Süleymaniye bu görüntüyü hak etmiyor…

Zülküf Kışanak
Geçen hafta can sıkıcı bir görüntü dünyaya yayıldı Süleymaniye’den, tarihi boyunca çevresine aydınlık veren Kürt şehrinden, Mam Celal’ın bir ömür emek verdiği topraklardan. Bu güzelim kentte başı açık üç genç kadın motor yarışını izlemek isteyince, orada bulunan ki çoğu çocuk sayılacak yaşta olan genç erkeklerden oluşan başıbozuk bir güruhun saldırısına uğradı. Kadınlar, gözü dönmüş bu erkek güruhun “fahişe” naraları eşliğinde kovalandılar, tekmelendiler, darp edildiler. Kadınlar, son anda linç olmaktan kurtuldular, şans eseri Jîna Mahsa Amîn’i’nin akibetine uğramadılar. Onları korumaya çalışan bir erkek ise fena darp edildi, bıçaklandı. Sadece bir kadının yayımlanan sosyal medyadaki görüntüsünü izlerken gözlerime inanamadım, dilim tutuldu, ne diyeceğimi bilemedim, dondum kaldım…
Kürdistan Federal Bölgesi’nin ikinci büyük şehrinde, Kürt müziğinin, sinemasının, tiyatrosunun, heykelinin, resminin, edebiyatının öne çıktığı, geliştiği, özellikle kadın sanatçıların, aydınların kaygısız, korkusuz yaşadığı şehirde, dahası Kürtler’in özgürlükler kenti olarak hafızamıza kazılmış Süleymaniye’de yaşanan bu olay, akıl alır gibi değildi birçoğumuz için. Kürtlerin aydınlık yüzü, düşmanlarında bile hayranlık bırakan entelektüel lider, son nefesine kadar dünyayı değiştirme hayali ile yaşamış büyük devrimci, peşmerge komutanı Mam Celal’ın, İbrahim Ahmed’in, Noşirvan Mustafa’nın, Ali Askeri'nin, Dr. Xalid'in, dünya şairi Şêrko Bêkes’in kemikleri sızlamıştır, doğup büyüdükleri, hayatları boyunca emek verdikleri, can oldukları güzelim Süleymaniye’de yaşanan bu barbarlık karşısında…
Kim bilir Süleymaniye’nin, Şehrêzor’un, Halepçe’nin sırtını verdiği tüm Zagroslar’ı tarih boyunca mesken edinmiş, Büyük İskender’e bile geçit vermemiş zirvelerine rehber olmuş, derin vadilerine hayat vermiş Caflar’ın, bilcümle Kürtler’in efsane kadın lideri Adile Hanım’ın, hele yeryüzünün en barbar, en acımasız diktatörlerinden Saddam Hüseyin’in darağacında can veren Hanekinli Leyla Kasım’ın, çok değil daha birkaç ay önce, sınırın hemen öbür tarafında başı açık diye İran ahlak polisi tarafından hunharca öldürülen Saqizlı Jîna Mahsa Amînî’nin kemikleri ne çok sızlamıştır o gencecik üç kadının şahsında Kürt kadınları kovalanırken, tekmelenirken, aşağılanırken Kürdistan’ın kalbinde, Süleymaniye’de…
*
Evet, Süleymaniye’nin merkezinde, kentin Hûwan mahallesinde, hepimizin yüreğini burkan, bizi utandıran, dahası hepimizin kimyasını bozan o berbat görüntüden bahsediyorum. Üç genç kadın, bir erkek güruhu tarafından kovalanmış olsa da sadece 17 yaşındaki genç kadının görüntüsü sosyal medyaya yansıdı. Öyle vehametin farkına varıldı, öyle ortaya çıkan geriliğin, yozluğun tehlikesi anlaşıldı. Yıllardan beri sofranın dibine süpürülmüş bu berbat durum tüm çıplaklığıyla ortaya çıkınca da her tarafta kıyamet koptu, kamuoyunun tepkisi herkesi kendine getirdi, deyim yerindeyse Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle ilişkili hemen herkesi adeta yerinden zıplattı. Yıllardan beri sırt üstü yattıkları, ekmek elden su gölden diye diye yaşadıkları, üstelik defalarca büyük katliamlar, soykırımlar görmüş geçirmiş, haddi hesabı olmayan ağır bedeller ödemiş halkı hiç umursamadıkları, sorunlarına, sıkıntılarına ortak olmadıkları gibi çaresizliklerine gülüp geçtikleri, gününe gün kattıkları belli parlamenterler, idareciler, bürokratlar, koltuk ağaları, örgüt şefleri koro halinde demeç vermeye devrimin kazanımlarını, tereddütsüz hayatlarını bu devrime veren kahraman şehitleri konuşmaya, onlara karşı alel acele günah çıkartmaya başladılar.
Hal böyle olunca Süleymaniye Asayişi, olayı doğrulamak, bu nedenle de saldırganlardan 16 kişinin gözaltına alındığını, soruşturmanın ise genişleyerek devam ettiğini basına açıklamak zorunda kaldı. Süleymaniye Asayişi’nin açıklamasına rağmen tepkiler dinmedi, oluşan infial nedeniyle konuşmak zorunda kalan Süleymaniye Başsavcılığı’ndan Selahaddin Latif, suç duyurusunda bulunduklarını ifade ettikten sonra “Suç alenidir. Polis, tutuklama kararına gerek olmadan zanlıları tutuklayabilir” demek zorunda kaldı. Savcı Selahaddin Latif, böylelikle asayişin, ilgili savcılığın görevlerinin başında olduğunun, gereği neyse yapılacağının mesajını vermek zorunda kaldı kamuoyuna.
Basına konuşan Kürdistan Parlamentosu Başkanı Rewaz Fayeq ise gördüklerine “barbarlık” diyerek dikkatleri büyük tehlikeye çekmeye çalıştı, “Herkes gibi bir yarışmayı izlemek isteyen bir kıza hunharca saldıran erkekler, bu bölgede kadınlara karşı her gün planlı ve organize bir şekilde sergilenen barbarca tavrın ürünüdür. Bu barbarlığa karşı koymayan bir yönetim ve toplum, hızlı bir ölüme mahkûmdur” dedi.
*
Parlamento Başkanı Rewaz Fayeq’ın, “Barbarlığa karşı koymayan bir yönetim ve toplum, hızlı bir ölüme mahkumdur…” sözü ne iyi özetliyor yaşanan sorunu, ortaya çıkan vahameti, tehlikeyi. Olayla ilgili etkili, yetkili şahsiyetlerden üst üste gelen açıklamalardan belli ki konu iyi anlaşılmış, belli ki kamuoyunun tepkisi işe yaramış. Ve belli ki yanı başlarında, sınırın hemen öbür tarafında, Zagroslar’ın doğu yamaçlarındaki tüm Kürt kentlerinde, dahası tüm İran’da yükselen, üstelik giderek tüm dünyaya yayılan kadın düşmanı karşıtı toplumsal mücadele dalgası herkesin aklını başına almasına neden olmuş.
Öyleyse iyi…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.