VİDEO - Kamerasının peşinden koşuyor

Diyarbakırlı fotoğraf sanatçısı Nizameddin Pirinccioğlu hobi olarak başladığı fotoğraf aşkı zamanla tutkuya dönüştüğünü söylüyor.

Mümin Ağcakaya

TİGRİS HABER - Doğa sporlarıyla ilgilenen ve yaptığı gezi turlarında hobi olarak başladığı fotoğraf çekme zamanla onda bir tutkuya dönüşüyor. Artık kamerası onu yönlendirmeye başlıyor ve diyar diyar peşinden sürüklüyor. Kadrajına yansıyanlarla çok zengin bir görsel hafıza oluşturan fotoğraf sanatçısı Nizameddin Pirinccioğlu kendisinde vazgeçemeyeceği bir tutkuya dönüşen bu serüvenini Tigris Habere konuştu.

Doğa sporlarıyla ilgilenen bir aktivist ve gezi turlarına da katılan bir doğasever olarak gittiği yerlerde çektiği fotoğrafları arkadaş çevresiyle paylaşan Nizameddin Pirinccioğlu; kadrajına yansıyan fotoğrafların beğenilmesi ve teşvik görmesi üzerine, onu fotoğraf çekme merakı sarmaya başlıyor. Gezdiği yerleri fotoğraflayarak görsel bir hafıza oluşturmaya başlayan fotoğraf sanatçısı Pirinccioğlu şimdiye kadar nereleri gezdiğini şöyle anlatmaktadır;

“ Mezopotamya coğrafyasını çok gezdik. Özellikle Dicle ve Fırat havzasında bulunan yerleşim yerlerini, buralarda tarihi, coğrafi, kültürel özellikler gösteren yerlerden neresi varsa gezdim. Diyarbakır’ın bütün ilçelerini gezdim. Ayrıca Hakkâri, Cilo, Ağrı Dağı, hatta dağcılıkla da uğraştığım için Ağrı Dağına, Süphan Dağına da zirve yaptım. Buraları fotoğraflayıp arşivledim. Gezilere devam ediyorum. Gezdiğimiz yerlerdeki tarihi kültürel coğrafyamızı arşivliyorum.”

Bu tutku sizde nasıl gelişti?

Bundan sekiz dokuz yıl önce hobi olarak gelişti. İlk etapta mobil telefon kullandım. Baktım bu şekilde arşiv oluşamıyor. Fotoğraf makinesi aldım. Arkadaşlar arasında nereyi gezeceğimizi bilinçli seçiyorduk. Zamanla bağımlısı haline gelmeye başladım. Bir hafta ya da bir ay çıkmadığım zaman sıkılıyorum. Bir kadraj için 150-200 km. gittiğimiz yerler var. Andok Dağına çıktığımızda beş saat yürüyüş yapmışım. Orada Şeyh Muhammed Andok’un türbesi vardı. Gece başlayıp sabah güneşin doğuşunu yakalamak için zirve yaptık. Dönüşü ise sekiz dokuz saat sürdü. Güzel fotoğraf kareleri yakaladık. Sosyal medyada paylaştığımız zaman ister istemez sormaya başladılar. Kültür turları düzenlemeye başladık. Bu şekilde tanınmaya ve çektiklerimiz üzerine konuşulmaya başlandı.

Gezdiğiniz yerlerde nelerle karşılaşıyorsunuz?

Sason da Bozukan Kalesini gezerken köylüler, çocuklar yanımıza geldiler, bize defineciymişiz, define arıyormuşuz gibi yaklaştılar. Fotoğraf çekmeye geldiğimize inanmıyorlardı. Sonra aramızda sohbetler oldu. Bu duyarlılıkları iyiydi hatta bizde gittiğimiz birçok yerde bu konuda insanlarımızı bilinçlendirmeye, duyarlı hale getirmeye çalışıyoruz.

Şu an insanların bir kısmı belki kıymetini yeterince bilmiyor ama en büyük hazine yeryüzünde olanlar. Bu zenginliklere sahip çıkılması gerekiyor. Coğrafyamızdaki kilise, kale, cami, türbe gibi tarihi yerler. En büyük zenginlik budur.

