Görevden almaları doğru bulmuyorum
PKK 15 Temmuz sonrası ateşkes ilan etseydi, yeni bir çözüm süreci başlardı
Diyarbakır siyasetinin önemli isimlerinden AK Parti eski İl Başkanı Ahmet Fikret Öcal gündeme ilişkin konular hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. HDP’li Belediyelere kayyum atanmasını doğru bulmadığını dile getiren Öcal, “Demokratik seçimlerle gelen insanların kayyumlarla görevden alınmasını, şiddete bulaşmadıkları sürece doğru bulmuyorum. Ama şiddete bulaşmış, bireysel anlamda da buna destek vermiş oldukları ispatlanırsa gereği yapılmalıdır” dedi.
15 Temmuz darbe girişimine karşı Diyarbakır’ın güçlü bir sesle buna karşı çıktığını belirten Öcal, İl başkanlığı yaptığı dönemde FETÖ’cülerin isteklerini yerine getirmediği için ötekileştirildiğini söyledi.
PKK’nin saldırılarına da değinen Öcal, “Patlatılan bombalar bölge halkına hizmet etmiyor. 15 Temmuz gecesinden sonra PKK tek taraflı ateşkes ilan etseydi bugün bölge siyaseti ile ilgili farklı şeyleri konuşuyor olacaktık”.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi grup sözcüsü aynı zamanda Ak Parti eski Diyarbakır İl Başkanı Ahmet Fikret Öcal, 15 Temmuz darbe girişimi, Diyarbakır’daki FETÖ yapılanması, PKK’nin ateşkes ilan etmesi, HDP’nin darbeye ilişkin tutumu ve Belediyelere atanması düşünülen Kayyum meselesine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Bizde Tigris Haber Gazetesi olarak, kenttin sorunları ve çözümüne dönük önemli tespitleri bulunan Öcal ile görüştük. İşte Öcal ile yaptığımız röportajın devamı:
15 Temmuz darbe sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz, amaç neydi?
“ 15 Temmuz darbe girişimini Türkiye’nin işgal hareketi olarak değerlendiriyorum. Bu işgal girişimi tüm Türkiye’de hissedildiği gibi bölgede de kendisini hissettirdi. Bölge illerinin başında ise Diyarbakır gelmektedir. Bu işgal hareketinden NATO’nun 5. Ordusu olan Türkiye’nin NATO’nun haberi olmadan yapılması düşündürücüdür. Bugünü kadar NATO ülkelerinde ciddi anlamda herhangi sivil ve siyasi kınamanın gelmeyişi bunu desteklemektedir. Neden bu böyle, çünkü hem bitişiğindeki komşularda süren çatışmaları en yakından bölge illerinde bulunan insanlar takip etmekte, onların yaşadığı sıkıntıları, acıları en iyi bölge insanı yaşamaktadır. Bu nedenle de darbenin, kaosun, acının ve sefaletin ne olduğunu bilen Diyarbakır ve bölge insanıdır. Diyarbakır’da yaşayan vatandaşların darbe girişimine tepkisi çok daha net ve gerçekçidir. 25 gün boyunca Diyarbakır’da bu güne kadar benzeri çok az görülen, Türkiye bayraklarıyla birlikte insanlarımız gece yarılarına, sabahlara kadar demokrasi nöbetine gönüllü olarak destek verdiğini gördük.
