ÖZGÜRLÜK VE ADALET

Ali Haydar Üzülmez

Aslında yazının başlığını “Hukuk ve Adalet” olarak isimlendirecektim; ancak hukukçulara saygımdan ötürü haddimi bilmem gerektiğini düşündüm “hukuk” yerine daha genel olan ve yıllardır mücadelesini verdiğimiz “özgürlük” kavramını seçtim.

Uzun bir zamandır farkına vardığım ve beni rahatsız eden bir tespiti sizlerle paylaşmak istedim, hepsi bu.

Konu şu: Neden Batı’da insanlar hep “özgürlük” kavramını kullanır ve genellikle bunun için mücadele ederken; Doğu’da ve Afrika’da (Asya, Orta Doğu ve özellikle İslam ülkelerinde) insanlar genel olarak “özgürlük” kavramını kullanmaz, daha çok “adalet” kavramını kullanır ve yöneticilerden ısrarla adalet isterler?

Benim bu tespitten çıkardığım sonuç şudur: Batılı toplumların demokratik ve sivil anayasaları vardır. Vatandaşlar bunu benimsediği için, sistem demokratik zeminde, hukuk ve demokrasi çerçevesinde işler. Bu yasalar yeterli gelmediğinde ise, daha fazla özgürlük talep ederler; yani anayasa ve yasaların hukuk zemininde genişletilmesini isterler. Asya ve Afrika ülkelerinde, özellikle İslam ülkelerinde ise toplumlar ekonomik, siyasal, kültürel, düşünsel ve sosyal olarak Batı toplumlarının seviyesine ulaşamamıştır. Bunun elbette genel ve her topluma özgü nedenleri vardır. İslam ülkeleri için genel olarak şunu söyleyebilirim: Bu ülkelerde tarihsel olarak sermaye birikimi yeterince oluşmamıştır. Özellikle İslam inancının baskın olduğu devletlerde, devlet yönetimi ile inanç sistemi iç içe geçmiştir. Laiklik yoktur. Bu durum, kapitalizmin gelişmesini ve buna bağlı olarak siyasi, fikrî, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmeyi sınırlamıştır.

Hukuk, siyaset (özgürlük, eşitlik, kardeşlik), demokrasi; edebiyat, resim, heykel gibi kavramlar Batı’nın tarihsel gelişim sürecinde şekillenmiş kavramlardır. Bu kavramlara uygun yapılar oluşmadığında, Batı dışındaki toplumlar (özellikle İslam toplumları) en küçük birimden en üst birime (devlet) kadar yöneticilerden sürekli adalet talep etmiştir. Çünkü ortada Batılı anlamda yerleşmiş bir hukuk ve yasalar sistemi yoktur; insanların yasadan çok yöneticiden beklentisi vardır.

Bizde, şu anda en örgütlü ve güçlü bir şekilde iktidarda olan partinin adının “Adalet ve Kalkınma Partisi” olması sanırım tesadüfü değil, buna da dikkatinizi çekmek isterim!

Kısacası: Hukuk, devlet tarafından konulan yazılı kurallar sistemidir. Adalet ise ahlaki ve vicdani bir idealdir; hakkın yerini bulması fikridir. Hukuk kurallar sistemiyken, adalet hakkaniyeti amaçlar. Hukuk somut kurallara dayanırken, adalet soyut olarak vicdana seslenir. Bir anlamda adalet, yöneticilerin vicdanına bırakılmıştır ya da kalmıştır: Peki, kim hakkın yerini bulmasını sağlayacak? Güç sahipleri ve yöneticiler. İş, onlara ve onların vicdanına kalmıştır.

İşte bu da Batı ve Doğu (özellikle İslam anlayışı ve yönetimi) arasındaki farklılıktır. Bu pratiğe göre durumumuz ortada değil mi?