İlerde insanlık için bir arşiv olsun istedim.

Coğrafyamızda en çok merak ettiğim Hasankeyf’le ilgili çok çalıştım. Su altında kalmadan, suda boğulmadan önce fotoğrafladık, On bin yıllık, dünya insanlığına mal olmuş bir coğrafya, tahrip edilen bu coğrafyayı arşivlemek istedim. Binlerce fotoğraf çektik. Mardin, Batman bölgesinde olsun Sason, Karacadağ da olsun, Diyarbakır’ın bütün ilçelerinde duyduğumuz, gördüğümüz tarihi yapıları fotoğraflayıp gelecek nesillere bırakmak istedik. Hedefim de buydu. İlerde insanlık için bir arşiv olsun istedim.

Görsel bir hafıza oluşturmaya çalışıyorum

Siz de fotoğraflarla görsel bir hafıza oluşturuyorsunuz. Üzerinden zaman geçince çok şey değişecek. Yaptığınız iş hem masraflı hem de yorucu. Bu çalışmalarınızda giderlerinizi nasıl karşılıyorsunuz? Fotoğraflarınızı bu anlamda değerlendirebiliyor musunuz?

Şu ana kadar bana maddi olarak her hangi bir geri dönüşü yok. Bu işi severek yaptığım için bütün masrafları da kendim karşılıyorum. Biraz birikmişliğimiz vardı. Eşim de çalışıyor, destek oluyor. Bu konuda da şanslıyım. Çektikten sonra bir şeyler ortaya çıkınca, ailede fark ettiğinden destek olmaya başladılar. Bu kadar yeri gezmemde, coğrafyayı rahatça dolaşmamda ailemin desteği çok önemli bir katkısı oldu. Çevremdeki coğrafyayı bilen, bu işi seven arkadaşlarımla beraber yapıyoruz.

Fotoğraf Dil, Sınır Tanımıyor

Fotoğraflarınız sosyal medyada da yer alıyor. Ne tür tepkiler alıyorsunuz?

Tepkiler olumlu. İsveç’ten, Norveç’ten, Finlandiya’dan hatta Çin’den gelenler de oldu. Fotoğraflarla nerelere kadar ulaşabileceğimizi gördük. Fotoğrafın görsel hafıza açısından önemini gördüm. Fotoğraf dil, sınır tanımıyor. Fotoğrafı görenler nerede çektiniz diye merak ediyorlar. Fotoğraf sanatçısı bir kültürel elçi olarak da görülebilir. Böyle bir misyon da oluşuyor.

Fotoğraf çekmenin yanında yurt dışından gelenlere rehberlik de yapıyorsunuz? Çektiğin yerleri gösterdiğin zaman tepkileri nasıl oluyor?

Yurt dışından kalkıp gelmesi zaten olumlu bir tepki içinde olduğunu göstermektedir. Coğrafyamız ve Diyarbakır açısından da pozitif bir durumdur. Tanıtılması açısından bir nevi kültürel elçi gibiyiz. Tanıtılmasına katkı sunuyorum diye düşünüyorum.

Bu heyetler coğrafi ve tarihi olarak yeni şeylerle karşılaşıyorlar. İlk defa gördükleri bu yerler karşısında tepkileri nasıl oluyor? Ne düşünüyorlar. Çünkü kendi ülkelerinde ve başka yerlerde göremeyecekleri bir coğrafya ve tarihi yapılar.

Mezopotamya’dan bahsettiğimiz zaman on binlerce yıllık bir geçmişi ve köklü bir medeniyet var. Diyarbakır’da 33 medeniyet hüküm sürmüş.Her birisi bir iz bırakmış.Fotoğraflarını çektiğimiz yerlerin birçoğundan insanlarımızın bile haberleri yok. Gelen heyetler fotoğraflarda gördükleri yerlere gittikleri zaman çok şaşırıyorlar. Çünkü kendi ülkelerinde ve başka yerlerde göremeyecekleri bir coğrafya ve tarihi zenginlik söz konusudur.

 Mesela Bismil’de Körtik Tepe diye bir Höyüğümüz vardı. Orada şahit olduğum bir olayı anlatayım. Finlandiya’dan araştırmacı veya arkeolog bir kadın gelmişti. Oradaki çalışanlarla beraberdi. Baktım kadın ağlıyor.

