MÜLK ALLAH’INDIR

Aziz ERİM

Mülk; insanların çalışıp elde edindikleri yapılara-gayrimenkullere verilen sözcüktür. Mülkler aile bireylerin rahat ve huzur içinde yaşamaları içindir, çekirdek aile büyüdükçe yaşam müşküle girer, zorlaşır.

Bir insan kısacık yaşamı boyunca ne kadar mülk sahibi olur, mutlaka herkesin hafsalasında bir ölçüsü, kıstası vardır.

Siyaset kurumu insanların rahat yaşaması için projeler üretip sosyal alanlar, istihdam yaratmak, adalet, sağlık, eğitim, güvenlik ve sosyal devlet alanlarını genişletmek, düzenlemek, insanlara güven ve huzur ortamını tesis etmektir.

Siyaset kurumu para kazanmak yeri ve meslek grubu değil, aksine hizmet alanıdır. Siyasetin miladı vardır; siyasetin miladı erki eline geçirdikleri takvim aralığıdır. Erke ve yönetime talip olanlar, ruhları ve yürekleri okşayan söylemleriyle parmağındaki alyansı gösterip meydanlarda millete nutuk atar:

“Tüm servetim bu parmağımdaki yüzüktür, eğer bir gün zengin olduğumu söylerlerse bilin ki çalmışım!”

Bir diğeri de; kolunda servet taşır, bir diğeri karaparacının önüne yatar, sahi birinin önüne yatmak ne demektir, bilen var mı?

Ve karaparacı bir röportajında şöyle der; “Fahişelerin bahşişi peşin ödenir!” der Napolyon’un para zaafı kiraz olup bunların kulaklarına küpe olmuştur…

Anayasamıza göre miras yoluyla mülk dağılımı eşittir.

Bir insan düşünün; babadan kalma miras yoluyla yüz ölçüm olarak Monaco, Vatikan ve 4 Avrupa ülkesinden büyük bir toprağa sahip olmak dudak uçurtmaz mı?

Babadan miras yoluyla geçen malvarlığı;11 konut, 2 bina, 5 dükkân, 1 benzin istasyonu, 22 arsa, 23 tarla, 9 ev, 1 bostan, 1 bağ, 2 kargır ev, 67 daire, diğer evlatlarına da aynı oranda mal-mülk bırakması lazım değil mi?

Arsaların ve tarlaların toplamı 6 milyon metrekaredir, akıl sınırlarını zorlayan bir rakam… Bu babanın çekirdek ailesinde 11 evladı var, 4 kız 7 erkek, bu mirasın diğer 10 kardeşe eşit dağılımını düşünün, sorusu olan var mı? Sanırsınız Allah akıl dağıtırken biz millet olarak şemsiye ile dolaşıyorduk!

Sorarsan mülk Allah’ındır biz emanetçiyiz derler klasik bir söylem, deyim yerindeyse köy kurnazlığıdır. Bu söylemi sorgulamak ve açmak gerekir; siyasiler, bürokratlar, karaparacılar servetlerini-mülklerini genellikle 1. 2. derece akraba ve güvendikleri dostlarının adına yaptırırlar, yani bu dostlar, akrabalar emanetçidirler, bu emanetçiler bunların vergisini kendileri mi ödüyorlar… Evet mülk Allah’ındır, insanlar da kuludur bunda hemfikiriz, bunun açılımına bakmak gerek; mülküne güvenip insanlara zulüm etme, çalma-çırpma, yoksullara şefkatle yanaş, kısacası kefenin cebi yok!

Mülk Allah’ındır şüphesiz, yaratandır can verendir ama nedense bazı köy kurnazları mülk Allah’ındır cümlesini elastiği gibi çekip kendi çıkarlarına göre yorumlarlar, biz emanetçiyiz derler… Madem mülk Allahındır kardeşin Yıldız Altınok’a babadan miras yoluyla kalan arsayı, hile-entrikayla noter aracılığıyla alınan vekâlet yoluyla tapuyu kendi üzerine geçiriyorsun? Hep bana Reb bana, ondan sonra Mülk Allahındır, biz emanetçiyiz öyle mi? Yersen öyle mi, yemediler!

Yıldız Altınok mahkeme kararıyla tapuyu kendi adına tescil ettirir, adama sormazlar mı, Allah’ın mülküne çökülmez ve emanete hıyanet edilmez diye? Mülk Allah’ınsa emlak vergisini sen neden ödüyorsun yoksa sende mi şemsiye ile dolaşıyordun…

Mülk Allahın’sa para kimin?

Erki ellerinde tutan siyasiler 3-4 yerden maaş alırlar, işte o an aklıma çengel sorular düşer, acaba bu maaşlar da Allah’ın mı, yoksa Allah’ın bir lütfu mudur? Mürekkepledim olmadı, ahan da sorumu kasabın çengeline taktım!

Ama bizim ülkemizde siyaset-politika bir meslek grubu olmuştur, sözüm onlara bu meslek grupları hamuduyla götürürler.

Siyaset kurumu öyle kirlenmiş ki, siyaset-mafya-derin devletle pekişmiş şeytan üçgeni, kim daha çok çalıp-çırpıyorsa en çok onlar dini kullanırlar, ağızları camidir, kalpleri murdar, çok bağırırlar, sağa-sola laf yetiştirirler hakaret edip iftira atarlar, egoları tavan yapar, kendilerini meydanlarda alkışlatırlar. Çalan onlar, servet sahibi olan onlar, sorgulayıp alkışlamayanları vatan haini, terörist, çapulcu olarak hedef tahtasına koyarlar…

Bu şeytan üçgeni sarmalında mal-mülk ve dudak uçurtan servet sahibi olurlar, Allah bunun neresinde?

Bana sorarsanız dünyada en zor şey nedir bilir misiniz?

Dünyada en zor şey; hem çalıp-çırpıp hem de kendini millete alkışlatmak meziyet isteyen inanılmaz bir olgudur, şapkadan tavşan çıkarmaya benzer, hiç insan kendini soyanı, fakir-gurabanın rızkını çalanı alkışlar mı?

Dört kitabın hiçbir yerinde çalanı alkışlayın demez, hırsızlığı-arsızlığı lanetler…

Ülkenin Diyanet Işleri Başkanı Cuma Hutbelerinde, görsel ve sosyal medyada: “Allah fakirleri çok sever, onlar peygamber dostlarıdır Allah fakirleri bu dünyada sınıyor ve ben o fakirlere imreniyorum, cennette peygamberlere komşu olacaklar.”

Aynı Diyanet İşleri Başkanı İngiltere de mülk alır, gidip Mekke de Medine de almayıp peygambere komşu olmuyor.

Yersen biz de yedik!

Bazı insanlar dudaklarında türlü salavatlar, ellerinde 99 tespih hak yiyip din kusarlar, ağızları cami, kalpleri murdardır…

Bazı insanlar tandırda nandır, bardakta sudur, gıdım-gıdım içilen, yağmur gibi rahmet, su gibi azizdirler…

Mülk Allah’ınsa sizde emanetçiyseniz emaneti geri verin, müşküle düşmeyin, fakirlere imreniyorsanız mallarınızı mülklerinizi halka dağıtın peygamberlere komşu olun?

Vesselam!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.