Tanaman: Üreten çiftçi yoksullaşıyor

DOGÜNKAD Başkanı Özlem Külahci Tanaman, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü dolayısıyla Türkiye’deki ekonomik krizin tarımsal üretime etkilerini değerlendirdi.

Uğur KASİOĞLU - Özel Röportaj

TİGRİS HABER - Artan maliyetlerden çiftçinin borç yüküne, tarımsal planlamadan kadın emeğinin görünmezliğine kadar birçok konuda dikkat çekici mesajlar veren DOGÜNKAD Başkanı Özlem Külahci Tanaman, “Bir ülkede çiftçi ürettiğinden kazanamıyor, tüketici de aynı ürünü almakta zorlanıyorsa burada sorgulanması gereken ciddi bir ekonomik ve tarımsal yönetim sorunu vardır” dedi.

“ÇİFTÇİNİN SORUNU ARTIK YALNIZCA TARIMSAL DEĞİL, EKONOMİK VE SİYASİ BİR MESELEDİR”

15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutluyoruz. Ancak Türkiye’de çiftçinin ekonomik koşulları giderek ağırlaşıyor. Siz bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Elbette kadın çiftçilerimizin gününü kutlamak, onların emeklerine saygı göstermek çok kıymetli. Ancak bugün yalnızca güzel sözler söyleyerek geçiştirebileceğimiz bir gün değil.

Türkiye’de tarımsal üretim ciddi bir maliyet baskısıyla karşı karşıya. Mazot, gübre, tohum, elektrik, sulama, işçilik ve finansman giderleri çiftçinin üretim kararlarını doğrudan etkiliyor.

Bugün çiftçi tarlasına ne ekeceğini düşünürken yalnızca hava koşullarını değil, borcunu nasıl ödeyeceğini, ürününü kaça satacağını ve gelecek yıl yeniden üretim yapıp yapamayacağını da hesaplamak zorunda kalıyor.

Bütün bunların üzerine kadın çiftçilerin sosyal güvence, mülkiyet ve ekonomik bağımsızlık sorunlarını eklediğinizde çok daha ağır bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Bizim itirazımız şudur: Üreten insanın yoksullaştığı bir ekonomik düzen sürdürülebilir değildir.

Çiftçiyi yalnızca üretim döneminde hatırlayan, hasat sonrasında karşılaştığı sorunlarla baş başa bırakan bir anlayışla tarımın geleceğini güvence altına alamayız.”

“ENFLASYONLA MÜCADELE ÇİFTÇİNİN ÜRETİM GÜCÜNÜ ZAYIFLATMAMALI”

Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının tarımsal üretim üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Enflasyonla mücadele elbette önemlidir. Fiyat istikrarı hem üreticinin hem tüketicinin ihtiyacıdır. Ancak ekonomik dengeleri sağlamaya çalışırken üretimin sürdürülebilirliğini de korumak zorundasınız.

Yüksek finansman maliyetleri ve artan girdi fiyatları özellikle küçük üreticiler için ciddi bir yük oluşturuyor.

Çiftçi krediye erişmekte zorlanıyorsa, aldığı kredinin maliyetini karşılayamıyorsa, ürününü sattığında borcunu kapatamıyorsa burada yalnızca bireysel bir işletme sorunu yoktur.

Tarım stratejik bir sektördür. Gıda güvenliği, toplumsal refah ve ekonomik bağımsızlık açısından vazgeçilmezdir.

Bu nedenle tarım politikaları yalnızca bütçe rakamları üzerinden değil, üreticinin gerçek koşulları üzerinden değerlendirilmelidir.

Çiftçiyi korumayan bir ekonomik yaklaşımın uzun vadede tüketiciyi de koruması mümkün değildir.”

“TARIMDA PLANLAMA KÂĞIT ÜZERİNDE DEĞİL, TARLADA KARŞILIK BULMALI”

Türkiye’nin tarımsal üretim planlamasında yeterince başarılı olduğunu düşünüyor musunuz?

“Türkiye’de tarımsal üretim planlamasına yönelik yeni modeller ve düzenlemeler bulunuyor. Ancak bizim için asıl ölçüt, bu düzenlemelerin çiftçinin hayatında neyi değiştirdiğidir.

Üretici ne ekeceğini, ne kadar maliyetle üreteceğini, hangi pazara satacağını ve yaklaşık nasıl bir gelir elde edeceğini öngörebilmelidir.

Bugün bazı ürünlerde arz fazlası nedeniyle fiyatlar düşerken başka ürünlerde arz yetersizliği ve yüksek fiyatlarla karşılaşabiliyoruz.

Bir yıl üretici kazanç elde edemediği için belirli bir üründen uzaklaşıyor, sonraki yıl aynı üründe farklı bir piyasa tablosu ortaya çıkabiliyor.

Bu dalgalanmaların tamamını planlama eksikliğine bağlamak doğru olmaz. İklim koşulları, dış ticaret ve piyasa hareketleri de etkilidir. Ancak güçlü bir tarım politikasının görevi bu riskleri azaltmaktır.

Diyarbakır ve çevresinde hangi ürünlerin ne ölçüde destekleneceği, sulama imkânlarının nasıl kullanılacağı, ürünlerin nerede işleneceği ve hangi pazarlara ulaşacağı birlikte planlanmalıdır.

Tarım politikası yalnızca ne kadar ürün yetiştirileceğinin değil, çiftçinin o üründen nasıl geçineceğinin de planlanmasıdır.”

“MAZOTUN, GÜBRENİN FİYATI ARTIYOR; ÇİFTÇİNİN KAZANCI AYNI GÜVENCEYLE ARTMiyor”

Son dönemde tarımsal girdi fiyatlarındaki yükseliş ve üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farklar sıkça tartışılıyor. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

“Ortada ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken bir tablo var.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin son açıklamaları, bazı tarımsal girdilerde yıllık fiyat artışlarının oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Diğer taraftan üretici ile market fiyatları arasında bazı ürünlerde çok büyük farklar oluşabiliyor.

Burada iki ayrı sorunla karşılaşıyoruz.

Birincisi, çiftçinin üretim maliyetinin yükselmesi. İkincisi ise çiftçinin sattığı fiyatla tüketicinin ödediği fiyat arasındaki farkın nasıl oluştuğudur.

Elbette nakliye, depolama, fire, işçilik ve ticaret maliyetleri vardır. Ama bu maliyetlerin şeffaf biçimde değerlendirilmesi gerekir.

Üretici tarlasında zarar ettiğini söylerken tüketici pazarda fiyatlardan şikâyet ediyorsa, bu iki kesimin sorununu birbirinden bağımsız ele alamayız.

Aracılık yapılarından lojistik altyapıya, kooperatifçilikten piyasa denetimine kadar bütün zinciri incelemek gerekiyor.

Çiftçinin alın teriyle tüketicinin sofrası arasında adil ve şeffaf bir ekonomik ilişki kurulmalıdır.”

“DESTEKLER AÇIKLANIYOR AMA ASIL SORU ŞU: ÇİFTÇİNİN YÜKÜ GERÇEKTEN HAFİFLİYOR MU?”

Hükümet tarımsal desteklerde artışlar açıkladı. Bunları yeterli buluyor musunuz?

“Tarımsal desteklerin artırılması olumlu bir adımdır. Ancak destek miktarındaki artış tek başına yeterlilik göstergesi değildir.

Önemli olan desteğin üretim maliyetleri karşısındaki gerçek değeridir.

Destek hangi ürüne veriliyor? Ne zaman ödeniyor? Küçük üreticiye ne ölçüde ulaşıyor? Kadın çiftçiler bu desteklerden ne kadar yararlanabiliyor?

Bunların tamamı açıklıkla değerlendirilmelidir.

Özellikle kadınların bir bölümü tarımda fiilen çalışmasına rağmen arazi veya işletme kendi adlarına kayıtlı olmadığı için bazı destek ve finansman imkânlarına doğrudan erişmekte zorlanabiliyor.

Bu yapısal sorunu çözmeden yalnızca destek bütçesini artırmak, kadın emeğinin ekonomik karşılığını güvence altına almaya yetmez.

Biz kamu kaynaklarının tarıma aktarılmasını önemsiyoruz. Ancak bu kaynakların üretimi sürdürülebilir kılması, küçük üreticiyi koruması ve kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirmesi gerekiyor.

“KADIN TARLADA VAR, TAPUDA YOK; ÜRETİMDE VAR, GELİRİN YÖNETİMİNDE YOK”

Kadın çiftçilerin yaşadığı sorunlar erkek çiftçilerden nasıl farklılaşıyor?

Kadın çiftçiler bütün ekonomik güçlüklerin yanında toplumsal ve yapısal eşitsizliklerle de mücadele ediyor.

Özellikle kırsal bölgelerde kadınlar ekimden hasada, ürünlerin işlenmesinden aile ekonomisine kadar üretimin birçok aşamasında görev üstleniyor.

Ancak aynı kadınların arazi mülkiyetinde, işletme yönetiminde, finansman kararlarında ve pazarlama süreçlerinde yeterince söz sahibi olamadığını görüyoruz.

Kadınların emeği çoğu zaman aile içindeki doğal bir sorumluluk gibi kabul ediliyor.

Oysa bu bir ekonomik emektir ve karşılığı olmalıdır.

Bir kadının sabah tarlada çalışıp akşam evde üretime devam etmesi, onun emeğinin görünmez kalmasını haklı çıkarmaz.

Biz kadınların yalnızca çalışan değil, kazanan, yöneten, mülk sahibi olan ve karar veren bireyler olmasını istiyoruz.”

“MEZOPOTAMYA’NIN BEREKETİ VAR, AMA BU BEREKETİN GELİRİ BÖLGEDE KALMALI”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarımsal potansiyeli yeterince değerlendiriliyor mu?

Diyarbakır ve çevresi çok önemli bir tarımsal üretim potansiyeline sahip. Ancak potansiyel ile ekonomik kalkınma aynı şey değildir.

Bir bölgede çok miktarda ürün yetiştiriliyor olması, o bölgenin üretimden yeterli gelir elde ettiği anlamına gelmez.

Ürünlerimizi yalnızca ham madde olarak satmak yerine işlemek, paketlemek, markalaştırmak ve daha yüksek katma değerle pazara sunmak zorundayız.

Domates üretiyorsak salçasını, biber üretiyorsak işlenmiş ürünlerini, meyve yetiştiriyorsak reçelini ve kurutulmuş ürünlerini de ekonomik değer zincirine katmalıyız.

Bunu yaparken kadın kooperatifleri ve kadın girişimciler öncelikli aktörler olmalıdır.

Bölgemizde sulama, enerji maliyetleri, depolama, soğuk zincir, sanayi altyapısı ve pazara erişim konularında daha bütüncül politikalar geliştirilmelidir.

Bizim istediğimiz yalnızca daha fazla üretmek değil, üretilen değerin daha büyük bölümünün bu coğrafyada kalmasını sağlamaktır.

“KADIN KOOPERATİFLERİ TÖRENLERDE HATIRLANAN DEĞİL, EKONOMİDE YERİ OLAN KURUMLAR OLMALI”

Kadın kooperatiflerine verilen destekleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Kadın kooperatiflerinin kurulmasını önemsiyoruz. Ancak kooperatiflerin yalnızca açılış törenleriyle, proje duyurularıyla veya belirli günlerde düzenlenen etkinliklerle gündeme gelmesini yeterli bulmuyoruz.

Bir kooperatifin yaşaması için sürekli üretim, profesyonel yönetim, kalite standartları, finansman ve düzenli satış gerekir.

Kadınlara üretim yapmaları söyleniyor. Peki bu ürünleri kim satın alacak? Hangi market zincirine girecek? Hangi otelin, restoranın veya kamu kurumunun tedarik sistemine dahil olacak?

Asıl üzerinde durmamız gereken sorular bunlardır.

Kamu kurumlarının ve özel sektörün kadın kooperatiflerinden alım yapmasını kolaylaştıracak, rekabet ve kalite koşullarını gözeten kalıcı modeller oluşturulmalıdır.

Kadın kooperatiflerine yalnızca hibe vermek değil, sürdürülebilir bir pazar oluşturmak gerekiyor.”

“GENÇLER TOPRAKTAN UZAKLAŞIYORSA BUNUN NEDENİNİ GENÇLERDE DEĞİL, EKONOMİK KOŞULLARDA ARAMALIYIZ”

Kırsalda genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Gençlerin tarımdan uzaklaşmasını yalnızca tercih meselesi olarak göremeyiz.

Bir genç, ailesinin yıllarca çalışmasına rağmen yeterli ekonomik güvenceye kavuşamadığını görüyorsa, tarımı gelecek vaat eden bir meslek olarak değerlendirmekte zorlanabilir.

Hele genç kadınlar açısından bu durum daha da önemlidir.

Biz genç kadınların tarımı modern teknolojiyle, gıda sanayisiyle, dijital ticaretle ve girişimcilikle buluşturmasını istiyoruz.

Ancak bunun için tarımsal üretimin ekonomik olarak cazip hale gelmesi gerekiyor.

Gençlere toprağınızı terk etmeyin demek kolaydır. Asıl sorumluluk, onların topraklarında onurlu ve güvenceli bir yaşam kurabilecekleri koşulları oluşturmaktır.

“SİYASETİN GÖREVİ ÇİFTÇİNİN SORUNUNU TARTIŞMAK DEĞİL, ÇÖZÜM ÜRETMEKTİR”

Son olarak siyasi karar alıcılara ve kamu kurumlarına nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?

Tarım meselesini günlük siyasi tartışmaların ötesinde, ülkenin geleceğini ilgilendiren stratejik bir konu olarak ele almalıyız.

Elbette hükümetin ekonomi ve tarım politikaları sorgulanmalı, uygulamaların sonuçları değerlendirilmeli, eksiklikler açıkça dile getirilmelidir. Bu, demokratik toplumun doğal gereğidir.

Ama bizim asıl beklentimiz somut sonuçtur.

Çiftçinin üretim maliyetleri düşürülmeli, finansmana erişimi kolaylaştırılmalı, desteklerin etkinliği artırılmalı ve üretim planlaması sahada karşılık bulmalıdır.

Kadın çiftçilerin sosyal güvenceye, mülkiyete, teşviklere ve pazarlara erişimini kolaylaştıracak özel politikalar geliştirilmelidir.

Kırsal kalkınma yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda toplumsal adalet, bölgesel eşitlik ve gelecek meselesidir.

Bir ülkenin gücünü yalnızca büyük yatırımlarla, sanayi tesisleriyle veya ekonomik büyüme rakamlarıyla ölçemeyiz. O ülkenin çiftçisinin ne kadar güvende olduğuna, kadınlarının ne kadar bağımsız olduğuna ve gençlerinin geleceğe ne kadar umutla baktığına da bakmalıyız.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, üreticinin yarınından korkmadığı, kadınların emeklerinin karşılığını alabildiği ve tarımın ekonomik bir yük değil, güçlü bir kalkınma alanı olarak görüldüğü bir düzendir.

15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü vesilesiyle bütün kadın çiftçilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Ama özellikle bir gerçeğin altını çizmek istiyorum:

Toprağına sahip çıkamayan bir ülke geleceğine, kadın emeğine sahip çıkamayan bir toplum da kalkınmasına sahip çıkamaz.

Kadınların güçlendiği, çiftçinin kazandığı, üretimin değer gördüğü bir Türkiye mümkündür. Bunun yolu da doğru politikalar, ortak akıl ve kararlı bir iradeden geçmektedir.

Özlem Külahci Tanaman

DOGÜNKAD Yönetim Kurulu Başkanı

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Diyarbakır Haberleri