Türk edebiyatı ya da “Kürtçe”

Şeyhmus DİKEN

 

 

 

Mehmed Uzun’u bilir misiniz? 

 

Birazcık Kürtlerin edebiyat alanındaki örneklerini, hele hele Kürtçe Edebiyat alanındaki örneklerini izleyenler bilir tabi. Özkaynağı yani Kürtçesinden bilmeyenler de Türkçe çevirilerinden bilir. Bu kadarını bilmeyen de bu saatten sonra inanıyorum ki merak edip öğrenir.

 

Uzun tam on yıl önce çok verimli çağında Diyarbakır’da öte yakaya göçtü ve göçtüğü yerde toprağına defnedildi.

 

Mehmed Uzun, ilk gençliğinde edebiyatın okuru siyasetin genç aktörü olduğu yıllarda tanışmıştı “acı gerçekle!”. “Tavukların bile dillerinin Kürtçeden daha zengin olduğunu, Kürtçe’nin uyduruk bir dil olduğunu, hatta bir dil dahi sayılmayacağını” ve adeta “Kürtlerin hiçbir zaman var olmadıkları” resmi tezleri üzerinden siyasalar bina ediliyordu ısrarla.

 

Yargılanıyordu siyaseten, Çaresizdi! Hiçbir şey yapamamaktaydı! Israrla “Bu halk da, dili de var. Ben evimde anamla, babamla, tüm etrafımdakilerle bu dille, Kürtçe ile konuşup anlaşıyorum.  Eğer bu dil yoksa o halde benim konuştuğum nedir?” dese de, sonuç değişmiyordu. Sonuç, en sıradan tabiriyle sonu hapislere varan ağır cezalardı. Bu cezai yaptırımın adına da “hukuk” deniliyordu. Geçen asrın (1900-2000 arası) bütün o yetmişli yıllarının Türkiye’sinin Kürtlere dair davaları “Kürtlerin yokluğu” ve o teze karşı ciddi “varlık” savunmalarının; savcılara, yargıçlara karşı yapıldığı bir dönemin ürünü, hesaplaşmasıydı adeta. 

 

Şükür ki o tuhaf zamanlar en azından dilin, kimliğin, kültürün “varlık-yokluk” tartışması üzerinde bitti...

 

Uzun ısrarla edebi eserleri olan romanlarını anadili olan Kürtçe yazdı. Türkçe ve diğer dillere sonradan çevrildi. Bunda yazarın ısrarcı bir meramı vardı elbette: Kürtçe’nin edebiyatı hem de modern edebiyatı yapılabilecek bir dil olduğunu göstermek. Bir de dillerin ötekileştirilerek, küçümsenerek, aşağılanarak değil, ancak eşitlenerek var olacağını birilerine anlatmaktı derdi.

 

 

 

Uzun bunu başardı da. 

 

Size Mehmed UZUN’a dair bu yazıyı hem de ölümünün onuncu yılında yazmama yakın günlerde tanık olduğum iki verili durum sebep oldu.

 

Belki kendileri açısından “iyi işler” yapıyorlardır. Takip etmediğim için bilemem. Yirmi yıl kadar önce bu tür dergilerin ilk ve o yıllarda çok satan bir örneğinde bir kaç yazım çıkmıştı. Derginin piri Diyarbakır’a gelmişti. Bir grup arkadaşla sohbet ederken bana hitaben; “yazarken büyük harf, küçük harf, imla gibi ayrıntıları çok dert etme! Bizim derginin okuru bu tür teferruatlara bakmaz” demişti. O gün anlamıştım, buralarda yazılanların geleceğe kalacak işler olmadığını. Ve oraya yazmaktan vazgeçmiştim. O günden bu yana da bu tür yayınların da bir izler kitlesi olduğunu bilerek de küçümsemedim ama hep uzak durdum.

 

Fotoğrafını sanal dünyadan bir akadaşım çekip yollamış. İşte onlardan biri Bavul Dergisi Ekim 2017 sayısında “1900’den günümüze 100 edebiyatçı / Türk Edebiyatı Ağacı” başlığı ile bir özel dosya yapmış. İlgilisine göre de hayli iyi bir çalışma olmuş. Ama bir “çapak” eğer dergi editasyonunun “kastı” yoksa gözlerden kaçmış!

 

Hayatı boyunca Kürt / Kürtçe Edebiyat için varını-yoğunu ortaya koyan Mehmed Uzun, üstelik adı da “Mehmet” olarak yanlış yazılarak Türk Edebiyatı’na dahil edilmiş. Yaşasaydı ne çok üzülürdü...

 

İşin doğrusu medyaya düşen ve Şırnak’ta bir ilkokulun panosuna asılan muhtemelen sınıf öğretmeni tarafından konulmuş olan “Kürtçe konuşmayacağım” el yazısı afişini görünce yorgun hafızam tazelendi. “Türkçe konuş, çok konuş”lu yıllara, başa mı dönüyoruz ne!

 

Kimilerine göre belki basit küçük ayrıntılar, hatta önemsiz gibi gelebilir bu iki örnek!

 

Ama bir tabir var; “şeytan ayrıntıda gizlidir” diye! Bazen küçücük, gözden kaçan ayrıntılar insanın bilinçaltına nüfuz etmiş devasa gerçekliklere işaret eder. Birinin o bilinçaltını “dürtmesi” hatta “kendine gel” demesi gerek belki de!

 

Mehmed Uzun kardeşim lütfen kemiklerin sızlamasın Diyarbekir Mardinkapı Mezarlığında, rahat uyu...

 

Çünkü; Mezar böceklerinin ve toprağın dahi çürütemeyeceği   işler bırakırsan ardından giderken, işte asıl o zaman sen, sen olursun...

 

27 ekim 2017 Diyarbekir

Şeyhmus Diken

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.