OKUMA AŞKI ANILARI

Nesrin Erdoğmuş

Sevgili Okuyucularım okumak, gelişmek çocuklarımızı hayat kavgasında eğitmek, büyümeleri için gelişimlerini sağlamak her anne babanın çocuklarının zaruri ihtiyaçlarını karşılamalarından sonra ikinci görevidir.

Şimdi sizlere bir anne olarak çocuklarıma okumayı sevdirmem ile ilgili eski bir anekdotu mu paylaşacağım.

Yıl 2004 zamanın su gibi akıp gittiği, yaşamın engin denizlerinde boğulduğumuz yıllar.

Ege’den Mezopotamya topraklarına yeni gelmiştik.

Hayatın acımasızlığı bir kez daha yüzümüze çarpış ve yaşam kavgamızda dirençli olmanın yoğunluğunu yaşıyorduk.

 Büyük kızım siyah dalgalı saçları, ela gözleriyle henüz ortaokul ikinci sınıf öğrencisi. Son göz ağrım, gülünce dünyanın en mutlu insanı olarak kendimi gördüğüm küçük kızım da henüz üç buçuk yaşındaydı.

Bense yüreği yaşlı bir ihtiyar gibi umutsuz, görüntüsü genç bir kız kadar güzel bir kadınım.

Sessizliğin donuk yüzünde uçsuz bucaksız girdaplarda savrulan, bir yanı hep hayatın acımasızlığına karşı direnen, diğer yanı ise içindeki acılarla yoğrulan biri.

Ama yaşamın cilvesi dediğimiz kadere hep başkaldıran, konuştukça dünyayı fethetmeye çalışan, sustukça kalbi kırık mülayim, fedakâr bir anne.

 Okumak aşkı taaa küçüklüğümden beri yüreğime yerleşmiş.

İlkokul yıllarımda sadece harçlıklarımla bir simit ve okuldan çıkınca közlenmiş bir ayva alabilirdim.

Oysa ben ne yapar eder o küçücük harçlıklarımı biriktirip kırtasiye ye uğrar, yazar Kemalettin Tuğcu'nun kitaplarını alır büyük bir hevesle okurdum.

Kitabı okuyup bitirdikten sonra arkadaşlarımla değiş tokuş yaparak daha fazla kitap okumaya çalışırdım.

Günler birbirini çabuk kovalamıştı. Çocukluk, ergenlik ve genç kızlık yılları çabuk geçmişti.

Okumuş, çalışmış, evlenmiş ve anne olmuştum. 

Bir bedende dokuz ay on gün yüzünü görmediğimiz bir canlıyı dünyaya getirince analık duygusunun o muhteşem sevgisi, özverisiyle kendi bedenim ve ruhumda ışıklar saçmıştım.  

Her ne kadar iki çocuğumu dünyaya getirip büyütmeye çalışsam bile, kendimi geliştirmek için okuma yazma ve yeni yerleri keşfedip gezmekten vazgeçmemiştim.

Yıllarım emeğimle emeklerimle geçmiş, hayatın acımasızlığı beni değişik diyarlara savurmuş olsa bile, kendimden okumamamdan hatta yazmamdan ayrı kalamamıştım.

Okuma benim için nasıl ruhumu aydınlatıyorsa, yazım dili de ruhumu deşarj ediyor her gecen gün kalemimi daha güçlendirmek için çabalıyordum. Kimseye veya kimseciklere anlatamadığım en uçsuz bucaksız ruhumun derinlikleri kalemimin tükenmeziyle aydınlanıyordu.

Kayıp giden yıllar olsa bile, kalemi mi coşturan beni yazmaya iten duygularımın yegâne sebebi bulduğum her dergi, kitap ve gazete sayfalarını okumakla başlamıştı.

Anlatacağım anımda anne olarak kızımı, okumayı sevdirmekle çabalamamın küçük bir örneğidir.

Aylardan Bahar ayıydı. Kadim memleketim Diyarbakır’ın en güzel ayı.

