TİGRİS HABER - Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanması talebiyle Mersin'de “Özgür Önderlikle Demokratik Topluma” şiarıyla Millet Parkı’nda düzenlenen mitingde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuştu. Yaşamını yitiren usta oyuncu Kadir İnanır'ı anan Tülay Hatimoğulları, “Jülide Kural'a ve bütün sanat camiasına ve Türkiye halklarına ve onun dostları olan Kürt halkına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Yarın onu hep beraber Hakk'a uğurlayacağız. Güle güle sevgili Kadir İnanır, güle güle sevgili Kadir İnanır" diye konuştu.
BARIŞ ANNELERİNE SELAM
Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü için alanı dolduran kitleyi selamlayan Tülay Hatimoğulları, "Barışı en iyi anlayan, en iyi özümseyen bütün farklı halkların ve inançların bir arada, kardeşlik köprüsüne ev sahipliği yapan Çukurova’dır. Burada, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Romanlar aynı mahallede yaşıyor. Ve kapı komşu, bir arada halklar fiilen Çukurova’da kardeşlik köprüsünü çoktan ama çoktan kurmuşlardır. Ve ümit ediyoruz ki, halkların kurduğu bu kardeşlik köprüsü bir devlet politikasına dönüşür ve gerçekten devletin uyguladığı politikalar, barışla bu süreci taçlandırmaya sebebiyet verir. Ve bir selamın da burada mitingimizin en baş sıralarında duran ve her daim mücadelenin en ön saflarında yer alan, beyaz tülbentlerini, mücadeleleriyle barışın simgesine getiren değerli Barış Annelerimize binlerce kez selam olsun" dedi.
ÇERÇEVE YASA VURGUSU
Serhad halkının da Van’da bir araya geldiğini hatırlatan Tülay Hatimoğulları, “Hep birlikte ‘Sayın Öcalan'a özgürlük’, ‘Barış süreci, barışla taçlansın. Demokratik dönüşüm acilen başlasın’ temasıyla bir aradalar. Sayın Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla Türkiye'de tarihi bir süreç başlamış oldu. Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Bu süreç başladıktan sonra elbette ki gelişmelerin çok daha hızlı olmasını hep birlikte bekliyorduk. Bugün siz değerli halkımız bu alanı dolduran değerli halklarımız, ekranı başında bizleri izleyen değerli halklarımızın soruları, kaygıları, endişeleri ve umutları hepsini inanın biliyoruz ve yürekten hissediyoruz. Ve bu duygu ve bu düşünceyle bu süreci hep birlikte götürmeye çalışıyoruz. Bütün Türkiye kamuoyu ve dünya bilir ki Sayın Öcalan'ın çağrısına örgütü olumlu yanıt verdi. Ve bir fesih kararı açıkladılar yaptıkları kongrede. Akabinde silah yapma töreni gerçekleştirdiler. Ve Türkiye'de stratejik olarak silahsız bir mücadelenin benimse benimseyeceğine dair çok güçlü mesajlar verdiler. Bunun karşılığında devlet ve iktidar ne yaptı? İşte asıl, asıl önemli soru bu. Çok önemli bir komisyon oluştu parlamentoda. Çok da önemli çalışmalar yaptı. Doğrudur. Ama onun akabinde özellikle beklenen kök yasa, çerçeve yasa hala parlamentoya gelmiş değil. O bayramdan önce, bu bayramdan sonra şu milattan önce, şu milattan sonra diye diye bakın Meclis Temmuz ayında bir yasama dönemini kapatmak üzere. Ve hala bu yasa gelmiş değil. Bu yasayı Kürt halkı, Türkiye halkları olarak, Türkiye'nin bütün demokrasi güçleri olarak hep birlikte bekliyoruz.
İPE UN SERMEYİN
Kürt sorunu sadece bir yasaya sığdırılarak, tabii ki çözülmez. Bunun farkındayız. Ama bu yasayı neden bu kadar önemsedik? Neden her mikrofonu elimize aldığımızda, neden her toplantıda ve konuşmamızda bu çerçeve yasayı gündem ettik biliyor musunuz? Çünkü bu yasa çıkarsa bu kök yasa başka yasalar için bir zemin hazırlayacak. Bunu umut ediyoruz. Ve ilk kez ilk Türk sorunu yasal ve hukuki zeminde konuşulmuş olacak. Bir yasayla, bir metinle, bir hukuki metinle işlenmiş olacak. Bu çok değerli, çok kıymetli. Bu bakımdan bu çerçeve yasa için şunu söylüyoruz. İktidardan doğru taslağın geleceğine dair açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaların akabinde yetiştiremedik. Ne yapalım? Şimdi de kalsın. Gelecek yasama dönemine yani ekime kalsın denme gelmesini umut ediyoruz. Bugün bu mitingde olan değerli halklarımız bugün burada ve Van'da yarın Amed'de ve İstanbul'da yüz binler bu yasanın çıkmasını istiyor. Talebini halk haykırıyor. Ve buradan değerli arkadaşlar bu yasa çıkmazsa bu yasayı yine geciktirmeyi hedeflerlerse şu bilinmeli ki ipe un serme hali devam ediyor. Ve bizler bunu asla ve asla kabul etmeyiz. Ve değerli arkadaşlar bakın, bunu bu sözlerimi başta Türk halkı olmak üzere Türkler ve bütün Türkiye halklarına özellikle belirtmek isterim. Barış talebi sadece Kürt'ün talebi kalmamalı. Barış sadece Kürt'ün işine yaramayacak. Barış en başta Türk halkının ve diğer bütün halkların hayatını kolaylaştıracak demokrasinin önünün açılması için bu barış süreci yol yapacak. Ve bu bakımdan bütün Türkiye halkları olarak Kürt halkıyla dayanışma içinde bütün demokrasi güçleri olarak hep beraber barışı haykıralım.
