Şiirce “Kendimi doğuruyorum…”

 Köşe Yazarı
Şiirce “Kendimi doğuruyorum…”

Şiir, onu kendinden var eden güneşine durmasını, ona yol gösteren yıldızlara varmasını, kendi olabilmiş evrenine uçup gitmesini bilecek kadar özgürdür. Hiçbir zorba tanrıya, krala, sultana, hana, padişaha, diktatöre, tirana, ahmak bir generale eyvallahı olmaz. Öyle ki okurunun bile yersiz vesveselerine, şairinin gereksiz korkularına tahammülü olmaz. Özgürlüğünü bu karakterine borçlu olduğunu bilir. Hiçbir şair, özgürlüğünü kazanmış şiiri daha fazla zapt edemez, sonsuza kadar tutamaz, kendine hapsedemez. Çünkü şiirce yaşayan her şair, şiiri kadar özgür olduğunu bilir. Bana göre de önü kesilemeyen rüzgar ne kadar özgür ise şiir de o kadar özgürdür. Öyle ki özgür şiir, kuşatılmış hiçbir denize, sarılmış hiçbir dağa, tutulmuş hiçbir vadiye, dört bir tarafı sese, renge, ışığa, hatta tanrı güneşe kapatılmış hiçbir karanlık hücreye hapsedilemeyen, önü kesilemeyen rüzgara dönüşür adeta, şair bunu bilir. Kuşkusuz bunu bilen şair, hele şiiri ile dost geçinebilen, ona sırdaş, ona yoldaş olabilen şair de özgürdür, ne yapılsa da önü alınamayan rüzgar gibi. Elbette özgür şairin işçisi olduğu şiirinin evrenine akışı, onunla buluşmaları bilgecedir. Şairin dünyayı yorumlayışının şiirce olması, insana yaklaşımının şiirce olması, dahası yaşamla buluşmalarının şiirce olması bundandır…

*

Her insan biraz şiircidir, biraz şairdir, biraz şiirce yaşar. Kimi şiir yazar, kimi şiir okur, kimi şiir dinler. Şiirce yaşayabilen, dahası şiir işçisi olabilmiş şair ise hem şiir yazar, hem şiir okur, hem şiir dinler. Bir anlamda şiir hayatın kendisidir, yeryüzündeki canlı cansız herkesle, her şeyle paylaşılmış candır onun için, herkesle, her şeyle ortaklaşmasını bilen ruhtur şairinin gözünde. Elbette şiir sıkboğaz edilemez, kapatılamaz, sıkıştırılamaz, itilip kakılamaz, hele yarım hiç bırakılamaz. Şairi yorulsa, sıkılsa, bıksa bile, hatta oyunbozanlık yapsa bile şiir tamama ermesini bilir. Bir yolunu bulup okuruna, elbette ihtiyacı olana, hatta ihtiyacı olmayana bile ulaşması konusunda üstüne yoktur, tamama ermek için mutlaka bir yolunu bulur. Öyle olmasa, yirmi yedi yıl, her bir tarafı betonla, demirle, bilmem kaç gardiyanla, askerle sarılmış, ağır tecrit altındaki hücrede tutulmuş, üstelik güneşe, rüzgara, zamana, çiçeğe, böceğe, insana, dosta, arkadaşa yasaklanmış bir şair, iflah olmaz bir söz yaratıcısı, bilge bir şiir işçisi can Melis Demiralp, “Kendimi doğuruyorum” diyebilir miydi, ardı sıra da “Günde bir saat|havalandırılan|Sonra da askıya asılıp|Dolaba kaldırılan bir ceket|gibiyim…”

dizeleri ile şiirce yol alabilir miydi, ona yakın olduğu kadar bize uzak, bize yabancı evrenimize taşan özgürlüğüne tutkulu yüreği şiirce atmaya devam edebilir miydi, her bir tarafı tutulmuş, dibine kadar yaşama buz kesilmiş beton suretinden sıyrılıp kendi güneşine, şimdi kayıp, şimdi uzak, şimdi başka bir evrene yolcu yıldızlara yoldaş olmaya yeminli güller açabilir miydi? Hiç sanmıyorum…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri