Memleket isterim; evin penceresinden bakıldığında, yeşilliği gönüllere, kokusu zihinlere sinen en az 3 ağaç görülsün, mahallelerinin en az % 30’u yeşil alan olsun ki, ağaçların gölgesinde, çiçeklerin arasından yürürken, kuşların şarkıları dinlensin, 300 metre yürüyüşle, mahallenin türlü türlü ağaçlar, güller ve çiçeklerle dolu parkına ulaşılıp, el ele gezen âşıkların, cıvıl cıvıl koşuşan çocukların neşesi ile şenlenilsin.
Çok fazla şey mi istenmiş olunur, bunları dilemek?
Sosyal yaşamda, insan merkezli yaşam biçiminin esas alındığı, modern şehirciliğin 3-30-300 kuralının tarif edildiği bu kriterlere uygun bir mahallede yaşıyorsanız, çok şanslısınız?
Gezip görebildiğim kadarı ile Van’dan Hakkâri’ye, Şırnak’tan Siirt’e Batman’a, Mardin’den Şanlıurfa’ya kadar şehirler ile ülkemizin kısmen bilebildiğim diğer şehirlerinde, batı ülkelerinin modern şehirlerinde uygulanan bu kuralı görebilmek, maalesef mümkün olmuyor.
Güneydoğunun kadim şehri Diyarbakır’ın Suriçi, Yenişehir merkez ilçelerinin yerleşimlerinde 3-30-300 kuralını görebilmek mümkün olmasa da, Bağlar İlçesinin Bağcılar Mahallesi ile Kayapınar İlçesi’nin çoğu yerlerinde, insan merkezli bu modern yerleşim tarzını görmek ve yaşamak mümkündür.
Modern yerleşim tarzları ile övgüye değer bu mahalle ve ilçemizin, nüfusları itibariyle arzu edilen bir durumda olmamaları, ayrıca çelişkili ve trajik bir olaydır!
Türkiye’deki mahalleler arasında, 91.279 kişilik nüfusuyla beşinci sırada olan Fırat Mahallesi, Ülkemizdeki üç ilin her birinden veya Avrupa’daki üç ülkenin toplam nüfusundan daha fazla insan barındırmaktadır.
Türkiye’nin bir numarası Bağcılar mahallemiz ise 151.459 kişilik nüfusu ile Gümüşhane, Ardahan, Tunceli, Bayburt illerimizi geride bırakırken, aynı zamanda beş Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla insanı barındırmaktadır.
Türkiye dercesine sahip bu mahallelerimizden daha az nüfusa sahip illerimiz, Valilikler ve Belediyelerle, ülkeler, krallıklar ve hükümetlerle yönetilirken, güzide mahallelerimizin muhtarlıklarla yönetilmesi bir çelişki değil midir?
Bu tarz yönetim; taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklenen geminin batmasının, peşinen kabullenilmesi misali, hesapsız ve tutarsız bir durum değil midir?
Bu çelişkili durum; Diyarbakır’ın 1.028 kişilik Övündüler mahallesinin Muhtarlığı ile ondan yaklaşık 150 kat fazla nüfusa sahip Bağcılar Mahallesi muhtarlığının, görevleri, sorumlulukları, yetkileri, imkânları ve statülerinin aynı oranda olmasında da görülmektedir.
Fırat ve Bağcılar mahallelerimizin şahsında, benzeri veya daha az yoğunlukta nüfusa sahip mahallelerimiz ile her bir muhtarlığın;
- Devletin çıkardığı kanun, tüzük, yönetmelik ve bilumum idari emirleri mahalle halkına duyurmak,
- Muhtarlık bölgesinde dirlik, düzen ve güvenliğin sağlanmasına yardımcı olmak,
- Muhtarlığındaki mahalle sakinlerinin adres değişikliklerini takip etmek, muhtaç ve kimsesizlerin tespitini yapıp, bu tespitleri devletin ilgili kurumlarına bildirmek,
- Mahalle sakinlerinin talepleri halinde İkametgâh ilmühaberi, nüfus cüzdanı talep belgesi vb. evrakları düzenlemek,
- Seçmen listelerini askıya çıkarmak ve güncellemelerini takip etmek,
- Mahallenin altyapı, temizlik, yol ve su gibi ortak ihtiyaçlarını ilgili belediye veya kurumlara bildirip takibini yapmak,
- Vb.
Görevlerinin yanında, muhtarlıklarımız Anayasal birer kurum olarak, yerel yönetim sisteminin önemli birer unsurlarıdırlar. Bundan dolayı muhtarlıkların, yukarıda bir kısmı da yer alan görev ve sorumluluklarına ek olarak, mahalle halkının ihtiyaçlarını ve taleplerini kamu otoritelerine iletmek, kamu hizmetlerinin mahalleye ulaşmasını sağlamak ve sosyal yardımları organize etmek gibi kritik görevleri de vardır!
Özetle muhtarlık, bilindiği gibi, sadece evrak temini ve takibi için kurulmuş bir idare olmayıp, vatandaşın yereldeki ilk adresi ve yerel demokrasinin ilk dişlisi, ilk çarkı ve ilk mekanizmasıdır.
Hal böyle iken, yüz bine yakın ve daha fazla nüfusa sahip mahalle muhtarlarımızın, mahalle ve mahalle sakinleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmalarını beklemek, hem gerçekçi değil ve hem de eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu gerçek ortada iken, muhtarlarımızın mahalle sakinleri için gerekli olan belgeleri gerçeğe uygun düzenlemesi ile mahalle ve vatandaş için lazım olan hizmetleri, hakkaniyetle yerine getirmesi de mümkün değildir!
Çözüm nedir?
Çözüm; nasıl ki 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre, muhtarlık bölgesinin tespiti ve tayini için, mahalle nüfuslarına ilişkin 500 kişilik asgari limit belirlenmiş ise, muhtarlık kurumunun güçlendirilmesi, yerel yönetimlerdeki etkinliğinin arttırılması ve halkın kamusal hizmetlere erişiminin daha adil hale getirilmesi için, muhtarlık bölgelerinin tespit ve tayininde, mahalle nüfuslarına makul bir üst sınır konması yönünde, yasal düzenleme yapılması gerektiğini de yetkililerimizin takdirine sunuyoruz.
Bu yasal düzenleme yapılıncaya kadar; en kalabalık mahallelere sahip Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve başka da varsa, ilgili illerimizin Valilik ve Belediyelerinden vatandaş olarak beklentimiz, özellikle en az nüfuslu ilimiz Bayburt nüfusuna yakın, ya da daha kalabalık mahallelerimiz ile ilgili yeniden değerlendirme yapılıp, makul nüfuslara sahip mahalle düzenlemelerinin yapılmasıdır.
İllerimizde; başta 3-30-300 kuralı olmak üzere, şehircilik, belediyecilik ve bilumum yönetim bilimlerine uygun mahalle düzenlemelerinin yapılması halinde, muhtarlarımızın daha verimli hizmette bulunması ve halkımızın daha kaliteli hizmet alması da mümkün olacaktır. Bu düzenlemelerin yapılmasıyla, sadece taşıyabileceği kadar yük yüklenmiş olan geminin, kaptanının yönetiminde, batmadan, sağlıklı bir seyir yapabileceği hususunu okuyucularımızın takdirine sunuyorum.
Memleket isterim / Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; / Kuşların çiçeklerin diyarı olsun…(Cahit Sıtkı Tarancı)