Batı sadece giyim kuşam, yeme içme değildir. Balo, dans, salon toplantıları; takım elbise, gömlek, kravat, fiyonk takmak, mini etek giymek; masada yemek yerken sağ elde bıçak, sol elde çatal tutmak ya da içki içmek değildir. Bizde ise, bu şekilde uygulanmış, “cumhuriyet, demokrasi budur” denilmiştir. Öze değil biçime/şekle önem verilmiştir. Fikirler sakıncalı görülerek yasaklanmış; fikir ileri sürenler, şairler, yazarlar ve bilim insanları( Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Musa Anter, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve daha niceleri ) ağır bir şekilde cezalandırılmıştır. İnançlar ve farklı etnik kimlikler yok sayılmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu anlayış böyle şekillendirilmiş ve günümüze kadar bu şekilde süregelmiştir.

Oysa Batı bir değerler sistemidir. Batı; özgürlüktür, hukuktur. Buna itiraz edenler olabilir. Onlara şunu hatırlatmak isterim, neden başınız sıkıştığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne koşuyorsunuz? Neden başka bir kıtada veya örneğin Rusya’da, Çin’de, Hindistan’da, Suudi Arabistan’da, İran’da, Mısır ve Türkiye’de böyle bir mahkeme yok? İnsanlar kendi ülkelerinde yaşamada zorlandıklarında, başları dara düştüğünde adı geçen ülkelere değil de Batı’ya, binbir zorluklarla gitmeye çalışıyorlar. Bunları düşünmenizi isterim. Devam edelim: Batı hukukunun altyapısını Roma (İtalya); bilimin, felsefenin, düşüncenin, edebiyatın ve şiirin altyapısını Yunan (Grek) medeniyeti; iktisadın altyapısını ise Büyük Britanya oluşturmuştur. Avrupa Birliği ve Avrupa değerleri bu tarihsel birikimle ortaya çıkmıştır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun (1911–1975) dediği gibi:

“En azından üç dil

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya

Ne şu ne busun

Oğlum Mernuş

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.”

Peki, bugün için “otobüsü kaçırmış bir milletin çocukları” olarak ne yapacağız? Bana göre; geçmişe, atalarımıza göre, bugün bizim işimiz daha kolaydır. Çünkü dünya küçüldü; internet ağları, yapay zekâ ve yeni iletişim teknolojileri; ulaşım olanakları ve konforu, yeni olanaklar ve fırsatlar sunuyor. İnsanlığın bilgi birikimine bir iki tıklamayla erişebiliyoruz. İstediğimiz yere değişik ulaşım araçlarıyla rahatlıkla gidebiliyoruz. Hızlı bir şekilde insanlık iç içe geçiyor; diller, kültürler, inançlar, sosyal ve siyasal yaşam, ırklar, soylar, uluslar melezleşiyor, hayatın her alanında melezleşme hızlandı, yeni bir sentezin ipuçları geldi, geliyor; eli kulağında!

Doğu-Batı ayrımı, inançlar ve milliyetler artık eskisi kadar belirleyici değildir. Yaşadığımız sıkıntıların bir nedeni de bu! Bu hızlı değişim dönüşüme ayak uyduramayanlar, korkanlar ve çıkarları bozulanlar var. Bu da doğal. Bu nedenle okumaya, bilime ve fikirlere önem vermeliyiz. Güçlü lider, kurtarıcı, önder, “ulu önder”ler ve katı ideolojiler, dogmalar bir kenara bırakılmalı; bunlar soğuk savaş döneminin kavramları ve ürünleridir. Batı düşünce ve yönetim anlayışında bu kavramlar yoktur. Varsa da çok zayıftır.

Türkiye’de yönetimin demokratikleşmesi; Avrupa Birliği ile buluşmamız için sivil eşitlikçi bir anayasa şarttır. Yürürlükteki anayasa paşaların; Kemal, Cemal ve Kenan Paşa’nın askeri/güvenlikçi anayasasıdır. Bu anayasayı değiştirme görevi önümüzde tarihi bir görev olarak durmakta; sorumluluk hepimizdedir. Sivil demokratik, eşitlikçi bir anayasa ve özgürlük, hukuk ve demokrasi mücadelesi bizi Batı’nın değerleri ve Avrupa Birliği ile buluşturur. Bu buluşma da küçümsenecek bir buluşma değil, vizyonu olan sağlıklı, güvenilir bir buluşmadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.