‘‘Marangoz hatası’’ tartışmalarından bugünlere

Özgür Yılmaz Biçen

 Fransız ihtilalinin önde gelen liderlerinden Avukat Georges Jacques Danton, İhtilal sırasında yargılandığı mahkemede savcının -marangozun geniş tuttuğu hakime ait bölümün yanına yerleşip- kendisine hararetli suçlamalar getirmesi ve davanın adaletsiz seyri üzerine -hukuktaki savunma makamı ile savcı arasında silahların eşitliği ilkesine de sığınarak- savcıya “Sizin benden yukarıda oturmanız bir ‘‘marangozluk hatasıdır.” demişti. Bu söz savcıya, aslında Avukatla aynı hizada oturması gerekirken bir marangoz hatası yüzünden yargıçla aynı kürsüyü paylaşmasını ifade etme anlamında söylenmiştir.

 Ülkemizde ise bilindiği kadarıyla ilk defa, Meclis'te konuşma yaptığı sırada Genel Kurul'u yöneten başkanvekilinin sık sık sözünü kesmesi ve uyarması karşısında 1965-1969 yılları arasında Türkiye İşçi Partisi Bağımsız Milletvekili olan Çetin Altan, Danton'un yargılandığı ihtilal mahkemesinde kullandığı kavramı kullanır: "Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatasıdır." Bu söz başkanvekilini çileden çıkarır ve kendisine hakaret ettiğini söyler. Başkanvekili, sözünü geri almasını ister. Çetin Altan bunun üzerine, TBMM tutanaklarına geçen şu düzeltmeyi yapar: "Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatası değildir." Çetin Altan, daha sonra bunu köşesinde anlatmış ve Meclis Başkanının Marangoz Hatası olarak yukarıda oturduğunu ve bu kadar müdahale etmeye hakkı olamadığını belirtmek-eleştirmek amacıyla bu kavramı kullandığını belirtilmiştir.

Türkiye’de 2002 yılında ülkede meydana gelen iktidar değişikliği ile siyasi iktidar vesayetten kurtulmaya çalışmış, bu kapsamda Demokrasi, İnsan hakları ve Hukuk Devletini önceleyerek ciddi reformlar yapmaya başlamıştır. İlk olarak bölgemiz için “olağan bir hal”olarak görülen olağanüstü hal kaldırılmış,insan hakları alanında yapılan çalışmalar ülkede yaşayan her kesimde yeni umutlar yaratmıştır.Yine ölüm cezasını her halde kaldıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 6 Nolu Protokol imzalanarak mevzuatta bulunan ölüm cezalarına ilişkin hükümler ortadan kaldırılmıştır.İşte yargısal uygulama ve mevzuatının da Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normlarına yaklaştığı bu reform dönemlerinde Türkiye’de hukukçular arasında ''Marangoz Hatası'' kavramı tartışılmaya başlanmıştır.

 Yargının üçayağı vardır. Bunlar iddia, savunma ve karar. Savunma; “iddia” ve “karar” kurumları ile birlikte yargının üç temel eşit ve bağımsız unsurundan biridir. Ceza yargılaması usulünde savcı ile sanığın-savunmanın aynı düzeyde oturması ve eşit koşullara sahip olması gerekmektedir. Kamu adına yürütülen yargılamaların adil olabilmesi için tarafların; savunma ve iddia makamının, mahkeme önünde sahip oldukları hak ve yetkiler konusunda tam bir eşitliğin ve dengenin sağlanması gerekmektedir. Tam da bu durumu tarif etmek için temel yargılama ilkelerinden biri olan“Silahların Eşitliği İlkesi” karşımıza çıkmaktadır. Ceza Mahkemelerinde duruşma salonuna gidenler bilirler (Gitmeyen Kaldı mı?), iddia makamını temsil eden Savcılarve karar makamını temsil eden Hakimler yan yana yukarıda, sanık ve savunma makamını temsil eden Avukatlar ise aşağıda otururlar. İşte bu görüntü, Türkiye’de yargılamalarda silahların eşitliği ilkesinin uygulamadığının göstergesi olarak haklı şekilde hep tartışılmış ve eleştirilmiştir. İddia makamını temsil eden savcı, kürsüde hakimle yan yana bulunurken “savunmayı” temsil eden Avukatın veya sanığın kürsünün altında yer alması, “iddia” ve “savunma” makamları arasında eşitsiz ve hiyerarşik bir görüntü yaratmaktadır. Bu görüntü sanıkta (vatandaşta) Savcı ve Hakimin ikisinin de bir olduğu, aynı tarafta olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bu durum “Marangoz Hatası” kavramıyla ancak açıklanabilecek, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkelerini ihlal eden bir durumdur. Adil bir yargılama için “silahların eşitliği” ilkesi çerçevesinde iddia ve savunma makamlarının tüm alanlarda eşit olması gerektiği kuşkusuzdur. Zira bir yargılamanın yalnızca adil olması yetmez, aynı zamanda adil yapıldığının yargılamanın tarafları açısından açıkça görülmesi gerekir.

….............

Darbe teşebbüsü girişiminin ardından Olağanüstü Hal İlanından (OHAL) sonra çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile  adli, idari ve ekonomi gibi değişik alanlarda birçok değişiklik yapılmıştır. Yargı, darbe girişimi ve darbe girişimi sonrası süreçte Türkiye’de en çok etkilenen kurumların başında gelmektedir.

   Yargı denetimi demokratik hukuk devletinin "olmazsa olmaz" koşuludur. Mahkeme kararlarının uygulanması da, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Bir mahkeme kararının uygulanmaması halinde yargılamanın da bir anlamı kalmayacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, Hukuk Devleti ve Anayasanın Üstünlüğü İlkesinin en önemli gereklerinden biridir. Bu kararların uygulanmaması ya da uygulanmasının geciktirilmesi, hukuki güvenlik bakımından ciddi bir sorun yaratmakta ve bu sorun yargıya güven problemine dönüşmektedir. Nitekim 2016 yılında yaptığı bir açıklamada Yargıtay Başkanı ‘‘Geçmişte yargıya güven yüzde 70 idi, şimdi yüzde 30'lara düştü’’ demişti.

Bugün yargıya güven konusundaki oranın ne olduğunu düşündüğümüzde, geldiğimiz noktada birçok hukukçuya göre ‘‘Marangoz Hatası’’ tartışması artık lüks bir tartışma niteliğine dönüşmüştür.

Toplumun haklarının korunduğuna inanmasını, hukuka, yargıya güvenmesini sağlamak bütün kesimlerin öncelikli görevi olmalıdır. Ancak İnsan Haklarını ve onurunu esas alan, toplumu tümüyle kucaklayan, özgürlükçü ve adil bir yargı sistemi bunu sağlayabilir. Toplumdaki endişe ve kaygılar böylelikle azalır, geleceğe umutla bakılabilir.                                                                                                                                    

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.