza karşı kişi ve olayları, abartılı bir şekilde, ekranlara ve gündeme taşıyarak reklam edenlerin, başlarına ödül koyanların, Selman Rüşdi olayında olduğu gibi, bu kişilerin amacına hizmet ettiklerini göstermiştir.

Bundan dolayıdır ki tarihimizde kara bir leke olan; 2 Temmuz 1993 tarihli, Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında, Madımak Otelinin bir grup tarafından yakılması ve 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak ya da dumandan boğularak katledilmesi olayı gerçekleşmiştir.

Devlet adamları, politikacılar, sivil toplum ve medya kuruluşlarının, kutsallara hakaret edilen olaylara tepki göstermesi yerinde bir davranıştır. Ancak, tarih bize, gösterilecek tepkinin abartılı ve niyeti reklam olan bu tür kişilerin amacına hizmet edilmemesi gerektiğini öğretmiştir.

Gündeme getirilen ve Müslüman Dünyası’nda infial yaratmaya dönük bu tip olaylara Kur’an-ın bakış açısı ise gayet açıktır.

Kur’an-daki sayısız mesajlardan biri olan, Fil Suresi’ndeki olay ve bu olay üzerinden Allah’ın insanoğluna verdiği mesaja bakalım:

FİL Suresi’nin meali:

Rabbin fil ordusuna ne yaptı, görmedin mi? (1) Onların planlarını boşa çıkarmadı mı? (2) Onların üzerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar yağdıran Ebabil kuşlarını salmadı mı? (3-4) Sonuçta Allah onları yenilip ezilmiş ekine çevirdi(5)

Surenin kısa açıklaması: Milattan sonra 570 yılında (Hz. Muhammed’in doğmasından önce), o dönemde Habeşistan’ın yönetiminde bulunan Yemen’in genel valisi Ebrehe, her yıl çevre ülkelerden, Mekke’deki Kâbe’yi ziyarete giden Arap hacılarını, kendi şehri Sana (bu gün Yemen’in başkentidir)’ ya çekmek için burada Kilise denilen büyük bir katedral yaptırır. Çeşitli bölgelere propagandacılar göndererek, mâbedi ziyaret etmeleri için halkı Sana’ya çağırır. Amacı, Mekke’deki ticareti ve hacıların Kâbe’yi ziyareti dolayısı ile şehre kazandırdıkları zenginlikleri kendi şehrine yönlendirmektir.

Ancak, bu ümidi gerçekleşmeyince Kâbe’yi yıkmaya karar verir ve içinde fillerin de bulunduğu büyük bir ordu ile Mekke üzerine yürür.

Ebrehe’nin öncü gönderdiği askeri müfreze, içinde Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib’e ait 200 devenin de bulunduğu, Mekkeliler’e ait çok sayıda deve sürüsünü yağmalar. Mekke’nin lideri olan Abdülmuttalib, Ebrehe’ye gelerek develerinin iade edilmesini ister.

Ebrehe’nin “Kâbe’ye saldırmamam için Mekke’nin Lideri olarak yalvarmaya gelmeni beklerken, Sen gelmiş bencillik yapıp sadece develerini istiyorsun, neden?” diye sorar. Bunun üzerine, Abdülmuttalib, Kâbe’yi merak etmediğini, çünkü O’nu sahibinin koruyacağını söyler.

Ertesi gün, Ebrehe ordusuna Kâbe’ye hücum emrini verir. Fakat, tarihi kaynaklarda yer aldığı kadarı ile ordunun en önündeki fil yerinden kımıldamayınca ordu hareket edememiş ve askerleri de üzerlerine taşlaşmış çamur yağdıran Ebabil kuşları tarafından, “yenilip çiğnenmiş ekin” gibi imha edilmiştir.

Sonuçta; İslamiyet’ten önce gerçekleşen ve Kur’an-da yer alan olayda, Kâbe’yi yıkmaya kalkışan Ebrehe’nin ordusu yok olmuş ve bu şekilde Allah’ın takdiri ile kendisine layık olan cezayı görmüştür.

Günümüzde muhtelif kişi ve kurumlar tarafından tehdit edilen Kur’an-ın korunmasına ilişkin mesaj da, Kur’an-da yer aldığı şekli ile gayet açıktır:

Allah, Hicr Suresinin 9’uncu ayetinde mealen, Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.” Şeklinde buyurmuştur.

Kur’an-ı Kerim’e saldırılardan endişe etmiyoruz. Kur’an-ın buyrukları ve tarihte yaşananlar, asıl O’na zarar vermek isteyenler ile onların amacına hizmet edenlerin endişe etmesi gerektiğinin açık göstergesidir.

Abdulmuttalib’in deyimi ile “Kur’an-ın sahibi O’nu korur”.

Saygılar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.