Türkiye’nin 60 yıllık kayıp haritası

Türkiye'de son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştığı, sulak alan kayıplarının kuraklık riskini artırdığı, biyoçeşitliliği zayıflattığı ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi sekteye uğrattığı bildirildi.

TİGRİS HABER - Sulak alanlarla ilgili farkındalığı artırmak amacıyla dünya genelinde her yıl 2 Şubat "Dünya Sulak Alanlar Günü" olarak kutlanıyor.

Kamuoyunun dikkatini çekmek için 1997'den beri kutlanan gün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 30 Ağustos 2021 tarihli kararıyla "Dünya Sulak Alanlar Günü" olarak kabul edildi.

"Ramsar Sözleşmesi" olarak anılan "Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi", İran'ın Ramsar kentinde 2 Şubat 1971'de imzalanırken 1975'te ise yürürlüğe girdi.

Sözleşmeye taraf ülkelerdeki her türden kıyı ve iç sulak alanlar "Ramsar Alanı" olarak adlandırılıyor. Avustralya'daki Cobourg Yarımadası ise 1974'te dünyanın ilk sulak alanı olarak belirlendi.

Bu sözleşme, 172 taraf ülkeyi sulak alanları korumakla ve bunların akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü kılıyor. Dünya genelinde 2 bin 400'den fazla alandan, sözleşmeye 1994'te taraf olan Türkiye 14'üne sahip durumda.

Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, AA muhabirine, her yıl 2 Şubat’ta kutlanan günün sulak alanlara yönelik farkındalık oluşturmak, bu alanlardaki biyoçeşitliliği ve kültürel değerleri görünür kılmak amacıyla kabul edildiğini söyledi.

Her yıl farklı bir başlıkla belirlenen temanın bu yıl "kültürel miras ve geleneksel bilgi" olduğunu aktaran Arslan, bu temanın, uzun süredir dile getirdikleri temel bir gerçeğe işaret ettiğini kaydetti.

Arslan, sulak alanların insanlık tarihinin en eski yerleşim alanları arasında yer aldığını dile getirerek, "İnsanlar yerleşik hayata geçtiğinden bu yana suyun olduğu, sulak alanların bulunduğu bölgelerde yaşamayı tercih etti. Sulak alanlar ile insanlar arasında tarihsel bir etkileşim ve birlikte gelişmiş bir yaşam biçimi söz konusu." dedi.

Sulak alanların kültürel miras ve geleneksel üretim biçimleri açısından da büyük önem taşıdığına dikkati çeken Arslan, "Bu alanlarda nesilden nesile aktarılan kadim bilgiler bulunuyor. Sulak alanların çevresinde yaşayan toplumlar, yüzyıllar boyunca suyu, toprağı ve üretimi doğayla uyumlu şekilde kullanmayı başardı. Bu bilgi bugün kayboldukça, sulak alanlar da hızla yok oluyor." diye konuştu.

"Sulak alanlar, ormanlar ve okyanuslar gibi karbon yutak alanları"

Arslan, sulak alanların barındırdığı zengin biyoçeşitlilik, farklı habitat tiplerini bir arada bulundurması ve karbon yutak alanları olarak kabul edilmesi nedeniyle temel ekosistemler arasında yer aldığını, bu alanların iklim değişikliğiyle mücadelede kilit rol üstlendiğini vurguladı.

Özellikle turbalıkların çok yüksek karbon tutma kapasitesine sahip olduğunun altını çizen Arslan, "Sulak alanlar, ormanlar ve okyanuslar gibi karbon yutak alanlarıdır. Turbalıklar, insan faaliyetleriyle atmosfere salınan fazla karbonu bünyesinde tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltır." bilgisini verdi.

Kuraklık riskinin artmasının temel nedenlerinden birinin sulak alanların kaybı olduğunu dile getiren Arslan, sulak alanların yok olmasının su döngüsünü bozduğunu belirtti.

