1. YAZARLAR

  2. Salih Aydemir

  3. sınırları aşmak ince bir neşeyle
Salih Aydemir

Salih Aydemir

Yazarın Tüm Yazıları >

sınırları aşmak ince bir neşeyle

A+A-

mitolojiyi olympos dağı’na tırmanışı olarak görmek ve o dağın üzerinde yeşeren hikayeleri ve efsaneleri   anlamak kadar bir sanatçının alabileceği tat yoktur. homeros ve hesiodos’un mitolojik hikayeleriyle sulandırılmış ve yeşertilmiş olan bu dağın bahçelerinde dolaşmak ayrı bir zenginliktir şairler için…

            yunan lirik ve trajedi şairlerinin de ektiği çiçeklerle yavaş yavaş, ama hiç ara vermeksizin yukarılara doğru tırmanmanın verdiği hazzı alabilmenin keyifli bir yolculuk olduğunu da belirtmek gerekir. bu keyif aynı zamanda insanın kendisine yaptığı yolculuğun da keyfidir. kendine yürüyebilen insan sadece kendiyle kalmaz bilakis kendisini bugünlere getiren geçmişin yolculuğunu da yaşamış olur.

            olympos dağının her yanı ölümsüz tanrılarla doludur, ama o dağı tırmanan ölümlüdür. ölümlü olmasına rağmen yine de insan tanrılarla kurduğu ortaklığından vazgeçmemiştir. aklı sayesinde, aklına güvenip tanrıların dizinin dibinden ayrılmayı bilmiştir. çünkü insanın derdi birey olmaktır ve tanrıların dağına tek başına yürüyerek her türlü şeyi göze almıştır. aklı ile dağın sivri kayalarından tepetaklak aşağıya düşmemek  için en ince şeyleri işleyerek yürümüştür. ama düşmemek mümkün mü? elbette hayır. aslında her tırmanışta düşeceğini bilen insan hem hüznü hem de sevinçli düşünmesine devam etmiştir. ya da hem lirik düşünüp hem de trajik düşünmüştür. aynı anda iki yönüyle de bakabilmeyi öğrenmek istemiştir.

trajik yani ölümlü olduğunu bile bile  ölümsüzmüş gibi davranabilmeli ve tanrıların kendisine biçtiği kadere rağmen kendi aklını kullanıp kendi kendine de kararlar alabileceğini görmelidir; hatta insanlık uğruna ateşi tanrılardan çalmaya karar veren prometheus gibi ciğerini bir kartala yedirme pahasına…

içine doğduğu çevrenin kendi kulağına fısıldadığı “evrenin ilk ilkesi zeus’tur!” dayatmasına karşı, “hayır, bu ilke (arkhe) başka bir şey olmalı, mesala su, mesela hava, mesela ateş, sayı, atom veya bunun gibi bir şey,” diyebilir mi?

uçsuz bucaksız evrende o dağı tırmanmayı ya da o güneşe yaklaşmayı göze alan insan hem kendi içinde hem de kendi dışında ilerlemek için önce bu aşamalardan geçmeye ve aklını o yolculuk anına kadarki düşünüş şeklinden başka türlü bir düşünüşe ayarlamaya mecburdur.

mitolojik bir hikaye olan “ikarus’un düşüşü”  insanoğlunu tamamlayan ve hala günümüz ve sonrasında da güncelliğini yitirmemiş ve yitirmeyecek bir örnektir.

“ikarus’un düşüşü” trajik bir sona sahiptir. bu antikitede ölçülülüğün ve kendini kontrol edebilmenin gerekliliği hakkında bir derstir. ikarus başarısızlığa sahip olsa da tamamen insanlığa özgü olan hırsı gerçekleştirmek üzere buyrulan sınırların en yükseğine çıkmaya kendini adamış birisidir. bu şöyle de okunabilir; ikarus, düzenin sınırlarını ve sıradan deneyimleri kırmak için gösterilen cesaretin takdir edilmesidir.

ikarus,  arzularına ve hırslarına gem vuramayarak özgürlüğünün sınırlarını zorlayan ve insanoğlunun doğaya üstünlüğünü, cesaret, kibirlilik, asilik gibi insana has özellikleri de sembolize eder. yine ikarus arsızlık karşısında kendini bilme ve ilerleyen yaş karşısında yıpranan gençliğin hikayesi içeriğiyle de ahlak dersi vermek için ideal bir tema olmuştur.

özgürlük sevdası ile göze alınabilecek pek çok şeyin olduğunu imler. hazır olmadan güneşe uçması, geriye dönmeyi de düşünmemesi, kendinden sonraki nesillere de ilham kaynağı olmuştur. sosyal hayatta sıkça kullanılan “denge” fikrinden, merkezlerde yaşamak ve uçlara kaymamak düşüncesinden ileri gelmektedir.

sınırları aşmamak, istenilen çerçevede yaşamak durumları, büyüklerin küçüklere verdiği öğütlerin başında gelmektedir.

ikarus, öğrenme tutkusunun da bugüne kadar anlaşılmamış simgesidir. öğrenme tutkusu babası daidalos’la birlikte kapatıldığı yerde başlar. özgürlüğü için ne kadar mücadele vermek zorunda olduğunu öğrenir daha doğrusu anlamaya çalışır. ama bu tutkusu için ne tür tavizler vermek zorunda olduğunu hatta hayatına bile mal olabileceğini geç fark eder.

ikarus ile babası arasındaki tezat, platon’un phaidon diyaloğundaki gökyüzünde güneşe(hakikate) yolculuk yapan at arabasındaki siyah at ile beyaz  arasındaki çekişmeye –kısmen de olsa- benzetilebilir. beyaz at, hakikate doğru ilerlemek isterken, siyah at tam ters yöne gitmeye çalışmaktadır. hakikate yaklaşma derecesi, beyaz atın, siyah ata göre ne kadar güçlü olduğuyla ilişkilidir. at arabası, atların çekişmesi sonucu yeryüzüne düşer. at arabasıyla temsil edilen ruh, hakikate tam olarak ulaşamasa da, onu görebildiği, ona yaklaşabildiği, ölçüde yüce olacaktır. ikarus’un düşüşü de böyle bir düşüştür. hakikati görmüş, ulaşmak için çaba göstermiş ama sonuçta tam olarak elde edememiştir.

hakikat yolcusu yolda çabalamış ama düşmüştür.

güneşin hakikat olarak ele alınmasını yine platon’un mağara metaforunda görürüz. mağarada yanan ateşin duvara yansıttığı gölgeleri gerçek sanan topluluktan birinin, bir gün mağaranın dışına çıkması ve güneşle karşılaşması sonrası hissettikleri, yaşadığı zihinsel değişim anlatılır. mağara dışında hakikatle yüzleşen biri, geçmişte gerçek olarak algıladığı gölgelerin, hatta ateşin önündeki gölgeyi oluşturan objelerin bile ne kadar hakikatten uzak olduğunun farkına varmıştır. mağaraya geri döndüğünde, farkına vardığı bu yeni durumu, orada bulunanlara anlatmak ister, ancak kimse oralı olmaz. hatta bir süre sonra kendi gerçekliklerini hiçe sayan bu arkadaşlarını öldürürler.

 

 

 

 

 

 

****

 

ikarus aslında bir aşk hikayesi…

aşkın ne olduğunu bilmeyen ama aşkın onda neler yaşatacağını hisseden tutkulu bir genç. aşkta yolun olmadığını ve aşkın aramak olmadığını da bilir. derdi, bütün çıplaklığıyla tanımak istediği hayattır. hayata karışmak, hayatın içinde olmak ve sınamak her şeyi…

yaşadığı yer ile düşünü kurduğu yeri bir araya getirip içindeki arzuları harekete dönüştürmekti. arzu onun için bilinen bir şeyden öte duyduğu, gördüğü ve hiç tatmadığı sesti… arzunun da ne olduğunu bilmiyordu. yıllarca kendini hapsettiği odadan çıkmayı denedi; hep çıkmak, hep kaçmak istiyordu. öyle bir an geldi ki ikarus odanın içinde kala kala aklını sivriltmeye başladı. odasındaki her bir kitabı tek tek ve sayfa sayfa okudu. onları yeniden defterlerine yazdı.

