Yapay Zekâya Kai-FuLee’nın Yaklaşımı-1

Müslüm Üzülmez

Bilgisayar destekli dijital cihazların, internet ve yeni teknolojilerin yaşantımıza girmesi, yapay zekâ ürün ve hizmetlerinin her geçen gün daha da gelişerek hızlıca kullanıma sunulması; ekonomik, kültürel ve sosyal yaşantımızın derinlerine çok güçlü bir şekilde nüfus etmeye başladı. Değer yargılarımız ve algılarımız tümden sil baştan yeniden formatlanıp biçimlenecek, tüketim alışkanlıklarımız değiştirilecek, işgücü piyasasında işsizlik artmakla kalmayıp eşitsizlik onarılmaz derecede derinleşecektir.

Dünyamızın, insanlığın, savunmanın, uluslararası ilişkilerin, istihdamın, sağlığın, kısacası her şeyin geleceği yeniden belirlenecektir.Uzun vadedeki en büyük etkisi ise veri bankasının oluşumu olacaktır: Veriyi elinde tutan geleceği de elinde tutacaktır. İnsanlar şöyle veya böyle uzaktan kumanda edilen nesnelere dönüşecektir. Ateşle imtihana sayılı yıllar kaldı deniliyor.

Konu fazlasıyla yakıcı. Kai-Fu Lee’nin kaleme aldığıYapay Zekâ Ve Yeni Dünya Düzeni/Çin/Silikon Vadisi isimli kitap bu nedenle ufuk açan cinsten önemli bir çalışma. Yazılanların büyük çoğunluğunu ilginç bulduğum için, kendi düşüncelerimi de araya katarak kitaptan kendimce önemli bulduğum bazı yerleri özetleyerek, bazen de birebir alıntılayarak yapay zekâ konusunu ve daha çok ta toplumlarda yaratacağı olası olumsuz etkileri anlatmaya çalışacağım. Konuya daha fazla ilgi duyan veya fazlasını merak edenler kitabı bulup okumalı.

 

Sanayi çağından yapay zekâ çağına geçiş süreci yaşanıyor. Yapay zekâ konusunda Amerika ve Çin arasında büyük bir yarış var. Kai-Fu Lee’ye göre Google, Microsoft, Facebook, Amazon, Baidu, Alibaba ve Tencent gibi 7 küresel firma ABD ve Çin arasında hemen hemen eşit bir şekilde bölünmüş durumda. Bazı alanlarda Amerika önde olsa da Çin’in büyük bir atılım içinde olduğubelirtiliyor. Bu alanda at koşturan sadece ABD ve Çin var. ABD ve Çin dışında hiçbir ülkenin yapay zekâ konusunda ismi geçmiyor. En önemlisi ise, küresel çapta faaliyet gösteren firma veya şirketlerin şimdiden ekonomide ve bilgi teknolojisinde kurumsal oligarşilerini kurmuş durumda olmalarıdır.Peki, yapay zekâ konusunda Türkiye ve genelde Müslüman ülkelerin durumu ne?Yapay zekâ alanında gücü olmayanların dünyada sözünün geçmesi mümkün mü? Bunu ayrıca düşünelim.

 

Yapay zekâ konusunda yarışı kim önde götürecek, ABD mi Çin mi? Bu konuda Kai-Fu Lee çok net konuşmakta: “Böylesi bir rekabet elbette önemlidir. Ne var ki bizi bekleyen değişimi biraz daha irdelediğimizde, yüzeyin hemen altında çok daha ağır meseleler olduğunu göreceğiz. Yapay zekânın gerçek gücünü dünyamızda gerçek manada hissetmeye başladığımızda büyük fay hattının Amerika ve Çin gibi ülkelerin arasında değil, her ülkenin kendi içinde gizli olup sonradan su yüzüne çıkacağını görecek, bu hatların ülkeleri içeriden darmadağın etme gücüne sahip olduğunu anlayacağız.”(s.163)

 

İnsanlar, yapay zekâ (YZ) araştırmalarının çok daha ileri bir hedefi, yapay genel zekâyı başarmaya çok yaklaştığına inanıyor. Yapay genel zekâ (YGZ), düşünen makine demek. Makineler, her türlü entelektüel işi bir insan gibi yapabilecek düzeye gelecek diye düşünülüyor. Dahası “Bazıları, yapay genel zekânın gelişimiyle beraber, makinelerin kendi kendilerini geliştirmeye başlayacağını öngörüyor. Bu da bilgisayar zekâsında tahminlerin çok ötesinde bir gelişmenin fitilini ateşleyecek. ‘Tekillik’ veya ‘yapay süper zekâ’ denen bu kavramın hüküm süreceği söz konusu gelecek senaryosunda, bilgisayarların dünyayı kavrama ve yönlendirme becerisi bizimkinden çok daha ileri olacak. Adeta insanlarla böcekler arasındaki kadar büyük bir zekâ uçurumu ortaya çıkacak. Böylesi akla zarar tahminler, entelektüel camiayı ütopyacılar ve distopyacılar olarak ikiye bölmüş durumda.”(s.165)

 