"Kuraklık riski sulak alan kaybıyla doğrudan bağlantılı"

Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Arslan, sulak alanların kaybından sonra kuraklık riski daha belirgin hale geldiğine işaret ederek, "Oysa bu alanların korunduğu ve alanlarını genişlettiği bölgelerde kuraklıkla doğal bir denge kurulabiliyor. Kuraklık riski sulak alan kaybıyla doğrudan bağlantılı." dedi.

Yeraltı sularının plansız ve yasa dışı şekilde çekilmesinin de sulak alanlar üzerindeki baskıyı artırdığını aktaran Arslan, bu durumun yüzey sularının beslenmesini engellediğini, obruk oluşumlarına ve kalıcı çevresel hasarlara yol açtığını ifade etti.

Arslan, sulak alanların yalnızca göllerden oluşmadığını, kıyı deltaları, iç su gölleri, tuzlu ve tatlı göller, ıslak çayırlar, nehir sistemleri ve taşkın alanlarının da sulak alan ekosistemleri içinde yer aldığını kaydetti.

Bu alanların çok zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunu, su kuşları, yusufçuklar ve kız böcekleri gibi hassas ve gösterge türlerin bu alanlara bağımlı yaşadığını, endemik ve nadir bitki türlerinin de sulak alanlarda yayılış gösterdiğini belirten Arslan, bir sulak alanın kuruması ya da yapısının bozulmasının, beslenme, barınma ve su ihtiyacını karşılayamayan türlerin alanı terk etmesine veya yok olmasına neden olduğunu, bunun ekosistemdeki tüm zinciri etkilediğini dile getirdi.

"Göçmen kuşlar için hayati önemde"

Sulak alanların göçmen kuşlar açısından da kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Arslan, özellikle kış aylarında Türkiye’yi kullanan ördekler, kazlar, kuğular ve diğer su kuşlarının bu alanlara bağımlı olduğunu belirtti.

Arslan, göç rotaları üzerindeki sulak alanların kaybolmasının kuşların yönlerini şaşırmasına neden olduğunu aktararak, "Alternatif alanlar arasındaki mesafe uzunsa beslenme yetersizliği ortaya çıkıyor ve bu durum birey kayıplarına kadar gidebiliyor. Bunun için sulak alanlar göçmen kuşlar için hayati önemde." diye konuştu.

Türkiye genelinde sulak alanlara ilişkin kapsamlı bir sayısal veri bulunmadığına dikkati çeken Arslan, dünya genelinde 1900’lerden bu yana sulak alanların yaklaşık yüzde 50’sinin yok olduğunu, Akdeniz Havzası’nda ise bu oranın yüzde 56’ya ulaştığını vurguladı.

Son yıllarda kayıpların hızlandığının altını çizen Arslan, "Son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yüzölçümü 2 milyon hektara, yani yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştı. Anadolu’nun iç kesimlerinde yer alan Konya Kapalı Havzası’nın sulak alanları, Tuz Gölü ve göller yöresindeki birçok sulak alan tamamen kurudu ya da ciddi oranda küçüldü." değerlendirmesini yaptı.

Arslan, sulak alan kayıplarının temel nedeninin tarımsal sulama kaynaklı olduğuna, kullanılabilir suyun yaklaşık yüzde 80’inin tarımsal sulamada harcandığına işaret etti.

Vahşi sulama yöntemleri ve bölgeye uyumlu olmayan ürün desenlerinin sulak alanlarını hızla yok ettiğini ifade eden Arslan, iklim değişikliğinin bu süreci hızlandıran bir faktör olduğunu kaydetti.

Sulak alanların yalnızca korunmasının artık yeterli olmadığını, restorasyon çalışmalarının zorunlu hale geldiğini dile getiren Arslan, "Sulak alanların eski haline döndürülmesi gerekiyor. Kadim ve geleneksel bilginin yeniden sahaya yansıtılması bu nedenle çok önemli." dedi.

Arslan, kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerin birlikte hareket etmesi halinde sulak alanların korunabileceğini ve restore edilebileceğini sözlerine ekledi. (AA)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri