ŞİDDETİN PSİKOLOJİSİ

Mümin Ağcakaya

                   ŞİDDETİN PSİKOLOJİSİ

MÜMİN AĞCAKAYA

Şiddet adeta günlük yaşamımıza hâkim oldu. Şiddet haberleri gündemden düşmüyor. İnsanların içinde saklı duran canavar herhangi bir bahaneyle dışarı fışkırarak etrafa dehşet saçmaya devam etmektedir. Şiddetin hedefi sadece husumeti olandan intikam almak için değil; hiç tanımadığı, aralarında herhangi bir tanışıklık ilişkisinin dahi bulunmadığı, tesadüfen yoldan geçen, o an için orada bulunan herhangi birimiz de olabilmektedir. Şiddetin kurbanı; hiç beklemediği, en savunmasız olduğu bir anda, bir darbeyle yere yıkılarak dünyası kararmaktadır. Şiddetin hedefi daha çok kendilerinden daha güçsüz ve savunmasız olan kadınlar, çocuklar ve hayvanlar olmaktadır.

Şiddetin kurbanları yaşadıkları bu travmadan kolayca kurtulamamaktadır. Hastane kapılarını aşındırarak, psikolojik destekler alarak bu travmadan kurtulmaya çalışmaktadır. İnsan tanımadığı insana niçin şiddet uygulamak ister? Tanımadığı, kişiliğini, kimliğini, yaşamını bilmediği birine; sudan sebeplerle, onun herhangi bir davranışını veya giyim kuşamını beğenmediği birine niçin şiddet uygular? Onu şiddet uygulamaya iten etkenler neler olabilir?  Şiddetin mağdurları sadece insanlar değil; sokaktaki kediden, köpeğe kadar doğadaki tüm canlılara karşı uygulanmaktadır. Bu yok etme, başkasının canını acıtma eğilimi toplum sağlığı için bir tehdittir. Bu şiddet histeri eğilimi nerede nasıl, hangi biçimde karşımıza çıkacağı belirsizdir. Bu bilinemezlik ise insanı huzursuz etmektedir.

 Bilim kurgularda izlediğimiz, laboratuarlarda yaratılan canavar insanlar, sanki hayata geçmiş gibi yaşamımızın ortasından zamanlı zamansız karşımıza çıkmaktadırlar. Bu kâh Aziz Nesin’in ‘Toros Canavarı’ gibi pespaye bir şekilde, kâh kravatlı veya papyonlu gibi her kılıkta olabilmektedir. Ekran karşısında gözlerimizi kırpmadan heyecanlı bir macera filmi izler gibi her akşam değişmeyen sahneler. Sanki bir oyunun içinde gibi; karşımızda güler yüzle konuşurken arka planda bizi beklemediğimiz bir şiddet dünyasına mahkûm eden birinin maceralarını izler gibi sahneler akıp gitmektedir.

 Felsefe; insanların doğuştan iyi ya da kötü oldukları veya bu özellikleri sonradan edindikleri konusunda farklı düşünselerde; insanların davranış ve karakterlerinin yaşam alanı bulmasında; onları kuşatan ortamın da belirleyici bir etkisi vardır. Çevre bu özelliklerin ortaya çıkmasında önemli bir işleve sahip olmaktadır.

         Yaşanılan bu kaotik durum insanın kendini güvende hissetmeme, sürekli dışarıdan bir tehdit bekleme; kişiyi sürekli bir savunma psikolojisinde tutmaktadır.  

         Eğitimsizlik, sosyalleşememe, kişiliğini bulamama, güdülerin esaretinden kurtulamama; her şeye karşı bir açlık hali; aile içindeki olumsuz ilişkiler şiddet potansiyelini ortaya çıkarmakta ve beslemektedir. Kişiliğe egemen olan bu ruh hali duygu ve davranışlara damgasını vurmaktadır.  Şiddet; toplumu suç batağına çekmektedir; bunun panzehiri ise; güvenlik, adalet ve özgürlük olmaktadır. Yaşama sevinci ve sevgisi solduğu; bireylerin yaşam güvenceleri ve onurları tehlikedeyken; en güzel çiçekler bile insanın ruhuna batan bir tikene dönüşür.

 İnsandaki bu şiddet eğilimi nasıl ortadan kalkar? Bunun kısa ve öz bir formülü yok mu? Uzayı keşfeden insanoğlu buna bir çözüm bulamıyor mu? Bulduysa hayata geçirmek uzayı keşfetmekten daha mı zor?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.