SPİNOZA VE GERÇEKLİK

Bêjdar Ro Amed

Bir Kopuşun Ardından Düşünce

Düşünsenize, insanlık tarihinde bir kırılma olmuş: hakikati doğrudan deneyimlemek yerine, onu kavramlarla anlamaya başlamışız. Yaşamı hissetmek ve içinde olmak yerine, onu açıklamaya, sınıflandırmaya ve düzenlemeye yönelmişiz. Felsefe, din, bilim, ideoloji… Hepsi bu zihinsel kopuşun telafi biçimleri.

Aslında mesele çok basit gibi görünür: Düşünce hakikatin yerine geçmiştir. Ve biz, farkında olmadan, yaşamı doğrudan görmek yerine onu düşünce ile anlamaya çalışır hâle gelmişiz.

Bu deneme, Spinoza üzerinden şekilleniyor. Çünkü o, düşünceyi arındırma ve bilgiyi özgürleştirme çabasıyla modern felsefenin temel taşlarından biri. Ama bir yandan da sınırları açıkça görülür: Spinoza, zihnin kendisinden doğan bu kopuşu tam olarak fark edememiştir.

Spinoza’nın Reformu: Zihin, Tanrı ve Zorunluluk

Spinoza’nın felsefesi Tanrı, doğa ve insanı tek bir bütünlük içinde kavramsallaştırır: Deus sive Natura – Tanrı ya da Doğa. Bu yaklaşım, dini geleneklerin Tanrı anlayışını rasyonelleştirir, doğayı kutsal olanla özdeşleştirir ve ikiliği ortadan kaldırır. Modern düşüncenin sekülerleşmesinde kritik bir rol oynar.

Ama asıl dikkat çekici adım, zorunluluğu merkeze almasıdır. Ona göre her şey zorunludur; Tanrı’nın ya da doğanın doğası farklı olamaz. Özgürlük, bu zorunluluğun bilgisidir. İnsan, nedenleri kavradığı oranda özgürleşir.

Bilgi burada bir araçtır, bir içsel temizlik gibidir. Tutkuların esaretinden kurtulmak için kavramlara ve nedensellik zincirine ihtiyaç vardır. Ama sorun şudur: Görmek yerine bilmek esastır. Sessizlik değil, kavramsal açıklık önemlidir.

Kopuşu Görmeden Reform

İşte Spinoza’nın sınırı burada ortaya çıkar: Zihnin yarattığı kopuş, zihnin içinde yeniden inşa edilebilir mi?

Spinoza, geleneksel sistemlerden çok daha özgürleştirici bir yaklaşım sunar; doğaya dayalı bir esneklik, evrensel nedensellik ve zorunluluğun bilgisi önerir. Ama bütün bunlar zihnin kendi kategorilerine dayanır. Kavramlar, mantık, neden-sonuç zinciri… Hepsi, insanı yaşamı doğrudan görmek yerine “daha doğru” yaşamaya yönlendirir.

Bu bakımdan Spinoza’nın reformu, aslında bir zihinsel düzenlemedir. Zihnin ötesine geçemez; sadece zihnin işlevlerini yeniden yapılandırır.

Bilgiyle Özgürlük: Bir Yanılsama mı?

Spinoza’ya göre özgürlük bilgiyle gelir. İnsan tutkularının nedenlerini kavradığında onlara esir olmaz. Bilgi bir güçtür, bir aydınlanma aracıdır. Ama buradaki kritik fark şudur: Bilgiyle özgürleşmek, gerçekte özgürleşmek midir?

Gerçek özgürlük, zihnin sessizliğiyle mümkündür. Çünkü bilgi, her hâlükârda zihnin ürünüdür. Zihin çalıştığı sürece yorum hâkimdir; her doğru ya da yanlış, zihinsel bir çerçevede gerçekleşir. Oysa hakikat, yorumun sustuğu yerde açığa çıkar.

Bilgi, yaşamı düzenlemek için gereklidir; hakikati doğrudan görmek için değil. Bir yemek tarifi bilgiyle yapılır, bir yol bilgiyle yürünür; ama kendini, varlığını ve bütünlüğü görmek bilgiyle mümkün değildir.

Zihnin Yapısal Kopuşu ve Dönüşüm İmkanı

Spinoza’nın fark etmediği şey şudur: İnsan sadece yanlış bilgiyle değil, zihnin işleyiş biçimiyle kopmuştur. Zihin sürekli temsil eder, anlam yükler, kategorize eder, neden-sonuç ilişkisi kurar. Tüm bu işlevler, doğrudan yaşantının yerine geçer.

Gerçek özgürlük, bu işlevlerin tümünü askıya almakla mümkündür. Zihin sustuğunda, insan yaşamla doğrudan ilişkiye girer. Yaşam ve ilişki birer ayna hâline gelir; insan kim olduğunu ve ne olmadığını bu aynada görür. Bu bir bilme değil, görmedir. Kavramsal değil, olgusal bir açıklıktır.

Spinoza’nın Ardından Hakikate Açılan Alan

Spinoza büyük bir düşünürdür; kavramları arındırmış, bilgiyi tutkuların karşısında özgürleştirici bir güç olarak kullanmıştır. Felsefeyi mistik ve dogmatik formlardan uzaklaştırmıştır. Ama düşüncenin ötesine geçemez.

Denilebilir ki Spinoza, hakikatin kapısına kadar gelmiştir. Ama o kapıyı açmak yerine, yeniden inşa etmeye çalışmıştır. Gerçek dönüş, zihni ve bilgiyi bütünüyle bırakmakla mümkün olur. Nerede koptuysak oradan başlamak gerekir; ve bu başlangıç bir fikir değil, bir açıklık, bir sessizlik ve bir görme hâlidir.

Başarı ve Sınır

Spinoza sistematik felsefenin zirve noktalarından biridir. Düşünce ile doğa arasındaki ilişkiyi yeniden kurmak istemiş ve bunu büyük ölçüde başarmıştır. Ama bu başarı, düşüncenin kendi sınırlarını aşmamak pahasına elde edilmiştir.

Doğayla hakiki ilişki ve gerçek özgürlük, bilgiden, kavramdan ve düşünceden geçmeyen bir farkındalıkla mümkündür. Spinoza, düşüncenin gücünü sergilemiş, ama düşüncenin ötesine geçmenin sessizliğini deneyimlememiştir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.