“DBP ve HDP bu konuda daha erken bir tavır alabilirlerdi”
Bütün bunar bize gösteriyor ki, Diyarbakır’ın geçmişte çekmiş olduğu acılarla birlikte, komşu ülkelerde de yaşanan savaşın travmatik etkileri de birleşince bölge insanı darbeler konusunda çok daha hassaslaşmıştır. Diyarbakır’ın darbeler konusundaki hassasiyetini biraz açarsak, Diyarbakır Türkiye’nin darbeler tarihinde en çok acıyı çeken, en çok gencini diasporaya gönderen ve ticareten en çok zarar gören bir ildir. Diyarbakır cezaevi darbeler döneminde işkenceleriyle, kötü uygulamalarıyla dünya sıralamalarına girdi. Bunu Diyarbakır’da yaşayan herkes, yakınından, komşusundan görerek, birebir hissederek yaşadı. Bunun için de darbe girişimine karşı en net tavır ortaya koyuldu. Herkes tarafından bu tavır net bir şekilde koyulabildi mi, geç de olsa koyuldu ama gönül arzu ederdi ki, Diyarbakır’da siyasal ağırlığı olan partilerin birinci, ikinci, üçüncü günde tavırlarını net bir şekilde ortaya koyabilmeleriydi. Ama maalesef bunu ancak 10 gün sonraki mitingler ile gördük. Bundan kastım nedir, bölgede siyaset yapan DBP ve HDP bu konuda daha erken bir tavır alabilirlerdi. Biz bu kesimin ve onlarla hareket eden sivil toplum kuruluşlarının başka konularda ne kadar hızlı refleksler gösterdiğini de biliyoruz. Bölgede farklı Cuma namazları kılındığının da şahidiyiz. Ama darbe girişimine karşı reflekslerinin yeterince erken gösteremediğini düşünüyorum.
“Bölgede var olmanın koşulu bölgede gerçekçi politikaların belirlenmesine bağlıdır”
Bölgedeki parti yapılanmalarının Türk Solunun etkisinde kalmasının da bu gecikmede etkisi vardır. Kürt siyasi hareketinin veya KCK’nın içerisinde Türk Solu ve sosyalist hareketlerin etkisi bölge insanının reflekslerini zamanında harekete geçirmesine engel teşkil etti. Bu da bu siyasi yelpazenin kendi özüne dönmesi noktasında, kendi halklarının gerçekliğiyle hareket etmesinde sinyal vermektedir. Çünkü bölge insanının darbeler olduğunda, kaos olduğunda, şiddet olduğunda bizim sığınacak bir limanımızın olmadığını da kendi komşularının yaşadığı pratikten de net bir şekilde görmektedir. Bu yüzden bundan sonra kim bu bölgede siyaset yapacaksa şiddet dışı ve bölgenin yaşam koşullarını zorlaştırmadan yaparsa kazanır. Geleceğimizi, bölgede oluşturacağımız ekonomik zenginlikler, yaşam kalitesinin arttırılması ve yeni yatırımların yapılması belirleyecek. Şiddete, kaosa dayalı politikalar bölgede yaşayan halk tarafından desteklenmemektedir. Bunun pratiğini bölge halkı yaşanan bu süreçte de göstermiştir. Sebebi de başına bir iş geldiğinde sığınacak bir limanı ve bir komşu ülkesi olmamasıdır. Bölgede var olmanın koşulu bölgede gerçekçi politikaların belirlenmesine bağlıdır.
Geçmişte AK Parti İl Başkanlığı yaptınız. Siz, cemaatin geçmişteki yapılanmaları hakkında herhangi bir girişimde bulundunuz mu, bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bu yapılanmadan zarar görmeyen bir kesimin olduğunu düşünmüyorum. Tüm Türkiye’de olduğu gibi, bölgede de herkes bu yapılanmadan dolayı mağduriyet yaşamıştır. Burada sözkonusu olan, kendilerinden olmayan herkese mağduriyet yaşatan bir sistemdir. Özellikle İl Başkanlığım döneminde beni kendi kontrollerine alamayacaklarını, kendi menfaatleri ve istekleri doğrultusunda kullanamayacaklarını anladıkları için çok fazla diyalog kurmadılar. Ayrıca benimle diyalog kuramadıklarını gördüklerinde de sahip oldukları kurumlar tarafından beni bloke etmeye, ilişki kurmamaya, taleplerin yerine getirilmesi noktasında özelliklede üniversite camiasından blokaj gördüm. Bunlar bu ekibin AK Parti içindeki siyasi uzantılarıdır. Bütün Diyarbakır bilir ki, ne ekonomik anlamda yolsuzluklarla anılmışımdır ne de adım herhangi ahlaki bir soruna karışmıştır. Bütün Diyarbakır halkı buna şahittir, ama tabii onların taleplerini yerine getirmeyişim bir engel olarak görüldü. Tamamıyla onların teşvikiyle olmasa da onların bu konuda bir etken olduğunu söyleme şansım var çünkü o dönemdeki birçok siyasetçimizin de Diyarbakır’daki idarecilerin da bunlarla ne kadar ilişkide olduğunu biliyoruz. Bütün bunlarla birlikte benim gibi bir çok hemşerim siyaseten ve ticaretten ciddi zararlar gördü.