ORTADOĞU’DAKİ SAVAŞ
Ortadoğu adeta kaynayan kazan. ABD-İran Savaşında anlaşma oldu olacak gibi yarı sallantıda duruyor. Her yer savaşmeydanı ve zaten biz şunu çok iyi biliyoruz. Kürt halkının bu barış süreci kendilerinin verdiği 100 yıllık mücadelenin ürünüdür. Aynı zamanda bölgedeki konjonktürden kaynaklı da mevcut olan devlet Sayın Öcalan'la İmralı'ya görüşmeye gitmiştir. Ve bugün Rojava'da değerli Rojava halkları başta Kürtler olmak üzere kadınlarla beraber son derece güçlü ve önemli bir mücadeleyi verdiler. Kime karşı? IŞİD'e karşı. Tacizci, tecavüzcü, kadın düşmanı, Alevi düşmanı, inanç düşmanı olan IŞİD'e karşı Kürt halkının öncülüğünde halklar çok güçlü bir mücadele yürüttüler. Buradan Rojava'da mücadele edenlere ve direnenlere binlerce kez selam olsun. Binlerce kez selam olsun.
ANKARA'NIN GÖBEĞİNDE AÇLIK GREVİNDELER
Türkiye'deki işçi kardeşlerime, emekçilere, tarım işçisine, esnafa, emekliye, geçinemeyen kardeşlerime, barınamayan, faturasını, kirasını ödeyemeyen kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bugün Türkiye'de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Çukurova'nın toprağı bereketlidir. Sebzesi, meyvesi, narenciyesi, biberi, maydanozu, domatesi, salatalığı üreten bir merkezdir Çukurova. Ama buna rağmen Çukurovalı aç. Çukurovalının evine sebze ve meyve girmiyor. Bakın bir müddet önce Adana'da hal yönetimini ziyaret etmiştik. Ve yine aynı dönemde pazarı ziyaret ettik. Orada şununla karşılaştık. Çukurovalılar üretimin merkezi olan Çukurova'da inanın hal kapılarında kadınlar ezilmiş sebze, meyveyi bekliyorlar. Evlerine götürmek ve çocuklarına yedirmek için. Hal böyle. Bu kadar açlık ve yoksulluk var. Ve bizler barış derken özellikle emekçi kardeşlerim, yoksul kardeşlerim şunu bilsin ki savaşa, özel harp politikalarına ayrılan bütçenin barışa, işe, aşağı, ekmeğe ayrılmasını istiyoruz. O yüzden barışı Hep birlikte, kardeşliğimiz için ve geçim hakkımız için sonuna kadar hep beraber savunmalıyız. Ve sevgili gençler, değerli Değerli gençler, sizler bu toplumun ve bu ülkenin geleceğisiniz. Ama yapılan anketlerde gençlerin en mutsuz olduğu ülkelerden birisi Türkiye. Gençler kendini özgür hissetmiyor. Gelecekleri yok. Öğretmenler atanmıyor. Ankara'nın göbeğinde açlık grevindeler. Özel okul öğretmenleri Ankara'nın göbeğinde hala açlık evindeler. Ve buradan direnen bütün öğretmenlerimize direnişlerini selamlayalım. Alkışlarımızla direnişlerini destekleyelim hep beraber. Ve barışın ve barışın en önemli öznesi, doğa savunucuları, ekolojik yıkım her yerde. Bakın yıllardır Mersin'de nükleer santrale karşı mücadele yürütülüyor. Çünkü Mersin başta olmak üzere Akdeniz'in tamamı nükleerle zehirleniyor. Bizler ‘nükleere hayır’ diyoruz ve bizler oraya ayrılan bütçenin barış politikalarına ayrılmasını talep ediyoruz.
EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU
Savaşta en büyük acıları biz kadınlar çekiyoruz. Bunun en önemli örneği tam da miting alanımızda en ön saflarda duran bedel ödemiş kadınlar deneyimlemiştir. Onlar biliyor. Savaş göç demektir. Savaş açlık demektir. Savaş taciz, tecavüz demektir. Savaş yokluk, yoksunluk demektir. Ve kadınlar Savaşa karşı, barışın en önemli sembolü, en önemli mücadelecileri ve kadınlar hep beraber, hep beraber ‘Jin, jiyan, azadi’. Ve barışın Demokratik toplumun inşasının en önemli özneleri yine değerli Alevi canlarımız. Değerli Alevi canlarımız, bu süreçte en büyük kaygıyı sizlerin duyduğunu biliyoruz. Bu iktidara güven olmaz. Bu iktidar sizi kandırır gibi eleştiriler sizden geliyor, biliyoruz. Bunlar eleştiriden öte aslında bizi ikaz ve uyarı. Buradan Alevi canlarımıza seslenmek istiyorum. Lütfen hepimiz rahat olalım. Sayın Abdullah Öcalan'ın gerçekleştirmiş olduğu çağrıda özellikle Alevi canlarımızın demokratik bir cumhuriyetin inşasında rol ve misyonlarıyla ilgili çok önemli belirlemeleri var. Çünkü bu topraklarda eşit yurttaşlığa inancını, ibadetini rahatça ve özgürce yapması için yıllar yılıdır bedel ödeyen Alevilerle Kürtlerin kaderi bir. Ve eşit yurttaşlık dediğimizde başta Alevi canlarımız olmak üzere Kürt kardeşlerimiz, Ermeniler, Romanlar ve Araplar ve burada sayamadığım bütün farklı halkların ve inançlardan insanların bu ülkede eşit yurttaş olmasını kastediyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz ve bize güvendiğinizi biliyoruz. Bize güvenmeye devam edin. Çünkü Alevi canlarımızın talepleri DEM Parti'nin asli talepleridir. Oradan da hiçbir adım geri atmayacağız. Ve değerli arkadaşlar bakın, Sayın Abdullah Öcalan bahsini ettiğimiz bütün bu kesimlerin bir arada olarak Demokratik Cumhuriyeti inşa etme konusunda ortak mücadelenin önemini vurguluyor. Ve biz demokratik mücadelenin önünü açacağız. Demokratik Cumhuriyeti hep birlikte inşa edeceğimize söz veriyoruz. Ve buradan güçlü bir alkış, güçlü bir zılgıt İmralı'ya gitsin.
BARIŞI ÖRGÜTLEMEYE KARARLIYIZ
Demokratik bir sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için Öcalan'ın özgür olması büyük bir önem taşımaktadır. Kayyım uygulamalarına derhal son verilmeli, seçilmiş belediye başkanlarımız görevlerine iade edilmelidir. CHP üzerindeki siyasi operasyonlar derhal durdurulmalıdır. Yüksekdağ, Demirtaş ve bütün Kobanê tutsakları derhal serbest bırakılmalı .Ve yine AİHM'in önemli iki kararı, birisi gezi tutsaklarıyla ilgili, sevgili Osman Kavala, sevgili Can Atalay, sevgili Çiğdem Mater, sevgili Tayfun hepsi serbest bırakılmalı. Ve yine AİHM kararları biliyorsunuz Kobanê kumpas davasında tutuklu bulunan, eş başkanlarımız ve MYK üyelerimize onlarca yıl hapis yağdırdılar. Geçtiğimiz salı ve çarşamba günü Sincan Hapishanesi'ne gittim. Hem Kobani tutsaklarını hem diğer davadaki arkadaşları ziyaret ettim. Sevgili Ayşe Gökkan'a, çarşamba günü görüştük, cuma günü 19.5 yıl hapis verdiler. Bunu asla kabul etmiyoruz. Asla kabul etmiyoruz. Ve yine AİHM kararı sevgili Figen Yüksekdağ, sevgili Selahattin Demirtaş ve bütün Kobani mahpusları serbest bırakılsın diyor. Ve buradan Çukurova'nın bu güzel havasında hep birlikte hapishanelere de bir selam göndereceğiz. Sevgili Leyla Güven, sevgili Ayşe Gökkan, sevgili Figen Yüksekdağ ve Kobani tutukluları ve sevgili Selahattin Demirtaş sahasında bütün siyasi mahpuslara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Kürt sorunu çözülmeden, demokratik cumhuriyetin önündeki engeller kalkmaz. Eğer bugün bir masadaysak, bu Kürtlerin yüzyıllık mücadelesinin bir sonucudur. Bu süreç mutlaka barışla taçlanmalıdır. Ancak barış bize altın tepside sunulmayacak; onu ancak mücadele ederek elde edebiliriz. Barışdemek, barışı örgütlemek demektir; bizler de barışı örgütlemeye kararlılıkla devam edeceğiz" diye ifade etti.
Tülay Hatimoğulları'nın konuşması sonrası ise sanatçılar Ronî Artin ve Arhat sahne aldı.