POPÜLİZM ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Mümin Ağcakaya

  Baronun davetlisi olarak Diyarbakır’a gelen; yazar, araştırmacı, çevirmen Tanıl Bora; Molpheus kitapevinde okurlarla yaptığı söyleşide kendisine sorulan sorulardan biri de popülizmdi. Yazarın popülizm üzerine yaptığı bu değerlendirmeyi, küçük dokunuşlar dışında sizlerle de paylaşmak istiyorum.

“70’li yıllar Türkiye’de sol popülizm altın çağını yaşadı denebilir. Bülent Ecevit 1970’lerdeki seçimlerde  % 40 oy aldı. Hatta belediye seçimlerinin olduğu yerlerde, aldığı oy oranını % 50 elliye kadar da yükseltti.  Tipik bir sosyal demokrat olan Bülent Ecevit populizmin,  mahir bir temsilcisi olarak da görülebilir. 12 Eylül öncesinin sosyalist hareketinin en güçlü örgütü olan Dev-yol da; soldaki hasımları tarafından popülist olarak eleştirilen bir örgüttü. Sadece hareketin dışından olumsuz yaklaşanlar değil, bu hareketin içinden gelerek geçmişin analizini yapanlar ya da ona yakınlık duyanlar da; belirli popülist öğeler görürler. Dolayısıyla 70’ler Türkiye’sinde; altın çağını yaşayan sol, popülist olarak değerlendirilebilir.

Alışageldiği gibi, Popülizmi sadece sağa atfetmek doğru değildir. Son dönemde sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada esen güçlü bir sağ dalga var. Bu popülizmle adlandırılmak istenmektedir. Esasında siyaset bilimciler büyük tanım sıkıntısı çekiyorlar. Türkiye’ye, İran’a, Hindistan’a;  Donalt Tramp’a, Rodrigo Duterte’ye baktıkları zaman bu yeni tür bir faşizm midir? Bir sağ popülizm midir? Bir yeni otoriterizm midir? Bir rekabetçi otoryalizm midir? Herhangi bir tanımda ortaklaşılamıyor. Bu tanım sıkıntısının nedeni yeni bir olgu olmasından, bunların nereye konulacağının bilinememesinden dolayıdır.

 Dolayısıyla popülizmi sadece sağ hareketlerin nitelendirilmesi için kullanılmasına karşı çıkan ve sol popülizmin de kullanılması gerektiğini doğru görenler var. Hatta Gezi benzeri eylemlerin ortaya çıktığı; Batı’da ortaya çıkan hareketler, Podemos Hareketi, Yunanistan’daki hareketler; sol popülizm unsuru taşıyor biçiminde değerlendirilmiştir.

 Neden sol popülizm? Popülizmin temel yaklaşımı nedir? Öncelikle bir avuç yozlaşmış elit ayrımını koyar. Sınıfsal bir ayrımdan ziyade halkın büyük çoğunluğu, yani kaynaşmış bir kitle olarak içindeki çelişkilerin önemsiz olduğu saf temiz, masum basit halk ve onun karşısında bir avuç yozlaşmış elit. Eski tabirle oligarşi. Bu hareketlerde biraz bu motivi içeriyorlar ve sol popülist bir nitelik taşıyorlar. Venezüella’da Hugo Chavez örneği.  Bugünkü dünya olağanüstü eşitsizlikleri olan sınıfsal ayrışmaların olağanüstü derinleştiği buna karşılık sınıf yapılarının, sınıf örgütlerinin bundan 20-30 yıl öncesinde olduğu kadar şekil şemale sahip olmadığı, gevşek daha müphem sınıfsal tablo var. Bu şununla da bağlı: prekanizasyon denilen yani işlerin sürekli geçici bir işçinin 30 yıl boyunca aynı işi yaptığı, aynı yerde çalıştığı, kariyer beklentileri artık yok. Böyle sürekli staj, geçici iş, altı aylık sözleşme, kâh orada kâh burada olduğu işçilerin emekçilerin akışkan halde olduğu gevşek bir doku söz konusu. Giderek kapitalizmin yeni yapısı buraya doğru gidiyor. Bu popülist seçenek, buna hitap eden bir seçenek. Çünkü böyle biraz muğlâk kaygan soyut bir halka hitap ediyor. Böyle kendi örgütü olan böyle sapasağlam bilinci olan yapılaşmış bir sınıftan ziyade daha yüzergezer bir proletarya Popülist söylemin buna hitap etmeye daha müsait olduğu. Ya da tersinden düşünürsek bu yüzergezer populizm gibi daha gevşek bir söylemi doğurmaya daha müsait olduğu gibi bir akıl yürütmeyle de populizmin hiç de sağa bırakılması gerekmeyen, sadece sağın panzehiri olarak değil, olumlu bir anlam yükleyerek gören bir bakış açısı da var. Bu bence önemli bir tartışma,  hemen doğrudur diye kesin hüküm vermemiz gerekmez ama ciddiye alınması gereken bir tartışma.”

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.