Ütopyacılara göre yapay genel zekâ (YGZ) insanlığın gelişimindeki son nokta olacak, bilincimizi genişletip faniliği yenmek için bir fırsat niteliği taşıyacak. Teknoloji gurusu Ray Kurzweil insanlarla makinelerin tam entegrasyonu halinde olduğu radikal bir gelecek hayal ediyor. Bazı ütopyacı düşünürler de YGZ kavramını, fiziki evrenin gizemlerini bir çırpıda çözmemizi sağlayacak bir anahtar olarak düşünüyor.(s.166)

Ama herkes bu denli iyimser düşünmüyor. ElonMusk, süper zekâ için, “insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük risk” tanımını yapıyor. Musk, süper zekânın geliştirilmesini, iblislerin cehennemden yeryüzüne çağrılmasıyla bir tutuyor. Stephen Hawking gibi ünlü bilim insanları da Musk ile birlikte distopyan tarafta saf tutuyor. Bu görüştekilerin ilham kaynağı Oxford Üniversitesi öğretim üyesi NickBastrom ve onun 2014 yılında yayınladığı, birçok fütüristi derinden etkileyen Superintelligence adlı kitap.(s.166)

Kai-Fu Lee ise, yapay genel zekâ ilgili şunları yazmaktadır: “Günümüzde, yapay genel zekâyı mümkün kılacak bir algoritmaya veya o noktaya nasıl ulaşacağımıza dair açık ve net bir mühendislik bilgisine sahip değiliz.”(s.167) “YGZ noktasına ulaşmak, yapay zekâ alanında bir dizi temel bilimsel atılımla mümkün olabilir. Derin öğrenme teknolojisi ölçeğinde veya ondan daha büyük ve birbirini izleyen sıçramalar olmaksızın, o noktaya ulaşabilmenin yolu yoktur. (…)Duygusal zekâsı olan robotlara giden yolda bir sonraki adım için öz farkındalık, mizah, sevgi, empati ve güzellik bilinci noktasına ulaşmak gerekir. (…)YGZ, insan ve makine arasındaki ilişkide büyük bir dönüm noktası olacak. Bazıları, bunun insan ırkının tarihindeki en önemli olay olacağı görüşünü taşıyor. Kontrol ve güvenlikle ilgili tüm kaygıları bir çözüme kavuşturmadan bence bu dönüm noktasını geçmememiz gerekiyor. Ancak temel bilimsel atılımlar konusundaki gelişme hızının düşüklüğünü dikkate alırsak, YGZ veya süper zekâ kavramları gerçeğe dönüşmeden önce uzun uzun konuşacak, tartışacak, analiz ve hazırlık yapacak zamanımız olacak.”(s.168)

Ve devamında da: “Gelecekte yapay zekâ konusunda somut ve maddi gelişmelerin yaşanacağına, insanların bu gelecekte esenlik içinde yaşayacağına mı inanıyorum? Kesinlikle hayır. İnsanlığın, yakında YZ merkezli farklı bir kriz yaşayacağı düşüncesindeyim. Bu kriz, Hollywood’un gişe rekorları kıran felaket filmlerinden farklı olacaktır ancak ekonomik ve politik sistemlerimize ciddi bir darbe vuracak hatta 21. yüzyılda insan olma kavramını tartışmaya bile açabilecektir” diye yazmaktadır.(s.169)

Kai-Fu Lee, yakında bir istihdam ve eşitsizlik sorunu yaşanacağını vurguladıktan sonra, kendisi dâhil bu konuda derinden kaygılanan hayli iktisatçı, fütürist ve teknologun olduğunu; yapay zekanın dört dalgası, yani internet yapay zekası, iş yapay zekası, algısal yapay zeka ve otonomi yapay zekası dünya ekonomisine yayıldığında zenginlerle yoksullar arasındaki ekonomik uçurumun daha da büyüyeceğini; ve bununda yaygın bir teknolojik işsizliğe yol açacağını; servet ve sınıflar arasındaki oluşacak uçurumların toplumsal dokuyu parçalayacağını, insanlık onur ve amacını ağır sınavlara sokacak büyük ekonomik bölünmeleri beraberinde getirebileceğini belirtiyor.(s.171)

Ve ardından uyarıyor: “Ekonomik gücün dar bir çevrede toplanmasıysa toplumsal eşitsizliğin açık yaralarına tuz basacak bir gelişme olacak.”(s.172) “En gelişmiş ülkelerde ekonomik eşitsizlik ve sınıf temelli huzursuzluklar, en tehlikeli ve patlama potansiyeli en büyük meseleler arasında başı çekecek. Geçen son birkaç yılda, uzun süredir dumanı tüten eşitsizlik kazanlarının radikal politik kargaşalara nasıl yol açabileceğini birlikte izledik. İnanıyorum ki başıboş bırakılması durumunda YZ, sosyoekonomik yangınların üzerine benzin dökecek bir olgudur.

Bu toplumsal ve ekonomik kargaşanın altındaysa, manşetlerde kendine yer bulamayacak ama aslında her şeyin anahtarı olarak nitelendirilebilecek psikolojik bir mücadele olacaktır. Yerlerini makinelere kaptıran insanların sayısı arttıkça, zor bir soruyu yanıtlamak durumunda kalacaklar:

Akıllı makineler çağında insan olmanın anlamı nedir?”(s.173)

(Devamı haftaya…)