Yine aşk-ı hazandayım...

 Köşe Yazarı
Yine aşk-ı hazandayım...

Her mevsim güneşine akan, ama her defasında da beni korkularıma sürükleyen akıntısına kapıldığım, ne yapsam da artık geçemeyeceğimden emin olduğum Gök Mavisi nehir, yada aşılmaz sırtım, girilmez sığınağım bildiğim bütün dağları boydan boya yarıp geçen Fırat, belki de Dicle olmalı, ayaklarımı yerden kesen gözlerine bittiğim, sevdiğim. Bilmem kaç bin yıldan bu yana her karakışın ardından, üstelik her defasında da tam vaktinde gelen baharlar yaşadım seninle gizli saklı, ama olabildiğince özgür. Mahallelinin bitmeyen dedikodularına, olur olmaz iftiralarına uğramış ölümsüz aşkımıza vurgun yüreğimde, günahlarımı bağışlayan koca yüreğinde senin güzelim. Evet, yine aşk-ı hazandayım, yine mevsim sonbahar, yine huysuzluğum tuttu, yine heyheylerim üstümde. İlk yoldaşım, biricik sırdaşım, beni kendinden olduran tanrıçam Yazo’nun daha çocuk yaşta, ağacımızı soğuktan koruyan fistanı diye bana bellettiği yaşlı dutumuzun iyice kurumuş, iyice kırışmış, bin parçaya yarılmış kabuğuna rağmen bin cana hayat verdiğine tanık olduğum, her yeni baharda ise daha bir gürleşen, daha bir dal budak yayılan, daha bir kendinden veren ama artık yükünü kaldıramayan, iliklerine kadar ezilen, kırılan, dokunsam bin ah duyulacak…

*

Ben bile şaşırıyorum son hallerime, bu nasıl olur diye. Ne eskisi kadar geçimsiz, nede eskisi kadar sinirliyim artık, herkesin suyuna, huyuna giden ama iyice yorgun, ama iyice kendini olacaklara bırakmış biri olup çıktım. Dört gözle yolumu bekleyen toprağıma çekilmeye gün sayıyorum gibi, son karakışım kapıda sanki, öylece sıramı bekliyorum. Alışık olmadığım bu hallerimin çekilmez olduğunu sana hatırlatmama ne gerek, yokluğuna dayanamadığımı bil, bana yeter. Tuhaf ama bu aralar, dayım Şêx Alî’nin sesine doyamadığı, dahası avazına bittiği Baqî Xido’dan sonra Dewrêşê Evdî’nin, Memê Alan’ın kilamını en iyi söylediğini iddia ettiği kilambêj Huskût’u Haliliye’de, çocukluğumun en güzel günlerinin geçtiği, her Allah’In günü klarnetin, ribabın, cümbüşün sesi ile coşan Akar sokaktaki evinden alıp götürdükleri o dondurucu kış gününü yeniden, yeniden yaşıyor gibi oluyorum. Durmak bilmeyen kar fırtınasına inat, her yerde, herkese karşı bana sırt çıkan, girdiğim tüm kavgalarımın kahramanı İhsan’la iki bilemedin üç sokak ancak ölüyü omuzlarında taşıyanların, dayımın bilge kilmabêjinden arta kalan yükleriyle birlikte göz açtırmayan tipiye karışanların arkalarından gidebildik. Ne gündü ama ömrümün Gök Mavisi nehiri, bir bilsen. Aklımı yitirmesem iyi…

*

Bir de senin Kerwançimen geçidini bir başına aşıp gittiğin, Sinek çayına vurup geçtiğin, dağ keçilerinin bile dağ taş belasını arayan korucularından illallah ettiği Gelincik dağından sonra kendini zor bela attığın, o en karakış gününde sığındığın Pîran’ı hatırladım, ne tuhaf. Bahserli Sultan Sahak’a, Pîranlı Baba Derviş’e, yaz kış baldırı çıplak yaşayan Miyalanlı, belki de Şêxanlı olan keçi çobanı şeyhime, belki de su kadar sevdiğim Mûskan vadisinin ölümsüz bilge pirlerine beni emanet bıraktığı, bir defa bile durup arkana bakmadan çekip gittiğin günlerdeki kadar yokluğuna dayanacak ne gücüm kaldı, nede kudretim, bilesin. Kıyametimizin koptuğu o en sert karakışta, hele tipide aşılması imkansız olduğu söylenen Kerwançîmen geçidini aşıp gittiğin gündeki gibi hiç değilim. Kimine göre fetih manyağı Romalı bir generalden, kimine göre ise en aşılmaz dağların, en geçilmez ırmakların bile öte yakasındaki köylerde yaşayan halkını güzelliği dillere destan başkente bağlamaya yeminli bir Komagene kralından kalma, Kerwançimen’i aşıp giden antik taş yola atılmış hain pusu, pis tuzak kimin umurunda. Dağlara emanet bıraktığın bir ayak izi, seninle Gök Mavisi nehirde kutsanmış bir hatıradır derdim olan, aşk-ı hazanda olsam ne olur, olmasam ne olur...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri