Yaşadığımız dünya maddi bir dünya ama çoğu defa bu gerçekliği görmezden geliyor, onu duygusal ya da ruhsal olarak çözmeye çalışıyoruz, haliyle bu yaklaşım mantık hatalarını beraberinde getiriyor. İnsanın maddi dünyada erişmesi gereken ilk kolaylaştırıcının bolluk ve bereket enerjisi olduğunu, geriye kalan her şeyin onun ikincili olduğunu anlamak yerine, ısrarla bolluk bereketi ve zenginliği kötülemesi, yoksulluğu bir erdem gibi romantize etmesi en büyük mantık hatası/en büyük yanılgı. Para tek başına bir mutluluk kaynağı değil bu doğru ama özgürlüğün, üretmenin ve potansiyelini gerçekleştirebilmenin en güçlü aracı. Özgürce karar verebilmek, istemediğin bir işte veya ilişkide mecburiyetten kalmamak, istediğin hayatı bir şeylere katlanmadan finanse edebilmek, sağlığına yatırım yapmak, dünyayı görmek, bilgiye ulaşmak, zamanını geri kazanmak ve zihnini sürekli hayatta kalma kaygısından kurtarmak için en güçlü kolaylaştırıcı.
Peki bu kolaylaştırıcıyı neden bu kadar zorlaştırıyoruz ? Onu onore etmek yerine onu şeytanlaştırma alışkanlığımızdan olabilir mi ? Yoksulluk insanı otomatik olarak erdemli yapmadığı gibi zenginlik de insanı otomatik olarak kötü yapmaz. Para yalnızca insanın özünde ne varsa onu büyütür ve görünür hale getirir. Tabuları yıkın, tabuları yıkmadan, size kodlanan maddi düşünceleri dilinizden söküp atmadan döngüyü değiştiremezsiniz.
Düşünceleriniz iyileşmeden cüzdanınız iyileşmeyecek. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, talih rüzgarı ne kadar sizden yana eserse essin, maddi enerjiyle uyumlu duygularınız düşünceleriniz yoksa o enerjiyle birlikte akamazsınız. Sağlıklı olmaya çalıştıkça hastalığa, huzuru aradıkça huzursuzluğa, zenginliği kovaladıkça yokluğa çekilip durursunuz.
Çünkü yanlış kodlara saplanan bir zihin, her gün her saat her dakika bedene layık olmadığını fısıldar durur. Potansiyeliniz ve çabanız tamlık hissinden değil, eksiklik duygusundan beslenmeye başlar.
Yanlış düşüncelere, inançlara ve kodlara tutunmayı bıraktığınız anda, akışa geçmeyi öğrenirsiniz. Akışa geçmeyi öğrendiğinizde hayatı zorlayan tarafınız günden güne güç kaybeder. Kalbinizdeki ve zihninizdeki dirençler yavaş yavaş çözülmeye başlar. Döngü sesiz sedasız çözülür.
Döngü çözülünce açıklayamadığınız şeyler peşi sıra gelir.
Maddi tatmin yavaş yavaş yerleşmeye başlar.
İyileşir, güzelleşir ve huzur bulursunuz.
Hastalıklarınız hafiflemeye, sorunlarınız çözülmeye başlar. Zihniniz sessizleşir. Uykunuz derinleşir. İçinizde uzun zamandır unuttuğunuz yaşam enerjisi yeniden akmaya başlar. Sanki hayat, siz aradan çekildiğiniz anda sizi iyileştirmeyi hatırlar.
İyi, huzurlu, zengin, akışta ya da tamamlanmış hissetmek için ne kadar çabalarsak çabalayalım, ilk yapılması gereken şeyin daha fazlasını yapmak değil, tutunduğumuz yanlış inançları bırakmak olduğunu unutuyoruz.
Bırakmak, vazgeçmek değildir. Bırakmak olanı inkar etmeden, zorlamadan, bastırmadan yönetebilmektir.
Korkuyu yenmeye çalışmadan onu dönüştürebilmek, öfkeyi yargılamadan onu yakıta çevirebilmek, geçmişi değiştiremeyeceğini kabul etmek ve anı düzenleyebilmek ve en önemlisi de kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmektir.
Çünkü insanı tüketen, çoğu zaman yaşadığı şey değil, yaşadığı şeye karşı içinde sürdürdüğü görünmez savaştır. Bu savaşı kazanmanın en bilge yolu bir şeyleri korkudan değil sevgiden değiştirmeye başlamaktır. Bir şeyleri zorla oldurmaya çalışmayı bıraktığınızda hiçbir şey kaybetmezsiniz. Yalnızca taşımanız gerekmeyen yükleri bırakırsınız. Yükünüz hafiflediğinde:
aradığınız asıl şeyin gelecekte değil, yaşadığınız anda olduğunu farkedersiniz.
Çünkü huzur, sevgi ve tamlık hiçbir zaman sizden uzakta değildi. Siz onların peşinden koşarken onlar, üzerlerini örten korkuları, beklentileri ve direnci bırakmanızı bekliyordu.
Belki de mucize, hayatınızın bir anda değişmesi değildir.
Belki de gerçek mucize, hayatla savaşan tarafınızın sonunda kenara çekilmesi ve hayatın sizi taşımasına izin vermenizdir.
Hayat hiçbir zaman size karşı değildi.
Siz yalnızca onun başka türlü olması gerektiğine tutunuyordunuz. Olduramadığınız her şey, oldurmaya çalışma alışkanlığınızın bir yansıması. İnsan, iyileşmeye çalışmayı bıraktığı anda iyileşmeye başlar. Çünkü bırakmak iyileşmeyi yaratmaz; yalnızca içimizde zaten var olan iyileştirici gücün önündeki direnci ortadan kaldırır.
Unutmayın: Su, çırpınanı değil, kendini ona ve akışa bırakabileni taşır.