Yeni ‘nesil’ gastecilik!

NACİ SAPAN
Oturdum, kendimi, gazeteciliğimi, gazeteciliği, Türkiye genelinde gelinen noktayı kafamda özetlemeye çalıştım. Yine kendi mecrasında sorgulamaya, irdelemeye, sonra da bir sonuca ulaşma gayreti içine girdim, ama nafile. Ülkede geldiğimiz nokta itibariyle, sağlıklı bir irdeleme, öngörü, sonuca ilerleme gibi bir gayretin, bir hedefin bugünlerde, şu içinde olduğumuz ‘Zalim’ zamanda çok da geçerli olmadığını biliyorum.
Karartılmış hedeflere doğru toplumsal kararlılıkla yürüyoruz!
Neden-sonuç ilişkisinin bilimsel bakış açısını birbirinden ayırdım, nereden nereye diyebilecek bir noktaya getirdim kafamda. Karartılmış hedeflere doğru azimle yürüyüşün selfilerine takılıyorum.
*
Selfi önemli, arkada ‘puştluk’ yapan biri/birileri varsa görme ihtimalleri söz konusu olabiliyor.
Malum, dünya ‘puşt’ dünyası!
Hazır geriye bakmışken, eski ilişkiler, diyaloglarla yenilerini karşılaştırdım, eşleştirme başka bir şey. Denk değerler eşleştirilebilinir, denkliği olmayanlar arasında karşılaştırma yapıp, iyi olanı öne çıkarmak en doğrusu.
Vatandaş, kamu görevlisi, Devlet yetkilisi, asker-polis-vali, kaymakam, belediye başkanı gibi makamlarla gazeteci arasındaki diyalog, ilişki, arkadaşlık, dostluk gibi kavramların varlığı, devamı, sevgi, saygı kavramlarının buluşma biçimleri çok doğru mecralarda seyrederdi. Diyarbakır merkezli yapılan gazetecilik çok kıymetli, son derece önemliydi. Dünyanın merak ettiği bir bölgede tanıklığımız söz konusuydu. Bu nedenle kıymetliydi, anlamlıydı. Diyaloglar kaliteliydi, eleştirel haber ve yorumlar konusunda hoşgörülü bir kabul söz konusuydu.
*
Zaman zaman sıkıntılı durumlar yaşansa da bir şekilde çözülürdü. Polisle yaşanmış ise emniyet müdürünün çabasıyla, emniyet müdürü ile yaşanmış ise, valinin çabasıyla, asker ile yaşanmış ise kolordu nezdinde kendi seyrinde çözümler olurdu. Adli makamlarla olanlar da aynı minvaldeydi.
Herkesin, her kurumun özeli elbette kendineydi, ancak kamuyu ilgilendiren konularda sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerine rağmen, dönemin hassaslığına, nezaketine denk gelen bir şeffaflık söz konusuydu, hak arama usullerinde sonuç almak mümkündü.
*
Şimdi kamu adına hak arıyorsun, yazıyorsun, ‘Vatan haini’ diyorlar.
Zaten herkeste yazmıyor. Daha doğrusu yazmadı.
Kamu görevlisi güçlü iken yazmama modası var şimdi, biraz tökezleyince yazıyorlar.
Kayyımların en parlak soygun ve talan dönemlerini, ithal bürokratlarını, başka kentlerden alınan çiçekleri, kestirilen faturaları (Bunlar daha sonra Sayıştay raporlarında da yer aldı) bir tek Tigris yazdı. Yazdık, çünkü şahsi bir beklentimiz yoktu. Devletin ve milletin soyulmasına gönlümüz razı değildi.
Eskiden muhatap güçlüyken yazılırdı, dişe diş mücadele verilirdi, çünkü kişisel menfaatler söz konusu değildi, sadece gazetecilik yapılıyordu. Şimdi, yapacağı haberi muhatabına bildiriyor gazeteci, ‘elimde böyle bir şey var’ diyor. Buna ‘teyit’ etmek diyorlar. Aslında teyit edilmek istenen, ‘İstemem yan cebime koy’ türünden bir teyit.
Bakalım, nereye kadar?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.