TİGRİS HABER - Bu baskılar barış ve demokratik toplum sürecini de olumsuz etkiliyor. Şu unutulmamalı ki bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargıç gücü değildir, onun meşruluğunu arttıracak olan halkın sesine kulak vermesidir ve yurttaşın rızalığını almasıdır" dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "Yurttaş muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor. Belediyelere sistematik gözaltı ve tutuklamaları hukuki değil siyasi bir rekabetin sonucu olarak görüyor. Bu baskılar barış ve demokratik toplum sürecini de olumsuz etkiliyor. Şu unutulmamalı ki bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargıç gücü değildir, onun meşruluğunu arttıracak olan halkın sesine kulak vermesidir ve yurttaşın rızalığını almasıdır" dedi.
Hatimoğulları, dün Gülistan Doku soruşturmasında altı yılın ardından yaşanan gelişmelere dikkat çekerek "Gülistan Doku'nun akıbeti 6 yıldır karanlıkta. Bunu hepimiz çok yakından ailesiyle, kadın hareketiyle beraber bizler gece gündüz 'Gülistan Doku nerede' dedik. Nihayet dün Adalet Bakanlığı'nın talimatıyla üstü örtülmüş olan bu kayıp için bir soruşturma başlatıldı. Aralarında dönemin Dersim Valisi'nin oğlunun olduğu çok sayıda gözaltılar gerçekleşti ve yıllardır beklenen adaletin yerini bulması için hakikaten önemli bir adım atıldı. Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Bu karanlığı kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım" diye konuştu.
"Rojin Kabaiş'e ne oldu?"
Rojin Kabaiş soruşturmasını da hatırlatan Hatimoğulları, "Ne oldu? Kimler ve neden korunuyor? Rojin'in akıbetinin açığa çıkmaması için kim ve neden korunuyor? Neler saklanıyor? Bütün bunların açığa çıkması lazım. Rojin'in babası ve ailesi başta olmak üzere yine Türkiye'de kadın hareketi ve biz DEM Parti olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Rojin için adalet tecelli edene dek mücadelemiz devam edecek. Mücadele etmeye hep beraber devam edeceğiz" dedi.
Hatimoğulları, 41 gün boyunca İran'ın kentlerine, Orta Doğu'nun merkezine, uçaklardan, dronlardan, balistik füzelerden ölüm aktığını söyleyerek "Sonuç, binlerce sivil ölümü, yıkım, yoksulluk, acı, kan ve barut kokusu altında iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladık. Ancak hafta sonu görüşmelerin sürdüğü İslamabad'dan pek olumlu haber çıkmadı. ABD ve İran heyetleri uzlaşamadık diyerek masadan kalktı. Nükleer taahhütler Hürmüz Boğazı, Lübnan cephesi derken düğümler çözülmemiş yeni müzakere takvimi bile belirlenemeden ayrılmış oldular. Bu ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğine dair ilk büyük testin başarısız geçmiş olması üzücü gerçekten ve bakın bu görüşmenin olumsuz sonuçlanmasına rağmen ateşkesin devam etmesi son derece önemli. Geçici ateşkes kalıcılaşmalı, kalıcı ateşkes adil bir barış dönüşmelidir. ABD ve İsrail bölge üzerinde kanlı hesaplar yapmaktan vazgeçmelidir. Bunun için ABD, İsrail yurttaşları başta olmak üzere Batı ülkeleri ve dünyadaki bütün barış yanlıları olarak tek bir sesi örgütlemeli, tek bir sesi büyütmeli ve yükseltmelidir. Savaşa hayır demeliyiz hep beraber" ifadelerini kullandı.
"2026 yılının ilk üç ayında asgari ücretteki toplam kayıp 7 bin 773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz Sayın Bakan?"
İran Savaşı'nın Türkiye'ye yansımalarını gözlemlediklerine değinen Hatimoğulları, şöyle konuştu:
"Yıllardır derinleşen açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama, sadece savaşla açıklanamaz. İktidar buna tevessül etmemelidir. Savaşın etkilerini yadsımadan, savaşı bahane eden iktidara buradan soruyoruz. Gerçekten yaşadığımız sorunların sebebi tek başına savaş mıdır? Bakın 2021 ile 2026 yılları arasında dünyada ham petrol fiyatları yüzde 7 düşerken Türkiye'de ve yüzde 640 oranında artmış. Aradaki farkı görebiliyorsunuz değil mi? Ne kadar büyük bir fark. Dolar o dönem 7 lira iken şimdi 45 TL'ye dayanmış durumda. Savaşın olduğu ülkelerde bile gıda fiyatları düşerken bir tarım ülkesi olan Türkiye'de gıda fiyatları her Allah'ın günü artıyor. Türkiye'de işsizliğin yüzde 30'a dayanmasına hangisi silah neden oldu acaba? Hazine ve Maliye Bakanı, 'İran Savaşı'yla ilgili ortaya çıkan sonuçları yönetebilir buluyoruz' diyor. Bunu kendisine soruyoruz. 2026 yılının ilk üç ayında asgari ücretteki toplam kayıp 7 bin 773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz Sayın Bakan?"
