Seslerin izinde, bir ağıdın, bir yolculuğun romanı: ‘DENGBÊJ’İN DÖNÜŞÜ’

Seslerin izinde, bir ağıdın, bir yolculuğun romanı: ‘DENGBÊJ’İN DÖNÜŞÜ’
Dengbêj Seyadê Şame’nin, klamlarında yaşattığı Zülfinaz’a olan aşkı ve Sibirya’ya uzanan sürgünleri, hasret, özlem ve acılarla dolu trajik öyküsü okuyucuyu büyülüyor.

Mümin AĞCAKAYA

TİGRİS HABER - Bir dönemler orta yaş ve üzerindeki çoğu kişinin Erivan Radyosunda sesini duyduğu ama gerçek hikâyesini bilmediği dengbej Seyadê Şame’nin hayatını romanlaştıran Rıfat Mertoğlu’nun son kitabı ‘Dengbêjin Dönüşü’ raflarda yerini aldıktan sonra kitapseverler arasında büyük ilgi gördü. Yazar Rıfat Mertoğlu’nun Diyarbakır’dan Ege kentlerine kadar birçok yerde gerçekleştirdiği okur-yazar buluşmalarında yoğun ilgiyle karşılaştı.

‘Dengbêj’in Dönüşü’ Ağrı Dağının eteklerinde başlayan; daha ilk sayfasından itibaren okuyucunun elinden bırakamayacağı; dengbêj Seyadê Şame ile Zülfinaz’ın aşkını, ayrılığını, sürgününün trajik öyküsünün anlatıldığı bir yaşam hikâyesi.

dengbejin-donusu-son-6.jpeg

Yazar Rıfat Mertoğlu’nun son romanı; ‘Dengbêj’in Dönüşü’ yayımlandıktan sonra sosyal medyada ve Diyarbakır’dan İzmir’e kadar birçok yerde dengbejlerin de katıldığı okur- yazar buluşmalarında yoğun bir ilgiyle karşılaştı. Yazar Rıfat Mertoğlu son romanı ‘Dengbejin Dönüşü’nü Tigris Haber’e değerlendirdi.

‘Dengbêj’in Dönüşü’ romanı nasıl doğdu?

Bir gün Seyadê Şame’nin yeğeni Berbang Aydın Hanımdan bir mesaj aldım. Kitaplarımın çoğunu daha önce okuduğunu, anlattığım konulardan çok etkilendiğini, eğer ilgilenirsem elinde tam bana göre gerçek bir hikâye olduğunu yazıyordu. Amcası dengbêj Seyadê Şame’nin yaşamından söz ediyordu. Daha sonra geniş bilgi ve belgeler gönderdi.

dengbejin-donusu-son-3.jpeg

Seyadê Şame çocukluğumda babamın Erivan Radyo’sundan sürekli dinlediği dengbêjdi. Erivan Radyosu’ndan yükselen SeyadêŞame’nin sesi, yalnızca bir dengbêjin değil; bir halkın acısının, sürgünün ve direncin sesiydi. Yıllar sonra o sesin peşine düştüm. Dolayısıyla ‘Dengbejin Dönüşü’ bir sesin peşinden yürüyen hafızanın hikâyesine dönüştü.

Dengbêjlik nasıl bir gelenek oluşturdu?

Dengbêjlik, Kürt halkının yazıya dökülmemiş tarihidir. Her klam bir arşivdir. Sürgünler, aşklar, katliamlar, isyanlar; çoğunluğu dengbejlerin sözleriyle günümüze taşındı.

Dengbêjler, genellikle herhangi bir müzik aleti kullanmadan, sadece sesleriyle uzun hikâyeler anlatırlar. Bu hikâyelerde aşk vardır, acı vardır, savaşlar, göçler, ayrılıklar ve kahramanlıklar vardır. Bu yüzden klamlar, sadece bir türkü değildir. Dolayısıyla; bir tarih, bir tanıklık ve bir duygudur.

Geçmişte köylerde, evlerde ya da dengbêj divanlarında icra edilen bu gelenek, günümüzde de yaşamaya devam etmektedir. Kültürün korunmasına önemli katkılar sağlamıştır.

dengbejin-donusu-son-1.jpeg

Dengbêj Şakiro, Evdalê Zeynikê, Qarapetê Xaco, Qavis Ağa ve Meryem Xanê gibi isimler, dengbêjliğin en önemli temsilcileri arasında yer almıştır. Onların sesinde sadece bir hikâye değil, bir halkın yaşanmışlığı vardır.

Sözlü edebiyat, yazının yaygınlaşmasından önce toplumların tarihini, değerlerini ve kolektif hafızasını taşıyan temel anlatım biçimidir. Antik Yunan’da Homeros geleneği, Kürt kültüründe dengbêjlik ve Türk halk edebiyatında âşıklık geleneği, bu sözlü kültürün üç önemli temsilidir. Farklı coğrafyalarda ortaya çıkmalarına rağmen bu gelenekler arasında dikkat çekici benzerlikler ve yapısal farklar bulunmaktadır.

