Tuncer Bakırhan: "Çerçeve yasa gecikmeden Meclis'e gelmelidir"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TİGRİS HABER - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürece ilişkin TBMM'ye getirilmesi beklenen çerçeve yasanın ertelenemeyeceğini belirterek "Öyle sonbahara falan bırakılamaz. Bırakılan her adım barışın önüne konulmuş yeni bir taş ve engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Kapı her zaman açılmıyor. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık Meclis'e gelmelidir. Yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi" dedi.

Bakırhan, konuşmasının başında sanatçı Kadir İnanır'ın vefatı nedeniyle ailesine, sevenlerine ve tüm Türkiye'ye başsağlığı diledi.

"NATO ZİRVESİ GEREKÇESİYLE YAPILAN TUTUKLULAMALARIN TAMAMI HUKUKSUZ VE KEYFİDİR "

Ankara'da 7-8 Temmuz'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne ilişkin konuşan Bakırhan, "NATO, savunma ittifakı olarak kuruldu ama şimdi bir hegemonya aygıtına dönüşmüş, bir savaş aygıtına dönüşmüş durumdadır. Genişleme politikaları yeni gerilim hatları yaratıyor. Üye ülkelerde ağır siyasi, mali ve sanayi yükümlülükler yüklüyor. NATO halkın bütçesini güvenlik gerekçesiyle silaha aktarıyor. Hepsinden önemlisi bütün bunlar halkların gözünden uzakta yapılıyor. Hiçbir denetim yok. Ne olup bittiğini bilen yok. Şeffaflık yok. Hesap verme yok. Neyin nereye harcandığını bilen zaten yok" diye konuştu.

NATO Zirvesi'nin Ankara'da toplanmasının tesadüf olmadığını söyleyen Bakırhan, şöyle devam etti:

"Çünkü küresel siyasetin hayat gücü Orta Doğu'dadır. Bütün büyük kararların test edildiği coğrafya neredeyse Orta Doğu olmuş durumdadır. Biz bu zirveyi daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz. Açık konuşalım, halklara daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla barış vadeden bir toplantıdan bahsetmiyoruz. Tam tersi bir toplantıdan bahset diyoruz. Bu zirve, masaya daha fazla silah, daha fazla cephe, daha fazla gözyaşı ve daha fazla acı getirecek.

Ankara neredeyse bir açık cezaevine çevrildi. Birkaç gün sonra hep birlikte zaten bunu göreceğiz. Bir zirveye mi hazırlanıyor Ankara, bir savaşa mı hazırlanıyor? Emin olun anlamakta güçlük çekiyoruz. Ellerinden gelse 'evinizin penceresini açmayın' diyecekler. Bu sıcakta bizi nefessiz bırakacaklar. Koca başkent birkaç protokol aracının rahat geçmesi için resmen kapatılıyor. Bazı liderlerin sabah koşusu için parkların kapatılacağı tartışılıyor. Lider koşacak ya, Ankara halkı parklara gitmeyecek. Ankara'dakiler kendi kentlerinde neredeyse fazlalık olarak görülüyor. Zirve başlamadan bir sürü operasyon yapıldı. Yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı. Şimdiye kadar 175 tane insanımız tutuklandı. Bu tutuklamaların tamamı haksız, hukuzsuz ve keyfidir. Asılsız iddialarda bu tutuklama ve gözaltıları yapıldı. Gözaltında arkadaşlarımız sorulan sorulara baktım. Böyle bir saçmalık olamaz. Böyle bir absürtlük olamaz. Ne yapalım? Dünyada yeni savaş kararları alacak bir zirveyi alkışlayalım mı? Savaş karşıtı bir hareket olarak bunu yapmayız, vallahi kimse kusura bakmasın. Ortada henüz protosto yok ama gözaltı var, tutuklama var, sabahın köründe kapıları, camları, pencereleri kırarak insanlara kelepçe vurarak gözaltı yapılan operasyonlar var. Bu arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır."

"NATO ZİRVESİ HAZIRLIKLARI İÇİN 12 MİLYAR TÜRK LİRASI HARCANMIŞ"

Bakırhan, NATO Zirvesi hazırlığı için şu ana kadar 12 milyar Türk lirasının harcandığını ifade ederek, "Az para değil. Mesela yolların yapımı için 9,5 milyar lira harcanmış. Protokol yolunda liderlerin göz zevki bozulmasın diye 69 milyon lira dikey bahçelere harcanmış. Utanma duygusu olan bir yetkili varsa ona sormak isterim, yolların yapılması, çiçeklerin ekilmesi için illa burada bir NATO Zirvesi'nin yapılması mı gerekiyor, Allah aşkına? Şimdi mi aklınıza geldi 12 milyar lirayı yollara, o görüntüleri gidermek için kullanmak? Daha geçen gün Hakkari'de yol selden kaynaklı tam bir ay kapalı kaldı. Hakkari'ye ulaşmak için tek bir yol var, sel vurdu, heyelan oldu. Bir ay boyunca insanlar Hakkari'ye giriş ve çıkış yapamadı" diye tepki gösterdi.

NATO'nun geçen yıl Hollanda'da yapılan zirvesinde alınan kararla üye ülkelerin askeri harcamalarının yüzde 5'e çıkarıldığını aktaran Bakırhan, "Bu yüzde 5'e çıkarma ne demek biliyor musunuz? Türkiye'ye faturası yılda 40 milyar dolar. Türkiye bütçesinin yaklaşık yüzde 11,5 lirası askeri harcamalara gidecek. Bu dayatma 40 milyar dolar eğitimden, sağlıktan, çocuğun kitabından, işçinin, emeklinin ücretinden, hastanın ilacından kısılan paradır. İktidarın derdinin ne olduğu işte bu rakamlar da açık bir şekilde ortadadır. Ekonomide bir tanım var, 'Tereyağı mı, tüfek mi?' diyorlar. Yani halkın refahına mı yoksa silahtan mı yanasınız, tercümesi böyledir. Bu iktidar aslında çoktan kararını verdi. Artık halkın sofrasında tereyağı yok. Toplumun karnını değil, güvenlikçi devletin silahını doyuruyor, büyütüyorlar" şeklinde konuştu.