Güneş daha kızgınlığını hissettirmemiş, soğuk kış günlerinin o dayanılmaz karını kışını geride bıraktığımız günlerden bir gün. Ofis semtinin Ekinciler caddesinde en işlek saatlerinde, ben o işlek caddede yerde kitap satan ikinci el spotçu bir kitapçı keşfediyorum.

 Durup tüm kitaplara bakmam yarım saate yakın bir zamanımı alıyor.  Kitap fiyatları kitapçı raflarındaki fiyatlarından yarısından bile az bir miktarda. Ve başlıyorum kitap spotçusuyla konuşmaya.

Böylece kitap spotçuyla anlaşmaya vardık. Aldığım her kitabı okuyup bir hafta içinde temiz bir şekilde getirdiğimde yeni kitaplarla değiştireceğim. Ve aldığım kitapların fiyat farkını vereceğim.  Ama yine de kitap satın alma imkânım kısıtlı. İlk kitabımı almaya başlıyorum.

O zaman yanılmıyorsam kızımla beraber Canan Tan'ın  "Dünya" adlı kitabını seçip üniversiteli bir genç kızın yaşam öyküsünü beraber okumuştuk. Kızım ortaokul ikinci sınıfta. Okul giderleri ders kitapları derken maddi yönden alım gücümüz kısıtlı bir durumdayız.

Anne kız sırasıyla aldığımız kitapları okumaya başlıyoruz.

Artık beş veya altı günde bir kitap spotçusuna uğrayıp okuduğumuz kitabı verip yerine yeni kitaplar seçip, sadece aradaki fark ücretini verip yeni yeni kitaplar almaya başlıyoruz.

 Ama şunu da unutmuyoruz. Kızım 12 yaşında bense 34 yaşında tabii ki seçeceğimiz kitapları yaş ve ligi alanımıza göre seçiyoruz. Günler birbirini kovalıyor.  Küçük keyifler bize büyük mutluluklara dönüşüyor.

Yaşam bir nebze bile olsa nefes almaya, sanki yenmiş bir tatlının damak tadında bıraktığı o eşsiz lezzete benziyor.

 Güçsüz görünen bir kalp birden bire atardamarlarımız da güçlüleşip hızını sevgiden kültür ve edebiyattan alabiliyor.

Anne kızız biz.

Etle kemiğin birbirinden ayrılmaz ikilisi.

 Düşlerimiz, hayallerimiz her ne kadar farklı olsa bile gücümüzü kadınsı duygularımızdan alıyoruz.

Bir an Küçük Elif büyüyor.  Genç bir anne oluyor. Umulmadık bir zaman da anne Nesrin geçmişe dönüyor. O sessiz sedasız her denileni yapan, gülünce tek yanağındaki gamzesi çukurlaşan minicik bir kız çocuğu olabiliyor.

Yani anne kızın yaşları ayrı olsa bile değişik durum ve şartlarda duygudaşlık duygusunu ruhlarında taşıyıp, birbirlerini yürekten anlayabilme gücüne sahipler.

 Sevgili Okuyucularım kitap satan Spotçu da epey yüklü bir paramız var. Günün parası 20 TL.

Bu cüzi miktar belki sizlere komik gelebilir. Ama bu az ücretle ben ve kızım en az 40 kitap okuduk dersem sakın şaşırmayınız.

 İşte 12 yaşındaki kızıma bir anne olarak okuma alışkanlığını böyle aşıladım.

Daha sonraki aylarda ve yıllarda çoğu kitabın adını kızımdan duyup onun önerisiyle kitabımızı alıp beraber okuduk.

Mesela Cemil Meriç'i sadece edebiyatçı olarak ismini duymuş ama kitaplarını okuyamamıştım. Hâlbuki çok genç yaşlarda gözlerinin görme yeteneğini kaybettiğini, kendini eve hapsedip çok az bir ışıkla görebildiği halde, yazmayı nasıl büyük bir zorlukla benimsediğini okur olarak çoğumuz bilmiyorduk.