Niye ağladığını sorduğumda;  ‘7 bin 8 bin yıllık yeri su altında nasıl bırakıyorsunuz? Bizde olsa bunu bir cam kavanozun içinde saklayıp gelecek nesillere bırakırlar’ diyordu.

Coğrafyamızda maalesef bu tür şeylerle de karşılaşıyoruz. Bir Körtik Tepe gibi Hasankef de sular altında kaldılar. Kadın ağlayarak gitti. Böylesi durumlarla da karşılaşıyoruz.

Mesela Çermik de sinagog var. 600-700 yıllık yıkılmak üzere. Onu da koruyamıyoruz. Bazen sosyal medyada paylaşıp en azından sahip çıkılması, duyarlı hale gelinmesi içinde paylaşımlarda bulunuyorum. Burada Surp Sarkis de vardı. Onun için çok fotoğraf çektik. El attılar. Kültürel miras olarak gelecek nesillere bırakmaya çalışılıyor. Bizim de böyle bir misyonumuz oluştu diyebilirim.

Sizin bu tarihi yerlere dikkat çekmek için çektiğiniz fotoğraflar bir duyarlılık yaratıyor. Bazı yapıların koruma altına alınmasına vesile oluyorsunuz. Bu kadar çok tarihi zenginliğimiz olmasına rağmen neden bunlar yeterince koruma altına alınmıyor? Niye kendi kaderine terk ediliyor?

Demek ki vatandaş ve yönetimler olarak o bilince gelmemişiz. Bazı SİT alanlarında tarihi eserler üzerine yapılar, köyler inşa edilmiş, tahrip ediliyor, korunmuyor. Böyle bir bilinç ve kültüre sahip çıkılmıyor. Bunu konuda bir eksiklik var. Bu coğrafyada yaşadığımız için çok şanslıyız ama bu değerleri koruyamıyoruz. Hep birlikte korumamız lazım. Böyle bir bilinç okullarda mı, yoksa köy köy gezilip anlatılarak mı olur. Bu konuda bir şeyler yapmak lazım. Zaman geçtikçe çok yerleri kaybediyoruz.

Binlerce yıldır kendini yaşatabilen tarihi eserlerin yok oluyor. Gelecek kuşaklar bunları çok arayacaklar.

Maalesef öyle. Ülke olarak bu bilinçte değiliz. Avrupa’da 500-600 yıllık bir ağaç bile olsa yolu değiştirip gidiyorlar. Bizde on binlerce yıllık şehrimiz var, kültürel açıdan değerlerimiz var ama maalesef hiç yokmuş gibi önemsenmiyor. Üzülerek bakıyoruz. Ancak fotoğraflayarak gelecek nesillere böyle bir şey vardı diye kanıt bırakmaya çalışıyoruz.

Sadece tarihi açıdan değil coğrafya olarak da bakir bir coğrafya. Belki bazı yerlere ilk defa ayak basan sizler oluyorsunuz.

Bazı yerlere hiç kimsenin gitmediği yerlere gidebiliyoruz. Bazı güvenlik sorunları da olabiliyor. Rahat gezemiyoruz. Karşımıza ne çıkacağını bilemediğimiz için bazen çekinerek geziyoruz. Endemik bitkiler var yok olmak üzere olan canlılar var. Korunması gerekiyor.

Şimdiye kadar birçok şey tahrip oldu ama bundan sonra bir tarih ve coğrafya, doğayı koruma bilincinin geliştirilmesi için neler yapılabilir?

Buna duyarlı TEMA VAKFI, GÜNSİAD gibi bazı kuruluşlar var. çöp toplama, Karacadağ yöresinde bisiklet turları ya da yamaç paraşütleriyle ilgili dikkat çekmek için tarihi ve kültürel yerlerle ilgili birçok sosyal aktivitelerle de bulunduk. Yavaş yavaş bir bilinç oluşuyor diyebiliriz. Sosyal medya aracılığıyla birçok kesime de ulaşabildik. Olumlu tekiler oluyor. Bazen arıyorlar. Bizim bölgede böyle bir yer var diye. Onu fotoğraflayarak kayıt altına almaya çalışıyoruz.

