ZAMAN KAVRAMI OLDUĞU MÜDDETÇE HAYATIMIZDA SAAT DA OLACAKTIR

Teknolojin gelişmesiyle birçok zanaatçılık gibi, saat tamirciliği de artık tarihe karışmak üzere.

Mümin AĞCAKAYA

Babadan devraldığı bu mesleği oğluna da öğreten Celal Yakışıklı ile küçücük mekânında bu mesleği devam ettirmeye çalışıyor, teknolojinin mesleğini yok etmesine karşı hayat mücadelesini sürdürüyor. Celal Yakışıklı ile antika gibi süslediği mekânında ilginizi çekeceğine inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Saat ustalığına ne zaman ve nasıl başladınız?

On, on bir yaşlarında başladım. Babam da saatçiydi. 1970 yılında babam Diyarbakır’a gelerek bir saatçi dükkânı açtı. Sanatkârdı. Elinden birçok iş gelirdi. Ben de onun yanında çırak olarak çalışmaya başladım. Bu şekilde babamı izleye izleye; bende bu mesleği öğrendim. 48 senedir bu mesleği yapıyorum. Yapabildiğim kadarıyla da devam edeceğim.

Bir nevi senin için baba mesleği oldu?

Doğrudur. Benim için de baba mesleği oldu. Bende şimdi çocuklarımdan birini yetiştiriyorum. Benden sonra bu mesleğe o devam edecek.

 Maddi sorunlarını çözebildin mi?

Ekmek paramız çıkıyor, şimdilik idare ediyoruz. Bu mesleği yaparak üç çocuğumu okuttum. Şimdi üçü de üniversiteyi bitirdi. Sanatçı bir insan mesleğine sahip çıkarsa aç kalmaz. Geriye belki para artıramaz; ancak başkasının yardımına muhtaç daolmaz. Sanatkârlığın altın bilezik olduğu boşuna söylenmemiştir.

Son dönemlerde elektronik saatler çıktı. Sizin işlerinizi nasıl etkiledi?

Etkilemez olur mu? Teknoloji her şeyi etkiliyor. Bizim meslek de doğal olarak bundan nasibini aldı.  Geçmişte köstekli cep saatleri vardı. Kol saatleri vardı. Bunlar takan kişiye ayrı bir hava katıyordu. Daha doğrusu karizmasını tamamlıyordu.  Yaşamın içinde saatin yeri ayrıdır. Saat insanın taşımak istediği güzel bir aksesuardır. İnsana ayrı bir hava katar. Saate alışan insan bundan kolay kolay vazgeçemez. Saat takmak bir zevk meselesidir.  Kolunda saatini takmayı unuttuğunda bunun eksikliğini hemen hisseder.

 Bu mekanik saatleri takmanın ayrı bir zevki var mıdır?

Tabi bunun ayrı bir zevki var. Mekanik saat daha değerli ve kıymetlidir. Uzun ömürlüdür. Kurmalı mekanik saatler neredeyse 100-150 yıllıktır.  Şimdi bu elektronik saatler piyasada dolu; ama en ufak sarsıntıda, kısa süre sonra bozuluyor. Ucuz, gençlerin hoşuna gidecek şekilde dizayn edilmiş, albenisi fazla ama kalitesiz, kısa sürede bozulan saatlerdir. Bunların çoğu, bozulunca kaldırılıp atılan cinstendir.

         Mekanik saatleri artık, orta yaşın üzerinde olanlar kullanıyor galiba, genç kuşaklardan da mekanik saatleri kullananlar oluyor mu?

         Gençler genellikle yeni teknolojiden büyük ölçüde etkilendikleri için, saat kullanımında da; gösterişli elektronik saatleri, spor saatleri tercih ediyorlar. Mekanik saatlere rağbet orta yaşın üzerindeki insanlarda devam ediyor.

Bu insanlar için bir hobi mi oluyor, buna alışan bir daha bırakamıyor mu?

Bazı tanıdığım arkadaşlar, eski dostlarım var 30-40 saati olanlar bile var. İnsan buna alıştığı zaman bir daha bırakamıyor. Onu her akşam kurmak veya onun tiktaklarını dinlemek bazı insanlar için adeta terapi seansı gibidir. Saatin tiktaklarına kendini kaptıran kişi kafasındaki sorunlardan uzaklaşarak kendini başka bir hayal dünyasının içinde bulabiliyor. Bu yüzden bazıları mekanik saat olmazsa evine sokmuyor.

         Diyarbakır dışından da bu mekanik saatini tamir ettirmek isteyen müşterilerin de oluyor mu?

         Ankara’dan, İstanbul’dan da gelenler ya da, beni tanıyıp saatini tamir için gönderenler oluyor. Hatta yurt dışında çalışanlardan da gönderen oldu. Çünkü orada tamir ettirmek burada bizim fiyatlarımıza göre daha pahalı olduğu için, yurt dışından izne gelenler beraberinde tamir için saatlerini getirmektedirler. Çevre il ve ilçelerden gelenlerde oluyor. Ömrüm bu işte geçtiği için, beni tanıyan, yaptığımız işin hakkını verdiğimiz için; birbirine tavsiye ediyorlar. Saate baktığım zaman onun tamir edilip edilmeyeceğinden hemen anlarım. Bazı yerlerde yapılamayan saatler oluyor. Beni öneriyorlar getiriyorlar, yapıp geri gönderiyoruz.

Babadan, dededen kalma birçoğumuzun evinde böyle saatler var. Köstekli cep saatlerinden, masa, duvar saatlerine kadar her çeşitten var. Ama çoğu insan bunları ya kaldırıp atıyor ya da hurdacıya veriyor.  Değerini bilmediğinden mi böyle davranıyor?

         Değerini bilmediğinden bunu yapıyorlar. İnsanlar daha önceleri de evlerindeki dövme bakırdan yapılan değerli kap kaçakları nasıl melamin tabaklarla değiştirdilerse aynısı devam ediyor. İnsanlar değerini sonradan anlıyor fakat artık iş işten geçmiş oluyor. Ama babamdan dedemden kalmıştır, benim için hem manevi değeri vardır diyenler hem de elindekinin antika bir eşya olduğunun farkına vararak maddi değerinin farkına varanlar buna gözü gibi bakıyor. Tamir ettirip saklıyorlar.

         Değerini atadan kalma eşyalar manevi değer verenler ve antika eşyaya meraklı olanlar daha fazla sahip çıkıyor.

         Bunların değerini bilemeyip eskicilere veren, ya da çöpe atan çok insan oluyor. Bir eskici vardı bana öyle saatler getiriyordu. Evinde böyle eşyaları olanlar varsa bunları korumalıdırlar. Bir gün hiç ummadıkları değere kavuşabilir. Çok güzel bir antika eşyaya dönüşebilir. Bazen parçaları değerlendiriyorum. Bir gün lazım oluyor. 

İnsanoğlu birçok buluş da olduğu gibi ilk saati de bu coğrafya da icat etti. Babadan kalma bu mesleği sürdüren biri olarak; saat ve zaman ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?

    İnsanoğlu eski zamanda; doğayı ve yaşamın bilinmezliklerini keşfetme uğraşısı içinde zamanı da keşfetmiş, bunu gösterecek aleti de icat etmiştir. İlkin güneş saatini yapmıştır. Teknolojik gelişmelere göre çalışması ve biçimi de değişmiştir.  Dolayısıyla; zaman var oldukça; bu zamanı gösterecek saat de var olacaktır.

        

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Özel Haber-röportaj Haberleri