"Türkiye'de artık neredeyse maden tehdidinden uzak bir karış toprak dahi kalmamıştır"
Hatimoğulları, Polen Ekoloji'nin hazırladığı haritayla Türkiye'deki maden şirketlerinin çalışma yaptığı alanları göstererek şu ifadelere yer verdi:
"Polen Ekoloji'de yaşamı ve doğayı korudukları için tutuklanan Cemil Aksu, Cemre Nayir'i buradan selamlıyorum. Direnişlerini de selamlıyorum. Ödedikleri bedele rağmen asla geri adım atmadıkları için onları yürekten kutluyoruz ve selamlıyoruz. Polen Ekoloji'nin ortaya koyduğu veriler bu gerçeği apaçık gösteriyor. Bakın 2023-25 yılları arasında 2 bin 405 ruhsat sahası satışa çıkarılmış durumda. Sadece Giresun'da yüz ölçümü yüzde 85'e ulaşmış olan maden ruhsatı verilmiş durumda. Bir ili düşünün yüzde 85'i bu şirketlerin rantına açılmış akıl alır gibi değil. 86 milyon insanımız bilsin ki, Türkiye'de artık neredeyse maden tehdidinden uzak bir karış toprak dahi kalmamıştır. Bu talana karşı hepimiz mücadeledeyiz, hepimiz isyandayız. Tirebolu, Sekü'de, Görele, Karlıbel'deki köylüler günlerdir nöbette. Fındık yetiştirilen toprakları korumak için mücadele ediyorlar. Ülkenin dört bir yanında insanlar yaşamı savunmaya devam ediyor. Giresun'dan Şırnak'a, Muğla'ya, Varto'ya, Karlıova'ya kadar Türkiye'nin ve Kürdistan coğrafyasının tamamı bu saldırı altında ve herkes direnişte, köylüler direniyor. Hukuk köylüye 'direnemezsin, dur' diyor. ama şirkete de diyor ki 'alabildiğine gidip toprakları, havayı, suyu sömürebilirsin.'"
"Milyonlarca yurttaş seçilmişlerin haksız ve hukuksuz bir şekilde hapiste tutulduğuna inanıyor ve serbest bırakılmasını istiyor"
Savaş ve çatışmaların sadece Orta Doğu ile sınırlı olmadığını Avrupa kıtası dahil olmak üzere her yere yansıdığını belirten Hatimoğulları, "Bu tabloda Türkiye'nin içinde bulunduğu çoklu krizleri ve mücadele hattımıza yeni neleri katabileceğimizi hep birlikte bu toplantılarımızda değerlendirdik. Bir yandan ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, öte yandan barış sürecini başarıya ulaştırmak için var gücümüzle çalışma kararlılığını bir kez daha teyit ettik. İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık, ücretin aşırı düşük olması yurttaşın belini kırdı. Yurttaş aç ve karnı doysun, kirasını ödeyebilsin, çocuğunu okula gönderebilsin istiyor" dedi.
Hatimoğulları, milyonların Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini istediğini belirterek "Bundan doğal bir talep olabilir mi? Milyonlarca yurttaş seçilmişlerin Ekrem İmamoğlu'nun, Figen Yüksekdağ'ın, Selahattin Demirtaş'ın, Can Atalay'ın haksız ve hukuksuz bir şekilde hapiste tutulduğuna inanıyor ve serbest bırakılmasını istiyor. Bundan daha doğal bir şey var mı ve bu vesileyle cezaevinde bulunan bütün siyasi mahpuslara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Bakın bu ülkenin tamamına yakını 'bu ülkede artık demokrasinin kırıntısı kalmadı' diyor. Bu ülkenin üçte ikisinden fazlası yargı hiç adil değil tamamen siyasi sahiplerle hareket edip karar veriyor ve bağımsız bir yargı istiyor. Aleviler hala çok güçlü bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kalmış durumda" diye konuştu.
"Bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargıç gücü değildir, onun meşruluğunu arttıracak olan halkın sesine kulak vermesidir"
Seçilmiş belediye başkanları ve belediye eş başkanlarının görevlerine iade edilmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, şunları kaydetti:
"Yine yurttaş muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor. Belediyelere sistematik gözaltı ve tutuklamaları hukuki değil siyasi bir rekabetin sonucu olarak görüyor. Bu baskılar barış ve demokratik toplum sürecini de olumsuz etkiliyor. Bakın biz DEM Parti olarak yaptığımız yüzlerce buluşmada ve ziyaretlerde inanın karşımıza çıkan en temel sorunlardan biri bu. Bu bizim sahadaki deneyimimiz, gözlemimiz ve tespitimizle net olduğunu buradan ifade ediyorum. İktidara bir önerimdir. Bu konularda gerçekten sahici araştırmalar yapsınlar. Anketler yapsınlar. Farklı araştırmalar yapsınlar. Sonuçlarını kamuoyuyla paylaşırlar mı? Emin değilim. Muhtemelen paylaşmazlar ama şundan çok eminim. Burada söylediğimiz her şeyin gerçek olduğunu yapacakları araştırmalarda kendileri de çok net bir biçimde görecekler. Şu unutulmamalı ki bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargıç gücü değildir, onun meşruluğunu arttıracak olan halkın sesine kulak vermesidir ve yurttaşın rızalığını almasıdır."
1 Mayıs çağrısı yapan Hatimoğulları, "İktidar Taksim sendromundan kurtulmalıdır. Bakın dünya ülkelerinin birçoğunda büyük kentlerin, kent merkezleri gösteri alanı böyle kabul edilir. Herkes istediği basın açıklamasını yapar, mitingi yapar ama Taksim yasaklandı ve Taksim yasağı mutlaka ve mutlaka kaldırılmalıdır. Taksim 1 Mayıs'a açılmalıdır" dedi.