Adil Kılıçaslan

Adil Kılıçaslan

Yaşamak istediğim devlet

1. bölüm

Mahkeme duruşma salonlarında yazar “Adalet Mülkün (Devletin) temelidir.” Bu sloganı yaşatacak olan kişiler hâkimlerdir, savcılardır, avukatlardır, Halktır.

Ahilikte kalfaların uyması gereken 130 kural vardır, ustaların uyması gereken ise 740 kuraldır, diğer kademeleri zamanı gelince yazarım. Ahilikte kadılar (hâkimler) sözleri dinlenen kişilerdi. Hâkimler, Savcılar Ahilik sistemindeki (740 kurala uyan) ustalar olması gerekir.Bu sert girişten sonra bir fıkra anlatayım.

Yoksulun biri, son parasıyla fırında bayat bir ekmek almış, aşçıya gitmiş, pişen yemeğin buharına ekmeği tutup yumuşata, yumuşata yemiş.

Dışarı çıkarken aşçı yapışmış:

- Parasını ver!

- Yemek yemedim ki!

- Olsun buharda yumuşattın!

Kadıya çıkmışlar, olayı anlatmışlar, kadı Bektâşiymiş, cebinden kesesini çıkarıp bozuk paraları iki avucuna boşaltmış, aşçının kulağının dibinde sallaya sallaya şıkırdatmış:

- Tamam mahkeme bitti, gidin!

Aşçı itiraz etmiş:

- Hani benim param!

- Buhardan yemeğin parası şıkırtıyla ödenir.

Bir mahkeme düşünün!

Bir trafik kazası oluyor, hemen haberciler geliyor ve kaza sonrasını videoya çekip haber ajansında yayınlıyor, TV’lerde gösteriliyor. Davacı bu videoyu delil olarak sunuyor ama ne mahkeme ne de bilirkişiler (3 ayrı heyet) videoyu seyretmeden! Rapor düzenliyor. Bir heyet asli kusurlu, 2 heyet eşit kusurlu görüyor.

Torpilden mi, siyasi güçten mi, (Rüşvetin ve hatta torpilin belgesi olur mu, Olsa bile delil sayılır mı???) hukuk kurallarına aykırı olarak davacının delilleri görmezden gelinerek, Trafik polislerinin (görmeyen gözleriyle, tek taraflı) düzenledikleri rapor dikkate alınıyor. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Bilirkişi heyeti davacıyı asli kusurlu sayıyor. Mahkeme de diğer bilirkişi raporlarını dikkate almadan bu rapora göre davacıyı asli kusurlu sayıyor.

Bu mudur Adalet.

Nasrettin Hoca yolda yürürken, biri ensesine öyle bir vurmuş ki, neredeyse yere düşecekmiş. Hiddetle dönüp bakmış, karşısında kasabanın kadısının genç yeğeni değil mi?

Nasrettin Hoca Sormuş;

-“Bre densiz! Ne cüretle vuruyorsun!”

-“Sizi birine benzettim vurdum, ne var bunda kızacak.”

-“Yürü, kadıya gidiyoruz!”

Gitmişler kadıya, ikisini de dinleyen kadı efendi, Nasrettin Hoca’ya vuran yeğenine kıyamamış ve Nasrettin Hoca’yı yumuşatıp, akrabasını kurtarmaya çalışmış.

-“Hoca, hislerini anlıyorum. Bu durumda herkes aynı şeyi hissederdi. Şimdi bu genç adam kendine bir tokat atsa kabul eder misin?

Nasrettin Hoca ısrar etmiş.

-“Olmaz mahkeme yapılsın.”

Kadı efendi, bunun üzerine akrabası olan genç adama dönüp çaresiz kararını vermiş.

-“Ceza olarak Nasrettin Hoca’ya 5 kuruş ödeyeceksin, hemen gidip getir!”

Nasrettin Hoca, para almaya giden genç adamın dönmesini beklemiş. Bir saat geçmiş, iki saat geçmiş ama genç adam ortalıkta gözükmüyormuş. Mahkeme kapısının kapanma saatine kadar bekleyen Nasrettin Hoca, kadı efendinin ensesine okkalı bir tokat indirdikten sonra demiş ki;

-“Kusura bakma kadı efendi, daha fazla bekleyemem, gelirse söyle ona 5 kuruşu sana versin.

Davacının yerinde olmak isterdim, hâkime aynı Nasrettin Hoca gibi aynı kazayı geçirmelerini söylemek isterdim.

Saygılarımla,

Adil Kılıçaslan

Baş Denetçi

 

Bu yazı toplam 1658 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.