“Ötekileştirilmiştim”
Beni o dönem görevden onlar uzaklaştırdı diyemem. Ama benim İl Başkanlığım döneminde Valilikle olan ilişkilerimde, Üniversite ile olan ilişkilerimde, bütün Diyarbakır bilir ki, ben onların arzuladığı ve talep ettiği birçok şeyi yerine getirmediğim için ötekileştirilmiştim. Bizim yukarıdaki temsilcilerimiz üzerinde tamamen olmasa da belli bir nebze etkileri olmuştur. Yani tamamen onların tavsiyesi ve öngördükleri şekilde olduğunu söyleyemem. Ben o gün de Diyarbakır’da o günkü Genel Başkanımızın yolunda gittiğimi, diklenmeden dik durduğumu kongrede farklı bir liste çıkararak da ortaya koymuştum. Ortaya koyduğum bu tepki, farklı liste çıkarma tepkisi, benden sonra gelenlerin bunlarla olan ilişkilerine baktığınızda kendiliğinden ortaya çıkar.
15 Temmuz sonrası tüm Türkiye’de olduğu gibi Diyarbakır’da da Paralel Yapıyla ilgili çalışmalar var. Siz bu çalışmaların Diyarbakır ayağında iyi yürütüldüğünü düşünüyor musunuz?
Ben, Diyarbakır’da bunların taban olarak güçsüz olduklarını her zaman görüyordum ve biliyordum. Ve bunu ilgili yöneticilere de söylediğimde kimse kabullenmek istemiyordu ama Diyarbakır’da farklı radikal yapıların olmasından dolayı bunların tabana, halka inmesi zorlaşıyordu, inemiyordu. Bunların en fazla örgütlü oldukları yer bürokrasiydi, bürokrasinin üst yönetimleriydi. Diyarbakır’ın üst bürokrasi yönetimlerinin diyebilirim ki, %80’i bir dönem FETÖ’cüler tarafından idare ediliyordu. Hatta bunlarla ilgili hükümetimizle veya AK Parti yönetimiyle sürtüşmelerinin sebeplerinden biri de bölgeyi kendilerine bırakma talepleriydi. Valisini, Emniyet Müdürünü, bürokrasisini biz belirleyeceğiz, bölgedeki farklı faaliyetlerle bölgenin asayişini sağlayacağız taleplerini siyasi iktidarın ret etmesinden dolayı çatışmalar, kopuşlar baş gösterdi.
“KCK soruşturması yapan hakim ve savcıların %80’i şuan PDY’den dolayı içeridedir”
Bunların niyeti başkaydı. Bölge insanlarına haklarının hukuklarının verilmesi yerine asimilasyon politikalarına ağırlık verilmesini öngörüyordular. Ve o gün de herkesin malum olduğu üzere, ortada o günkü konjonktürde hiçbir sorun yokken KCK operasyonlarını başlattılar. Sonra öğrendik ki, anlaşmadıkları İç işleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’ın zora sokulması noktasında yapılan operasyonlar oldu. Tıpkı Balyoz ve Ergenekon soruşturmaları gibi KCK soruşturmaları da çok absürt delillerle ortaya konmaya çalışıldı. O gün KCK soruşturması yapan hakim ve savcıların %80’i şuan PDY’den dolayı içeridedir.
AK Partinin bölgede bundan sonraki yapılanmaları nasıl olur?
