Menfaat temelli vefasızlık çağı

Murat Araz

Modern çağın en görünmez ama en yıkıcı hastalıklarından biri hiç şüphesiz vefasızlıktır. Çünkü vefasızlık bir anda ortaya çıkmaz; o, menfaatin gölgesinde büyür, güçlenir ve nihayetinde insanı insandan koparan bir karakter bozulmasına dönüşür.

Bugün insan ilişkilerinin merkezine baktığımızda çoğu zaman sevgiyi, sadakati, kadirşinaslığı değil; çıkarı, faydayı ve kişisel kazancı görürüz. İlişkiler artık bir gönül bağı değil, bir yatırım kalemi gibi değerlendirilmektedir. Bir kişi bir başka kişinin sofrasında yıllarca nemalanabilir; dostluk, ortaklık, hatta akrabalık kisvesi altında menfaatini sürdürebilir. Fakat menfaati bittiği an, aynı kişi bir anda düşmana dönüşebilir. Dün aynı sofrada oturanlar, bugün birbirine sırt çeviren hatta kin güden insanlara dönüşmektedir. Bu tablo tesadüf değildir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında modern toplum, bireyi merkezine alan ama aynı zamanda onu yalnızlaştıran bir yapı üretmiştir. Kapitalist düzen, her şeyi ölçülebilir ve değiş tokuş edilebilir bir değer haline getirirken; insan ilişkileri de bu metalaşmadan nasibini almıştır.

Artık “Ne hissediyorum?” sorusundan önce “Ne kazanıyorum?” sorusu sorulmaktadır.

Bir ilişkinin sürdürülebilirliği, ahlaki bir ilkeye değil; sağladığı faydaya bağlanmıştır.

Bu durum toplumda güven erozyonuna yol açmaktadır. İnsanlar artık birbirine ihtiyatla yaklaşmakta, her iyiliğin arkasında gizli bir hesap aramaktadır. Çünkü çoğu insan menfaat eksenli davrandığı için, herkes herkesi kendi aynasında görmektedir.

Elbette ki İnsanın doğasında çıkar arayışı vardır; bu inkâr edilemez. Ancak mesele, çıkarın sınırıdır. İşte burada kadim ahlak felsefesinin temel kavramı olan “ifrat ve tefrit” devreye girer.

İfrat; bir duygunun veya eğilimin aşırıya kaçmasıdır.

Tefrit ise olması gerekenin altına düşmektir.

Menfaat arayışı da böyledir. Tamamen çıkarı reddetmek tefrittir; hayatın gerçekliğinden kopmaktır. Fakat tüm ilişkileri yalnızca menfaate indirgemek ise ifrattır; insanı ahlaki dengeden uzaklaştırır.

Günümüz insanı tam da bu dengeyi kaybetmiştir. İlişkiler ya tamamen fayda eksenli kurulmakta ya da bir menfaat kırılması yaşandığında aşırı bir düşmanlığa dönüşmektedir. Ölçü kaybolmuştur. Orta yol terk edilmiştir.

Bu ölçüsüzlük ise bireysel bir zaaf olmaktan çıkıp toplumsal bir karaktere dönüşmüştür.

Dini literatürde vefa, imanın bir tezahürü olarak görülür. Vefa; verilen sözde durmak, yapılan iyiliği unutmamak, nimeti inkâr etmemektir.

Nankörlük ise sadece insana değil, Yaradan’a karşı da bir zaaf olarak tanımlanır. Çünkü insan, kendisine yapılan iyiliği inkâr ettiğinde aslında varoluşsal bir şükrü de kaybetmiş olur.

Bugün yaşadığımız toplumsal çözülme, biraz da bu şükür ve vefa bilincinin zayıflamasından kaynaklanmaktadır. İnsan, kendisine yapılan iyiliği sıradanlaştırmakta; hatta bir süre sonra onu hak edilmiş bir zorunluluk gibi görmektedir. Menfaati sona erdiğinde ise geçmişteki iyilikleri silip atmaktadır. Bu hâl, ahlaki bir çürümenin açık göstergesidir.

Toplumların çürümesi bir günde olmaz. Önce kavramlar aşınır. Sonra değerler anlamını yitirir. Ardından insanlar birbirine güvenmez hale gelir.

Bugün geldiğimiz noktada vefasızlık neredeyse sıradanlaşmış, hatta bazı çevrelerde “akıllı olmanın” bir göstergesi gibi sunulmaya başlanmıştır. “İşine yaradığı kadar insan tut” anlayışı, modern pragmatizmin sloganına dönüşmüştür.

Oysa bu anlayış sürdürülebilir değildir. Çünkü menfaat üzerine kurulan her ilişki, menfaatin bittiği yerde çöker. Böyle bir zeminde ne dostluk kalır ne sadakat ne de toplumsal huzur.

Bugün neredeyse her insan bu sorunu yaşamaktadır. Bir dostlukta, bir ortaklıkta, bir akrabalık ilişkisinde… Menfaat kırılması yaşandığında ortaya çıkan ani düşmanlık, aslında bireyin değil; çağın ruhunun bir tezahürüdür.

Fakat unutulmamalıdır ki insan sadece çıkar peşinde koşan bir varlık değildir. İnsan, anlam arayan bir varlıktır. Vefa, bu anlamın temel taşlarından biridir.

Eğer toplum olarak yeniden ayağa kalkmak istiyorsak; ilişkileri hesap defteri gibi değil, emanet bilinciyle kurmak zorundayız.

Vefa; geçmişi unutmamaktır.

Vefa; nimeti inkâr etmemektir.

Vefa; menfaat bittiğinde düşman olmamaktır.

Aksi halde menfaatin hüküm sürdüğü bu çağda, insanlar kazandıklarını zannederken aslında insanlıklarını kaybetmeye devam edeceklerdir.

Ve bir toplum, insanlığını kaybettiğinde; geriye sadece kalabalıklar kalır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.