okuduklarını yazdıkça odadan çıkma isteği daha çok artıyordu. bi an asıl derdinin ne olduğunu düşündü. odadan çıkmak mı yoksa evden mi? evden çıkamadıktan sonra odadan çıkmanın ne anlamı vardı ki?

yeniden daldı okuduklarını olduğu gibi yazmalara… kareli defterlerinde okuduğu kitabın kopyası vardı. satır satır, virgül virgül… defterine okuduğu kitabı yazıp bitirdiğinde yazarının adını soyadını yazar kendi imzasıyla bitirirdi.

okuduğu yazarları defterlere geçirip sonra da o yazarların adını yazıp altına kendi imzasını atması dikarus’u daha da heyecanlandırıyordu. zamanı bekliyordu. zamanını…

ikarus içinde duyduğu güçlü hislerle en uzak diye düşündüğü bir mekanın hayalini kurmaya başladı. hayalini kurduğu mekan kendisinde büyüdükçe okuduğu kitapların sayısında azalmalar ve okuduğu kitapları defterlerine geçirme zorluğundan yorulmaya başlamıştı. hatta hiç okumamaya ve yazmamaya başladı.

odadan çıkma planı ile evden çıkma planı aynı şeydi onun için. çünkü odada okuduğu kitaplar ona ait değildi. onunmuş gibi defterler tuttu. nereden başlayacağını netleştirmek için kitaplarını sattı. hafifledi ama günlerce ağladı. ağlamaları geçince bu kez defterlerine yöneldi. defterlerini karıştırdı. yazdıklarını okuyunca kitaplarını sattığındaki ağlayışlar yerini bir gülümsemeye bıraktı. çünkü her şey kayıt altındaydı. yaşamı ve okudukları yazdıklarıyla kayıt altındaydı… gülümsemeleri artıkça kahkaha dönüştü. kulaklığını takıp müzik dinlemeye başladı. kara kalem çizimler yapmaya başladı duvarlarına. dizeler yazdı duvarlarına. yetmedi boşalan kitaplığına yeniden kitaplar almaya başladı.

sezgilerine bırakmıştı ikarus kendini. bildiği her şeyi anımsamak için ne yapması gerektiğini hissediyordu.

yeniden başladı kendinde olan yolculuğa. kendini yeniden yakalamak için odadan ve evden çıkmaya karar verdi.

ikarus bedenindeki ölü hücreleri parmaklarıyla tek tek temizleyerek hiç açılmayan penceresini açıp sokağa bıraktı. ve tercih yapmasını gerektiren hiçbir durum olmadığını anladığında tereddüt etmeden kendini kapının önünde buldu. kaçtığı bir şey yoktu odasından ve evinden ama kaçırdığı çok şey vardı. onun için artık sınır yoktu. tanrı benden yana değilse hiçbir insandan da yana olamaz, deyip bıraktı kendini sokağın boşluklarına…

ilk adımı boşlukta kaldı   düştü

ikinci adımda kalktı ve arkasına baktı

üçüncü adımda yaşına göre değil yaşadıklarına göre aptallık et, dedi ve sokakların ışıklarına yürüdü

kuşkunun grisi olmaz, kuşku insanın ışıklarıdır hayaleti bile yoktur, dedi ve

bir sokak lambasının altında eridi dikarus

 

***

ikarus mitolojik bir hikaye… ve bu hikayelerin bende bıraktığı tek şey şiir…

hissetmek ve daha da düşlemek için…

 

salihaydemir

 

Bu yazı toplam 1252 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.