AK Partinin bugünden sonra işi daha zor, sorumlulukları daha da fazladır. Daha önce muhalefetle ilişkilerinin dozajı ve tavır şekilleri ile bir darbeyi önledikten sonraki tavrı değişmek zorundadır. Darbe girişimi gecesi birçok parti AK Parti ile darbeye karşı bir duruş sergiledi. Mecliste gurubu bulunan bütün partiler darbeye karşı dik durduklarını ifade ettiler. AK Partinin de bugünden itibaren darbeye karşı demokrasiyi savunan güçlere ve partilere karşı tutumunu daha paylaşımcı, daha istişareci bir çizgide devam ettirmesi ülkemizin bütünlüğü ve geleceği açısından daha doğru olacağı inancındayım.
HDP Türkiyelilik projesine geri dönmeli
HDP’nin de bu işin içine er geç katılması gerekiyor ama HDP’nin işin içine katılabilmesi için, HDP ve Demirtaş’ın 7 Haziran’da ortaya koydukları Türkiyelilik projesine dönülmesi gerekir. Yeniden o başlangıç politikasına gelir ve şiddet politikasını dışlarlarsa bu mümkün olabilecektir. Ama şiddet politikaları bir taraftan devam ederken, zaman zaman şiddet politikalarını destekler demeçler verilirken, bu aşamada olma şansı çok zor. Ama arzum odur ki, Kürtlerin haklarının savunulması noktasında şiddet devre dışı kalır. Şiddetin bölgede yaşayan halkın yaşam standartlarını düşürdüğünü ifade etmek istiyorum. Bugün patlayan bombaların nasıl kendi halkımızdan insanları zora soktuğunu, şehrin ekonomisini nasıl dara soktuğunu hep birlikte müşade ediyoruz. Bu politikanın kökünden yanlış olduğunu ve Kürtlere herhangi bir kazanım sağlamadığını gördük.
“Biçilmek istenen gömleğin ne olduğunu halk gördü”
Ayrıca şunu da belirtmek isterim. Bu darbe girişimine kalkışanların FETÖ ve PDY ile sınırlı olmadığına inanıyorum. Bu darbe girişiminde bulunanların ya da devlete el koyma haydutluğunu gösterenlerin tamamıyla NATO ülkelerinden ve ABD’den çok bağımsız bir teşebbüs olduğuna da inanmıyorum. Çünkü bugüne kadar darbeye karşı başarı göstermiş bir halkın yanında bir AB, NATO ülkesinin siyasetini hala bile görebilmiş değiliz. Bizim ülkemize, bölgemize biçilmek istenen gömleğin ne olduğunu halk gördüğü için canı pahasına bu kadar sert bir tepki koydu, tankların önünde durdu. Neydi bu gömlek; ülkeyi Türk Kürt çatışmasına sokmak, Türkiye’yi Alevi Sünni çatışmasına sokmak, Kürtleri kendi içinde Müslüman, laik, sosyalist diye ayırarak birbirine vurdurma politikasını halk çabuk gördü. Bu darbe girişimine karşı Türkiye’deki birçok kesim yan yana bir duruş sergiledi ve darbe böyle bertaraf edilebildi. Bugünden sonra da arzum bu bölgede ve Türkiye’de farklılıkların birlikte yaşaması için demokrasinin daha da güçlendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkıyor. Türkiye 15 Temmuz’da şu noktayı koydu, ülkenin gelmiş olduğu demokratik hayat standartları dünyaya örnek teşkil edecek konuma gelmiştir. Artık silahla organize edilecek bir darbenin imkânsız olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Türkiye üzerinde oyunlar oynamak isteyenlerin bugünden sonra şapkalarını önlerine koymaları gerekiyor. Bundan sonra insanların ölümüne kaosa, şiddete yol açacak politikalar yerine bu bölgede yaşayan insanların daha demokratik, özgür ve daha katılımcı bir yönetim anlayışına katkı sunmaları gerekiyor. Kaos’un, şiddetin arkasında duran güçlerin de bunu hesap etmeleri lazım.
