Lice olayı ve sivil siyaset

NACİ SAPAN

Lice’de dikilen heykeli görünce ‘Eyvah’ demiştik.

Olabilecekleri tahminden kaynaklı korku ve kaygıydı bu ‘Eyvah’.

Elbette ki sivil siyasetin önüne engel koyan bir duruma hitap ediyordu.

Heykelin dikilmiş olmasının kamuoyuna yansıtılış ve operasyonla yıkılış biçimi korku ve kaygımızın cevabı oldu. Sivil siyasete vurulan bir darbe niteliğine büründü.

 

Niye böyle oldu, neden olmaması gerekirdi?

Bunu neden-sonuç ilişkisi içinde, biraz da detaylarıyla konuşup, tartışmakta yarar var. ‘Savaş’ ve ‘Barış’ ı, savaşın barışa evirilerek sivil siyaset alanına tanıdığı/tanımak zorunda olduğu alanı da yine aynı kulvarda neden-sonuç ilişkileriyle konuşmamız lazım.

‘Oldu-bitti, yenisine bakalım’ tarzıyla iç içe yürütülen, hem ‘savaş’ a hem de ‘barış’ a hitap eden durumlar devam ettiği sürece sivil siyaset alanının açılma ihtimali hep zayıf kalacağı gibi, karşılıklı güven ve işbirliğini de doğal olarak zedeliyor.

Bunu en çarpıcı örnekle açık ve net bir şekilde tartışalım.

Örnek mi?

HDP’nin Selahattin Demirtaş’la yürüttüğü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kazanılan ivme, toplumun tüm kesimlerinden gösterilen teveccüh ve destek. Sonuç olarak ortaya çıkan 9.8’lik oy oranı. Yüzde 6’dan sonraki oranın içindeki rakamların bir bölümü kızgınlıktan kaynaklı bir yönelim olarak değerlendirilse bile, yeni ve toplumu kucaklayan söylemlerin ışığında, sivil siyasetle barışa bir kapının aralanacağı umudunu yansıttı.   

 

Demirtaş’ın ve HDP’nin toplumu kucaklayan söylemlerinin yarattığı sinerji, sivil siyasetin ve birlikte yaşamın kodlarına hitap ettiği için 10 Ağustos tarihinde halklar, ötekileştirilenler, ayrıştırılanlar yüzde 10’luk barajın aşılacağı mesajını verdi. Bu mesajı değerlendirerek, daha anlamlı hale getirmek, bunun sonuçlarını parlamento çatısı altına taşımak elbette ki sivil siyasetçilerin işi olmalıdır. Bu bir görevdir ve bu görevin ağırlığı da HDP’nin omuzlarındadır. Bu ağırlığın en önemli unsuru da Selahattin Demirtaştır. Sol-sosyalist, sosyal demokrat, evrensel ve insani söylemleri, bu anlamda ikna edici tarzıyla seçimlere damgasını vuran kişidir.

 

Lice’de ortaya çıkan durum tamamen sivilleri kısmen devreden çıkaran askeri bir sonuca hitap ediyor. Heykeli dikenler yıkılacağını da hesap etmeliydiler. Dikilmeden önce ortaya çıkması muhtemel sonuçlar sivil siyasetçilerle tartışılmalıydı. Heykelin kaldırılması ile ilgili uygulanan yöntem ve ardından gerçekleşen ölümler, çözüm sürecinin ruhuna ciddi bir darbe vurdu.

 

AK Parti ile yürütülen ‘çözüm süreci’ni kan akmadığı için önemsiyoruz, ancak ortaya çıkan sonuçlar sağlıklı bir yürüyüşün olmadığına işaret ediyor. Tek başına yürütülen bir süreç olarak algımıza hitap eden bu duruma çoklu sivil-siyasi müdahalenin şart olduğu ortaya çıkıyor. HDP ve CHP’nin parlamentodaki temsiliyetleri, bundan sonraki süreçte ortaya daha ağır sonuçların çıkmaması adına, bu topa daha sık ve sorumluluk yüklenerek girmelerini gerektiriyor. HDP’de CHP’de Lice’deki olayları yorumlama konusunda hala suskun.

 

Lice’deki olaylarla birlikte Başbakanlık-AK Parti Genel Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı konusunda kamuoyundaki tartışmaların ikinci plana itildiğinin ve tartışılmadığının da farkındayız, değil mi?

Yapılan açıklamaların tamamı 28 Ağustos sonrasına, yani Eylül ayına hitap ediyor.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.