MARAŞ’TAN BİR HABER GELDİ: SEVEREK’TE OKUL DA VURULDU?

Murat Bozkurt

Dün Urfa, bugün Maraş…

Yarın sırada neresi var?

Bu nasıl bir açlığın tezahürü?

Nefesiniz nereye sinecek,

hangi karanlığa saklanacaksınız?

Bütün ilişkiler yumağı

siyasetle harmanlanıp

kucağımıza bırakılmış bir bomba artık yaşam;

ve her nefesimiz

biraz daha ölüm.

Geriye kalanlar ise

ekonomik çöküşün

soğuk avucunda…Azrail tebdil-İ kıyafet balosunda enselerinde…

Her gün;

hunharca,

parça parça

öldürülüyoruz.

Şimdi söyleyin…

suçlu kim?

Diziler mi?

Sanal medya mı?

Yoksa ekmek yapan fırıncılar mı?.

Sahi…

Yine çok üzgünsünüz, değil mi?

Yine hazır mı bahaneler?

Üzerine yıkacak bir “örgüt” de bulamadınız mı?

Olmadı…

Ekonomik bunalımlar dersiniz,

depresyonlar…

şizofrenik, nevrotik ve hatta yetmedi erotik kırılmalar…

Sonra biraz da “sistem” eklersiniz;

adı büyük, sorumluluğu yok…

Sulandırın…

Gerçeği sulandırın,

ta ki kanın rengi şeffaflaşana kadar…

Sahi, Narin neden öldürüldü?

Rojin neden susturuldu?

Gülseren hangi karanlıkta kayboldu?

Ve

Hrant Dink neden vuruldu ortasında günün?

Tahir Elçi neden susturuldu bir cümlenin tam ortasında, dört ayaklı minarenin şahitliğinde?

Gaffar Okkan neden düştü bu toprağa?Sur’da ekilen kin ve nefret tohumları için mi?

Şimdi de

“en güvenilir yer” dediğimiz okullarda mı pusudasınız?

Çocukların sesine mi nişan alıyorsunuz artık?Zil sesi yerine kurşun sesi mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yere yatak sermenin

demokrasiye çalınmış kara bir leke olduğu günlerde

yemiştik bütün muzları;

utanmadan,

sıkılmadan,

unutmayı seçerek.

Henüz “abimiz” ABD,

ciğerimiz Donald Trump’ın

dünyayı bir sahne, kendini bir kral sandığı;

İran’a, Rusya’ya, Çin’e

nevrotik siyaset salvoları savurduğu,

ne idüğü belirsiz mafyamatik ilişkiler ağlarının

hem kurulduğu

hem çürüdüğü günlerdi…

Herkes oradaydı.

Herkes gördü.

Ve herkes sustu.

Biz ise

İstanbul Sözleşmesi’nin

en kırılgan erotik yerlerini

bedenimizin en derin nevrotik yaralarında

şizofrence sarmaya çalışıyorduk.

Çünkü bu düzende;

mafya yüceltilir,

suçlu korunur,

adalet susturulur.

Yoksa

“bu kadarı da olmaz” dediğimiz

her şey olacak,

ve siz yine hiçbir şey olmamış gibi mi bakacaksınız?

Sonra dönüp diyeceksiniz ki:

“Bakın… ne kadar da güçlüyüz.” Bu kadarı da olmaz dediğiniz her şeyi yapmaya muktediriz..

Hayır.

Bu güç değil;

bu çürümenin en yüksek sesidir.

Ve sonra

bize dönüp sorarsınız:

“Bu yeni nesil neden böyle?”

Alın size “yeni nesil”

Gözünü şiddetle açan,

kulaklarını çığlıklarla büyüten,

adaleti sadece kitaplarda okuyan,

merhameti yaralı bedenlerde öğrenen ve sizin eğitim, bilim emekçilerine inadına kulağınızı kapattığınız bir nesil…

Bir yanı eksik,

bir yanı öfkeli,

bir yanı paramparça…

Ve biz…

alışmayacağız.

Kabullenmeyeceğiz.

Her gün yeniden,

yeniden şaşıracağız.

Çünkü unutmak

suç ortaklığıdır.

Ve biz

sevgilinin gülüşüne sarılıp

inadına yaşayacağız,

inadına direneceğiz…

“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya kadar…”

Murat Bozkurt

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.