Son dönemlerdeki saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz, geçmişte yaptığınız bir açıklama vardı: ‘PKK ateşkes ilan ederse çözüm süreci devam eder’ diye bunu biraz açar mısınız?
Bombalar bölge halkına hizmet etmiyor. Başkalarının amaçlarına hizmet ediyor. PKK’nin son günlerdeki bombalı eylemleri kabul edilebilir değil. Onlarca sivilin ölümüne neden olan bu eylemlerin son bulması gerekir. Halk artık bıktı. Başta da söylediğim gibi darbelerden en çok zulmü gören bu bölge halkıdır. Eğer bu bölgede şiddet uygulayan örgüt, 15 Temmuz gecesi, ‘ Bu darbe girişiminin tehlikesi geçinceye kadar tek taraflı ateşkes ilan ediyorum’ deseydi bugün biz bölge siyasetiyle ilgili farklı şeyler konuşmuş olacaktık. Ama üç gün suskunluktan sonra yeniden şiddetin tırmandırılması, şehit sayılarının arttırılması Kürt siyasetinin akıl tutulmasıdır. 7 Haziran sonrası Kürt siyasetindeki bu akıl tutulmalarının bölgede ve Türkiye’de yaşayan insanların geleceğini daha mutlu ve refah düzeyine değil kaotik hedefler öngörerek halkı sokağa dökme çağrılarına rağmen halkın sokağa inmediğini de gördük.
Kayyumlar, yerel yönetimler ve yerel yönetim hizmetleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Demokratik seçimlerle gelen insanların kayyumlarla görevden alınmasını, şiddete bulaşmadıkları sürece doğru bulmuyorum. Biz bugün Türkiye’deki halkların, partilerin darbeye karşı nasıl kenetlendiğini gördük. Bölgedeki yerel yöneticileri, halkın oylarıyla göreve gelmiş yerel yöneticilerin şiddete bulaşanlarının bireysel anlamda cezalandırılmasını öngörüyoruz. Bireysel anlamda bir suç işlenmişse o bireyin cezalandırılmasını istiyoruz. Belediyenin herhangi bir çalışanının veya herhangi bir firmasını temsil eden taşeron işini yapan birisinin suçundan dolayı belediyelerin suçlanmasını çok doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Ama şiddete bulaşmış, bireysel anlamda da buna destek vermiş belediye başkanı varsa ve suçu ispatlanırsa yasal mevzuatlar boyunca ne gerekiyorsa yapılsın. Ama halkın oylarıyla, demokratik seçimlerle iş başına gelmişlerin kayyumlarla yönetilmesini doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.
Yerel yöneticiler merkezi hükümetle didişmesin
Diyarbakır’da seçilen yerel yöneticilerin başarısı nasıldır diye sorarsanız, yerel yöneticileri ve belediyeleri hizmet konusunda yeterli bulmadığımı da ifade etmek isterim. Merkezi hükümetlerle yeterli ilişki kuramadığınız zaman hizmeti getirme şansınız, hızınız bununla paralel düşüyor ya da yükseliyor. Bu anlamda ben yerel hizmetlerin ya da yerel yöneticilerin her zaman söylediğim gibi genel siyasete kurban edilmemesinin taraftarıyım. Burada ne demek istiyorum, şunu demek istiyorum; bölgede siyaset yapanların parlamentoda siyasi temsilcileri de var, siyasi temsilcileri parlamentoda siyaset yapsın ama yerel yöneticilerin asıl görevi bölgesinde yaşayan insanların yaşam standartlarını kolaylaştırmak, yükseltmektir. Kendi işini yaparken de merkezi hükümetle siyasi olarak didişmek yerine yan yana durma, birlikte hareket etme ve projelere imza atmaları gerekiyor. Bu anlamda belediye hizmetlerinin yeterli olmadığını hatta yerinde patinaj yaptığını söyleyebilirim.”
İlyas AKENGİN/ÖZEL HABER