Evlilik, özünde iki insanın hayatını birleştirmesiyle yapılan sade bir akit gibi görünse de günümüzde durum ne yazık ki bambaşka bir hal aldı. "El alem ne der?", "Sosyal medyada ne paylaşacağız?" ya da "Takipçilere kendimizi nasıl beğendireceğiz?" derken çiftler, evliliği kendi elleriyle ne kadar zorlaştırdıklarının farkında bile değil. Farkında değiller; çünkü ne yazık ki bu gösteriş sevdası artık yeni "normalimiz" haline geldi.
İşin bir de erkek tarafına yüklenen boyutuna bakmak gerek. Neden bilmem, süreç başladığı an erkek tarafına birdenbire bir "milyarder" gözüyle bakılmaya başlanıyor. "Ne de olsa gelin alıyorlar, yapacaklar tabii!", "Kolay mı öyle kız almak?" gibi klişe cümlelerin arkasına sığınılarak bitmek bilmeyen talepler sıralanıyor. Takının gramından ayarına, modelinden sayısına kadar her detay bir pazarlık konusuna dönüşüyor. İsteme konsepti, nişan konsepti, kına gecesi, düğün derken listenin sonu bir türlü gelmiyor. Ve tüm bu konseptlerin altında ezilen, ucu bucağı görünmeyen devasa bir masraf dağı kalıyor.
Daha bunlar madalyonun görünen ilk yüzü! İşi gücü bırakıp ev tutacaksınız; yatak odası, beyaz eşyası, koltuk takımı derken liste uzayıp gidecek. Daha iğneden ipliğe diğer ayrıntılara girmiyorum bile. Çevredekiler sanki evlendikten sonra hiçbir şey alınamayacakmış gibi bir algı yaratıyor: "İlk defa evleniyorsunuz, her şeyin en iyisi, en eksiksiz olanı olsun!"
Peki tüm bu sınırsız istekler hangi kaynakla karşılanıyor? Cevap belli: İlk iş bankaların kapısı çalınıyor. Çekilebildiği kadar kredi çekiliyor, tüm kartların limitleri sonuna kadar patlatılıyor ve çılgınca bir tüketim yaşanıyor.
Sonuç mu? Yeni evliler o en tatlı, en güzel günlerinde baş başa kalmak yerine; o evde bitmek bilmeyen taksitler, kredi borçları ve onların getirdiği geçim kavgalarıyla boğuşmak zorunda kalıyor. İşin en acı tarafı ise şu: Uğruna borç batağına saplandıkları, gösteriş yaptıkları o "el alem" bir daha kapılarını bile çalmayacak. Ama sırf "El alem ne der?" baskısı yüzünden gençler, hayatlarının en güzel yıllarını çıkmaz bir borç tüneline feda etmeye devam ediyor.
Oysa evlilik; nişan, kına ve düğün gibi birkaç günlük merasimlerden ibaret değildir. İki insanın bir ömrü paylaşmak üzere birbirine verdiği en kutsal sözdür. Yeni evlenecek gençlerin durup kendilerine şunu sorması gerekiyor: "Biz bu kadar yükü kimin için ve ne için taşıyoruz?"
Eskiden sade ve gösterişten uzak düğünler vardı ama o düğünlerde gerçek bir samimiyet vardı. Yüzlerden okunan o içten tebessümlerle çekilen halaylar, hep bir ağızdan söylenen türküler, komşuların el birliğiyle pişirdiği o düğün yemekleri çok daha lezzetliydi. Tek bir fotoğraf albümü basılırdı, o da sadece yıllar sonra bakılacak güzel bir hatıra kalsın diye...
Peki ya şimdi? Sosyal medyadaki her bir hikaye (story) için ayrı çekimler yapmaya gerçekten gerek var mı? "Bekarlığa veda" adı altındaki o şaşaalı partilere, "before/after" elbiselerine gerçekten ihtiyacımız var mı? Soruyorum size: Biz aile olmak için mi evleniyoruz, yoksa sosyal medyada gösteriş yapmak için mi?
Gençlerimizin artık başkalarını tatmin etmeyi bırakıp sadece kendi huzur ve mutluluklarına odaklanması gerekiyor. Çünkü insan önce kendi hayatı için yaşar. Gerçek bir aile kurmak, gösterişli masalardan değil, birbirini anlamaktan ve düşünmekten geçer. Zaten ilk adımı doğru atmak da tam olarak burada başlar.