Seyadê Şame ilginizi neden daha fazla çekti?

Çünkü onun hayatı, bireysel bir trajediden çok daha fazlasını anlatıyor. Bazid’den İran’a, oradan Sibirya’ya uzanan yaşamı; bir halkın parçalanmış kaderinin aynasıdır. Onu seçmedim; o, hikâyesiyle beni çağırdı.

Onu, bir dönemin sesi ve tanığı olarak ele aldım. Roman, tarihsel belge ile edebi temsil arasındaki sınırda konumlandı.

Belgelerden, tanıklıklardan yola çıktım ama romanın diliyle konuştum. Çünkü bazı hakikatler ancak edebiyatla anlatılabilir.

Romanda tarihsel olaylar neden bu kadar önemli?

Çünkü Seyadê Şame’nin hayatı tarihten bağımsız okunamaz. Ağrı İsyanı’nı, II. Dünya Savaşı’nı, Gulag Kamplarını bilmeden onun acısını anlamak mümkün değil. Bireyin kaderi, tarihin sert yüzüyle şekilleniyor. Seyad, 4-5 yaşında iken Şeyh Said İsyanı, Zilan olayları, 7-8 yaşına geldiğinde ise Ağrı İsyanı başlıyor. Yani gözünü açtığında ayaklanmaların, silahların, dolayısıyla ölümlerin, acıların, açlığın ve yokluğun sisinde boğuluyor. Genç bir delikanlı olduğu zaman da bu kez 2. Dünya Savaşı’nın acımasız, kirli yüzüyle tanışıyor. Savaş, bölgeyi iliklerine kadar etkiliyor. Seyadê’ı anlatırken bu tarihsel olayları es geçemezdim.

dengbejin-donusu-son-2.jpeg

Gulag Kampları romanın ruhunu nasıl etkiledi?

Gulag, insanın insandan koparıldığı yerdir. Oradan sağ çıkanlar bedenleriyle değil, yaralı ruhlarıyla döner. Seyadê Şame’nin sesindeki kırılmanın nedeni biraz da orasıdır.

Gulag, Sovyetler Birliği döneminde kurulan ve siyasi mahkûmlar, suçlular ve savaş esirlerinin tutulduğu zorunlu çalışma kampları sistemini ifade eder. Bu kamplar, sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda insanların ruhsal ve toplumsal yaşamını da derinden etkilemiştir.

Sibirya gibi uzak ve sert iklimlere kurulan bu kamplar hem coğrafi izolasyon hem de zorlayıcı çalışma koşulları ile mahkûmları yıldırmayı hedefliyordu. Mahkûmlar madencilik, kereste, demiryolu inşaatı ve tarım gibi ağır işlerde çalıştırılıyordu. Sibirya’nın soğuk iklimi, açlık ve hastalıklarla birleşince yaşam şartları ölümcül boyutlara ulaşıyordu. Bu kamplarda, ölüm oranları çok yüksekti ve hayatta kalanlar da uzun süre bedensel ve ruhsal travmalar yaşamıştır.

Bu kamplarda yaşamış kişiler, Gulag deneyimini hatıralarında ve edebiyat eserlerinde anlatmıştır. Örneğin Aleksandr Soljenitsin’in “Gulag Takımadaları” eseri, bu trajediyi belgeleyen en önemli kayıtlardan biri olmuştur. Romanın ruhu büyük ölçüde Gulag Kamplarının soğuk ikliminin, acısının, karanlığının tonlarını yansıtmıştır. Dolayısıyla bu hikâye sadece bir dengbejin değil bir yerde bizim de hikâyemiz olmuştur.

Neden Dengbêjin Dönüşü?

Çünkü susturulan her ses bir gün geri döner. Dengbêj, sürgünden, unutuluştan, ölümden bile döner. Bu roman, o dönüşün edebiyattaki karşılığıdır.

Dengbêjin Dönüşü, edebiyatın yalnızca estetik değil, etik bir sorumluluk da taşıdığı düşüncesiyle yazıldı. Unutulmuş ya da bastırılmış hikâyelere tanıklık etmek, edebiyatın en temel işlevlerinden biridir.

Bu roman sizin için ne ifade ediyor?

Bu roman, en çok emek verdiğim eser. Tam 6 yıl üzerinde çalıştım. Ama aynı zamanda en çok bana emek veren romanımdır… Bana sabrı, direnmeyi ve sözün gücünü yeniden öğretti.

dengbejin-donusu-son-4.jpeg

Dengbêjin Dönüşü bugünün dünyasına ne söylüyor?

Susturulan seslerin kaybolmadığını… Hafızanın, bütün baskılara rağmen yolunu bulduğunu… Ve edebiyatın, bu sesleri geleceğe taşıyan en güçlü araçlardan biri olduğunu söylüyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum