SAVAŞ-BARIŞ-ÇÖZÜM PROVOKASYON

NACİ SAPAN

PKK’ye yakın olduğunu bildiğim birkaç kişiyle son gelişmeleri konuşuyoruz;

6-7 Ekim olaylarını

Yüksekova’da 3 TSK görevlisinin arkadan vurulmasını

Diyarbakır’da eşi ile birlikte pazardan alışveriş yaparken arkadan kafasından vurulan astsubay olayını.

Bağlantılı olarak çözüm ve barış sürecinin bu olaylardan dolayı nasıl etkilendiğini yâda etkileneceğini analiz etmeye çalışıyoruz.

Bu olaylardan önceki olayları da duruma dâhil ederek elbette.

 

Ne olacak sorusunun cevabını arıyoruz.

Yüksekova’da da, Diyarbakır’da da aktörlerin maskeli oluşundan başlayarak duruma göz atmaya çalışıyoruz.

 

Sürecin sıkıntıya girmesinin elbette ki çoklu nedenleri olabilir.

Birincisi; Tarafların talep ve isteklerinin karşılık bulmaması

İkincisi; Egemen kesimin kendi barışını dayatması gibi temel nedenlerden kaynaklı sıkıntıların yaşandığını ve yaşanacağını az çok kestirme imkânımız oluyor.

 

Bunlar bilinenler ve yorumlanabilir olanlar.

Yorumlanması zor ancak, tahminlerimizi boşa çıkarmayan asıl nedeni tespit etmek zor olmuyor.

O’nun adı da; PROVOKASYON.

Nereden ve nasıl olduğu üzerinde çok kafa yormaya gerek yok, çünkü böyle bir gerçeğin altı barışa karar verildiğinde zaten çizilmişti.

 

Son olaylarla ilgili PKK’nin yaptığı açıklamalardan da provokasyona dair işaretleri net bir şekilde anlayabiliyoruz. Konuştuğum şahsiyetler de bu noktaya dikkat çekiyor ve çok önemli bir saptama yapıyorlar.

 

Dünyada ulusal kurtuluş mücadelesi veren gerilla hareketlerinin tamamını çok iyi bildiklerini, onların mücadelesini çok iyi okuduklarını, bu edinimlerin savaşa dair tecrübelerin ciddi dayanağı olduğunu aktarıyorlar.

Bu işin bir tarafı.

Asıl önemli olan ve bizim şimdi, bugünlerde ihtiyaç duyduğumuz;

Barış ve çözüm meselesinde, ilginç bir yaklaşıma tanık oluyorum. 

Savaş sürecine aşina, barış ve çözüm sürecine henüz yabancı olunduğu yönünde bir görüş çıkıyor ortaya.

Taraflardan birine ait samimi bir itiraf gibi algılıyorum.

 

Bu nedenle paylaşıp, tartışmak istedim.

Önemli ve net ifade şu; ‘Savaşa dair algılar kapatıldı, barış ve çözüme yönelik algı açıldı ve kabul gördü. Ancak, savaşın sürecini çok iyi bilenler, barışın sürecine henüz yabancı. En önemlisi de; barış ve çözüm süreçlerinin bozulmasına yönelik provokasyon ve oyunların yabancısıyız’ diyorlar.

 

Galiba biraz daha zamana ve sabra ihtiyaç var.

Galiba hep birlikte savaş, barış, çözüm ve provokasyon üzerinde kafa yormamız, durumun vahametini ve selametini tartışmamız gerekiyor. Savaş ortamından çözüm sürecine, buradan da barışa giden/gidecek olan yolun mutlaka ‘Maskeli’ mayınlardan temizlenmesi gerekiyor.

 

Çünkü savaşın sona erdirilerek, barışa aralanan kapının ardına kadar açılmasını istemeyen kesimlerin her zaman var olduğu ve var olacağı gerçeğinden hareketle duruma göz atmamız gerekiyor. İstemeyenler; sadece tarafların dışındaki kesimler olmayabilir. Tarafların içinde de durumdan memnun olmayanlar vardır, mutlaka olacaktır. Bu nedenle barış süreçlerinin savaşın devam ettiği süreçlerdeki ağır sonuçların daha fazlasını bağrında barındırabileceği gerçeğini her an gündemin birinci maddesi olarak masada tutmak gerekiyor.

 

Sonuç; Savaş süreçlerindeki provokasyonlarla barış süreçlerindeki provokasyonların farklı sonuçları, farklı algıları olabiliyor.

Örnek; ‘Bunlarla barış yapılmaz’ gibi bir algının oluşturulması gibi!...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.