Bakırhan, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Ankara'daki zirvede 10 milyarlarca dolarlık savunma anlaşmalarının duyurulacağını açıklamasına atıfta bulunarak "O zaman Sayın Rutte, gelin bir de Türkiye'deki gerçekleri duyuralım. Türkiye'de her 10 çiften 6'sı borçlu. Hanelerin yüzde 51,8'i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç aile saygısı 30 milyona yaklaştı. Türkiye'nin neredeyse 3'te biri sosyal yardıma muhtaç ama gel gör bütün bu acı veriler iktidarın gözünde bir askeri zirve, bir askeri anlaşma kadar bir değer görmüyor. Çok açık şekilde ifade etmek istiyorum. Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Gerçek beka sorunu çocukların okula aç gitmesidir. Gerçek tehdit halkın ekmeğinin savaş bütçelerine aktarılmasıdır" değerlendirmesini yaptı.

"ÇERÇEVE YASA İŞİN BÜYÜKLÜĞÜNE UYGUN BİR ŞEKİLDE YAZILMALIDIR"

Bakırhan, Türkiye'nin önündeki asıl yolun savaş mimarisine eklemlenmek değil, "Kürt meselesinde çerçeve yasayla barışı hukuka bağlamak, demokratik çözümü gecikmeden hayata geçirmek" olduğunu ifade ederek, "Demokratik toplum ve barış süreci"nin Türkiye siyasi tarihin en önemli fırsatı olduğunu söyledi.

Bakırhan, sürecin ilerleyebilmesinin yolunun çerçeve yasa olduğunu vurgulayarak, "100 yıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek kolay bir iş değil. Katılıyorum, önemli bir iştir. Bu yasa bu önemli işin büyüklüğüne uygun bir şekilde yazılmalı ve cesaretle yazılmalıdır. Toplumun kulağı bu yasadadır. Dağdan dönmeyi bekleyenlerin de, haksız hukuksuz şekilde cezaevinde olanların da, hasta tutsağın da, sürgünde yaşayanların da, bugün İzmir'den gelen çocuğu Kırklareli Cezaevi'nde 18 yıldır yatan Barış Annemizin de gözü bu yasadadır. Bu yasa eğer gerçekten doğru ve cesur bir şekilde geçerse belki bugüne kadar özlemini duymuş olduğumuz bir demokratik zemine giriş yapmış olacağız" dedi.

"MESELE TEKNİK BİR DÜZENLEME DEĞİLDİR, BU ÜLKEDE YAŞAMA İRADESİNİN HUKUKA BAĞLANMASIDIR"

TBMM'ye getirilmesi beklenen çerçeve yasanın dar tutulmaması, belirsiz olmaması gerektiğine işaret eden Bakırhan, şunları kaydetti:

"Güvenlikçi yorumlara kapalı olmalıdır. Topluma güven veren bir yasa olmalıdır. Hukuk yoksa, güven olmaz. Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz. Dönemler arasında ayrı gayrı yapılmamalı. Bazı yetkililerden duyuyoruz. 'Şunu kapsar, bunu daha az kapsar' denilmemeli. Böyle bir şey olmaz. Barışın kapısına girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır. Yasa da buna uygun yapılmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İnsaf mahkemesini görüyoruz, diğerlerinin böyle davranmayacağının bir garantisi var mı? Dönüş varsa güvence olmalıdır. Hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Kimse yarın başıma ne gelir belirsizliği ile yola çıkmaz. Sana itiraz ettiği için çekmiş, gitmiş, yllarca sürgünde ya da dağda kalmış. Görmediği, güvenmediği bir yasa için gelir mi? Sen devletsin, bunu düşünmen gerekiyor. Bir de barışıyoruz, bu ayrı gayrı nedir? Şu yararlanır, bu yararlanmaz, şu daha az yararlanır. Böyle bir barış mı olur? Onun için yani huzurlarınızdan tekrar sesleniyorum, kapsayıcı, cesur; bir savcının, hakimin insafına insanların geleceğini bırakmayan açıklıkta bir yasa yapılmalıdır. Bu yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır. İnsanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır. Mesele sadece birkaç maddelik teknik bir düzenleme değildir. Mesele bu ülkenin birlikte yaşama iradesinin hukuka bağlanmasıdır. Birlikte yaşayacaksak bunu hukuka bağlamamız lazım. Sözle başlayan barış yasayla mühürlenmek zorundadır. Herkes gayet güzel sözler söyledi. Şimdi hadi bunu hukukla, yasayla mühürleyelim."

Bakırhan, Meclis'e, iktidara, muhalefete ve siyasi partilere seslenerek "Bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir. Barış gibi hayatı bir işte gecikmek kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var. Çünkü onlar için savaş bir kazançtır. Kavga bir koltuktur. Düşmanlık bir sermayedir. Halklar yan yana geldiğinde bu sermaye hayallerinin biteceğini çok iyi biliyorlar. Her gecikilen gün barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar, çözüm karşıtı odaklar kendisine zemin bulurlar. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez. Öyle sonbahara falan bırakılamaz. Bırakılan her adım barışın önüne konulmuş yeni bir taş ve engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Kapı her zaman açılmıyor. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık Meclis'e gelmelidir. Yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi" ifadelerini kullandı. (ANKA)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Politika Haberleri