 Kızımın Anne Cemil Meriç'in  " Bu Ülke " adlı kitabını okuyalım önerisiyle karşılaştığımda onun bir genç kız olduğunu fark edip sevinmiştim.  Wladimir Bartol 'un "Alamut fedailerin kalesi " kitabını okuma önerisi bu kitapla beraber bizi edebiyat ve kültür anlamında hem fikir sahibi yapmıştı.

Yaşasın diyordum artık ikimizde aynı kitapları okuyor o kitap hakkında görüşlerimizi, fikirlerimizi, beğeni ve eleştirilerimizi beraber yapabiliyorduk.

 Küçük bir kız çocuğu ve iç dünyamda girdaplarda boğulan bir anne olsam bile, okuma aşkını kızama aşılayabilmiştim.

 Sevinçliydim, huzurluydum hatta deyim yerindeyse mutluydum.

 Okuyup öğrendikçe yaşamı, insanları fikirleri, yitip giden hayatta savrulan benlikleri öğreniyorduk.

Sevgili okuyucularım Şimdi ne mi yapıyoruz. Her yaz Kuşadası’na gittiğimizde akşam serinliğinde sahilde kurulan ikinci el kitap spotçusuna yine kitap alıyoruz. Ama bu sefer spotçuyla anlaşmamız yok. Ben kızım ve ablam ayrı ayrı kitapları satın alıp okuyup birbirimizle değiştiriyoruz. Öyle ki yaz tatilimiz bizim için dolu dolu geçiyor. Okuma aşkı böyle bir şey a dostlar.

Anne olarak okumayı sevdikçe çocuklarıma da bu okuma aşkını aşıladım. Okumayı sevdikçe hayata karşı dirençli bir anne olmayı başardım. Okumayı çocuklarıma empoze ettikçe hayata bakış açımız değişti.

Ve ben;

Okudukça daha çok duygularımı kaleme almak isteyip yazma isteğim oluştu.

Ve ben;

Okuyup yazdıkça evlatlarıma model olarak daha geniş gözlüklerle dünyaya bakmalarını öğretebildim.

Ve ben;

Okuyup yazdık sıra içimde körelen çocuksu duygularım gökkuşağının her bir rengi gibi ışıl ışıl hayatıma yansıdı.

Renklerim hep sarı kırımızı turuncu mavi ve yeşil oldu. Canlı ve coşkulu bir o kadar neşeli.

Okuma aşkıyla hayatımı ve renkleri harmanladım. Sarı rengin yanına bazen moru bazen laciverti kattım. Böylece okuyan, üreten çabalayan bir anne oldum. Model oldum genç kızların mavi, sarı, turuncu, yeşil nakışlar işleyen kanaviçelerinde.

Hayatımızda yaşamış olduğumuz negatif durumları pozitife çevirmeyi başardım.

 Ve ben bu kutsal şehirde iki kız evlat yetiştirirken törelere, zulümlere, isyanlara inat okurken başarmanın sevgisini elimden geldiğince genç nesillere aşıladım.

Evet;

Direnişçi bir ruh hali içindeyim.

Sorsanız bana?

Mutlu musun diye?

 Evet, mutluyum diye sesimi yükseltir o vakur duruşumla hayata hep dimdik bakarım.

Okumanın bize faydası ne oldu diye sorarsanız?

 Şuan büyük kızım Hukuk Fakültesini bitirdi ve genç bir Avukat olarak hak ve hukuk savaşında müvekkillerinin hukuksal savaşlarını veriyor.

Bense okuyup geliştikçe, duygularımı şiir tadındaki kalemime yansıttım.

 "Sessiz Çığlık " ,  " Ve Bulutlar Ağladı " iki şiir kitabı ve " Umut Cesaret ve Gökyüzü" adlı derleme kitaplarımla edebiyat dünyasına atıldım. Şuan dördüncü kitabım yayınevinde basım aşamasında yayınlanmasına az bir süre var.

Ya dostlar hayat böyle bir şey işte. Gününüz aydın olsun derken hayat bazen bir balıkçının engin denizlere açılması gibidir.

Haydı rastgele....

Nesrin Erdoğmuş