Teknolojinin artmasıyla özellikle cep telefonları ve sosyal medya vasıtasıyla biraz olumlu gelişmeler, duyarlılıklar da oluşuyor.

Önünüzde yapmak istediğiniz şeyler, görmek istediğiniz yerler var mı?

Özellikle Hakkâri bölgesi çok bakirdir. O coğrafya teknolojinin az gittiği yer. Karacadağ bölgesini de çok çalışmak istiyorum. Çünkü teknoloji artmasından dolayı araba ve araçlar nereye gidiyorsa orayı tahrip ediyor. Yol açılıyor. Evler yapılıyor. O tür yerlere gitmek istiyorum. Karacadağ, Sason bölgesi, Mardin Turabdin bölgesi, Hakkâri, Ağrı bölgesi iyi. Şu an bu bölgeleri kayı altına almaya çalışıyorum.

Fotoğraf Çekme Bir Tutku Oldu

Bağımlı hale geldim. Diyarbakır’da olduğum zamanlar Sur’a gelmediğim zaman sıkılıyorum. Boş vakit bulduğum zaman sürekli Sur’a geliyorum. Surda geziyorum, sürekli fotoğraflıyorum. 50 yıl sonra olmayacağımıza göre bari arkamızda bir eser bırakmak istiyorum.

Çektiğiniz fotoğrafları şimdiye kadar nerelerde değerlendirdin?

Televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde çıktı. Kitap kapak fotoğrafı olarak kullanıldı. Yurt dışına da gönderdiğim oldu. Almanya’dan telefon açıp şu bölgeden bir fotoğraf istiyorum, şurayı çekebilir misiniz? Böyle sipariş verenler de oluyor.

Sur’da çektiğim yaşlı bir teyze vardı. Eli arkasındaydı elinde tesbih ve küçük bir tabak vardı. Onu fotoğraflamış ve sosyal medyadan paylaşmıştım. Fotoğrafın altına, ‘beni mahvettiniz’ diye mesaj atmıştı.

Ne oldu diye yazdım.  ‘Ağlıyorum’ dedi. ‘Neden’ dedim. ‘O teyzeyi gördüm, kendimden bir parçaymış gibiydi, derse de girmedim.’ dedi. İzmir’de öğretim görevlisiymiş. Hem duygulandım, hem de sevindim.

Fotoğraf çekerken en mutlu olduğunuz anlar?

Bir kadraj yakaladığım zaman mutlu oluyorum. Gezdiğim zaman açlığı unutuyorum. Yorgunluğu unutuyorsun. Bir kadraj yakaladığın zaman bazen açlığın susuzluğun, yorgunluğun farkına varmıyorsun. Çektiğin bir kare ama bu artık bir anı oluyor. Bir belge oluyor. Makinem bir yerde arkadaşım olmuş. Geziyorum yanımda sürekli bulundurmaya çalışıyorum. Bazen yürürken bir kare yakaladığımda yanımda yoksa ‘keşke yanımda makinem olsa’ diyorum. Üzülüyorum.

Gençler doğa, tarih sizi bekliyor

Fotoğraf çekmek isteyen gençlere amatörlere dönük tavsiyeleriniz neler olur?

Makineniz olsa sizi gezdirir. Cep telefonu da olsa sizi gezdirir. Burayı çekeyim, buraya gideyim dediğinde bakıyorsun yıllar geçmiş. Binlerce fotoğraf oluşmuş. Zaman geçiyor. Yarın ne olacağını bilemeyiz. Bugünü yarına ertelemeyin. Güzel bir duygu hem spor yapıyorsun. Hem beyne hem de gözler iyi geliyor. Bu konuda coğrafya çok zengindir. Doğa sizi bekliyor. Tarih sizi bekliyor. Her şey hazırdır. Şanslı bir coğrafyadayız. Bunun kıymetini bilelim. Geç de olsa bir yerden başlamak gerekiyor. Tarihi yerler yakın uzak da değil. Hafta sonları değerlendirin. Doya doya gezebileceğiniz sürekli, değişik yerler var.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür-sanat Haberleri