Zilan: Kürtlerle yeniden diyaloga geçilmeli

Zilan: Kürtlerle yeniden diyaloga geçilmeli

24 Haziran seçim sonuçlarını gazetemize değerlendiren AZADÎ Hareketi Siyasi İşler Sorumlusu Sıdkı Zilan, önemli değerlendirmelerde bulunurken, Kürt sorununun çözümüne dair ise Erdoğan'a çağrı yaptı.

Ali Abbas Yılmaz  Özel haber

AZADÎ Hareketi Siyasi İşler Sorumlusu Sıdkı Zilan, 24 Haziran seçim sonuçlarını gazetemize değerlendirdi.

24 Haziran seçimlerinin birçok açıdan sürpriz sonuçları oldu. Sizce neler sürpriz oldu, seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmeleriniz nelerdir?

Böyle bir sonucu hükümet zaten bekliyordu, çünkü daha seçimlerden birkaç gün önce AA seçimlere ilişkin test yayınında aslında sonuçları sıfır sıfır diye girmesi gerekirken, verilerle girdiler. Bu da demek ki, öyle bir sonuca önceden insanları alıştırmak istediler. Tabii  şakada biraz da gerçek payı var ve yüzde 53 ile toplumu sonuçlara alıştırmaya çalıştılar. Aslında AA'nın 'test yayınında' anlamamız gerekiyordu ama 'jeton düşmedi'. Tabii herkes gibi biz de falan parti şu kadar oy alır dedik ama bunun bir kısmı da propaganda idi. Bunu bütün partiler yaptı; Perinçek demedi mi 'Alır gideriz' vs. Hüda Par da vekil çıkarırız dedi ama olmadı. Ebetteki seçimlere ilişkin iddialar, propaganda caizdir. Tabii bugün için seçimler geride kaldı ve sonuçlar üzerinde daha sağlıklı bir değerlendirme yapma ihtiyacı var ve ayakların yere sağlam bir şekilde basması lazım.

Demirtaş’ı destekledik

Seçimler öncesi Selahattin Bey'in yüzde 15 almasını temenni etmiştik ve bu temennimiz de kısmen de olsa gerçekleşti. 5 - 6 milyon oy da az bir oy değildir. Bizim gönlümüzden geçen Selahattin Bey'in daha çok oy almasıydı. Çünkü biz Kürdistani partiler ittifakı olarak Selahattin Bey'i destekledik. Biz hem 'Cumhur' hem de 'Millet' ittifakına oy vermeyin dedik. Ama tabii içimizde bir kısım yine de Saadet Partisini kayırmış da olabilir bu da onların Anadil konusunda görüşlerini açıktan deklere etmiş olmalarıdır. Ama tabii sonuçlar üzerinden baktığımızda Saadet Partisi hak ettiği oyu alamadı, yine gariban kaldı. Aslında Saadet Partisi biraz da CHP ile yan yana gelmenin dezavantajını yaşadı. AKP de bunu iyi kullandı ve Saadet'e gidecek oyların önünü CHP'nin eski imajı üzerinden kesti. Yani,CHP ile aynı ittifakta yer almak Saadet'i vurdu, yoksa daha fazla oy alabilirlerdi. Saadet aday bazında da Haşim Haşimi, Altan Tan, Ahmet Faruk Ünsal ve birçok güçlü, etkili ismi bünyesine kattı ve daha anlamlı bir oy oranına kavuşabilirdi.

Tüm suçu HDP’ye yüklemek manasız

Kürdistani ittifaka gelince tabii ki bunun istediğimiz düzeyde gerçekleşmemesinin her iki taraftan da kaynaklı çeşitli nedenleri olabilir. İttifakta başarı sağlanamamasında eksikliklerimiz de olabilir. Bu anlamda tüm suçu HDP'ye yüklemenin manasız olduğunu belirtmek isterim. Bunu niye söylüyorum, çünkü HDP zaten baştan kendisinin Kürdistani bir parti olmadığını söylüyor. Tabii HDP Kürtlerin ekseriyetle oy verdiği ve Kürtlerin temsil edildiği de bir partidir. Gerçi bu seçimlerde ortaya çıkan tabloya baktığımızda bu temsil darbe de almış olabilir. Çünkü Selahattin Bey'in öncülüğünde bir HDP bizim için daha anlamlıdır. Ama tabii ki herkes de bizim gibi düşünmek zorunda değildir. HDP, tüm Türkiye sathında sol, sosyalist kesimleri örgütlemek isteyebilir. HDP'de Kürtler başat aktördür ama sadece Kürtleri değil Türkiye toplumundaki sol, sosyalist potansiyeli de bünyesine almak isteyebilir. Biz Azadi olarak da sadece Kürtlüğü esas almıyoruz, hakkı ve adaleti esas alıyoruz. Kürtler hakkını alamadığı için Kürt diyoruz ama Kürtler hakkına kavuşursa sonrasında her gün Kürt Kürt demenin de bir anlamı yok, abes kaçar. Kürtler hakkına kavuşana kadar tabii ki Kürt diyeceğiz, Aleviler hakkına kavuşana kadar Alevi diyeceğiz, garibanlar hakkına kavuşana kadar ise elbette ki gariban diyeceğiz. Yani, hakkı, hukuku, adaleti herkes için istiyoruz. Kürtler için adalet diyoruz ama hele bekleyin diyorlar ama ne zamana kadar! Bu seçimlerde AK Parti Kürtlerin haklarından hiç bahsetmedi ama onun da programında var adalet. Tabii MHP faktöründen dolayı bu seçimlerde adalet, hak hukuk diyemedi.

Kürt demedi, hak hukuk adalet demedi ama Kürtlerden de yine oy aldı,
bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Demek ki, somut talepler halk için daha önemli. Milletin en az yarısı bugünden yarına geçimini, ekonomisini, yarınını düşünüyor. Çoluk çocuğunun eğitimi millet için önemli, sağlığı, sosyal yardımları millet esas alıyor. AK Partiye en çok oyu kadınların vermesinin üzerinde durmak gerek. AK Partiye kadınların yaklaşık yüzde 60'ı oy veriyor. Erkeklerde  bu oran yüzde 40'lardadır. Bunu sosyal devlet üzerinden okumak gerekiyor. Çünkü AKP iktidar partisidir ve toplumu sosyal devlet üzerinden kendine bağlama kabiliyeti vardır. Dul bir kadın maaş alabiliyor, evinde hastası olana bakım yardımı yapılıyor. Bütün bu kesimleri topladığınızda yekunda ciddi bir rakama tekabül ediyor. Yani, dezavantajlı bir ülkede erkekler kadınlara nazaran daha rahat iş bulabiliyor ve kadınlar da sosyal yardımlara daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu da sosyal devletin toplum üzerinde etkili olmasını getiriyor. Yani, insanlar ne kadar politize olsalar da iktidarın belli konulardaki hak, hukuk dışı davranışlarına tepki gösterseler de yine de 'önce can sonra canan' deyip sosyal devletin imkanlarını emrinde bulunduran iktidar partisine her şeye rağmen destek verebiliyorlar.

24 Haziran seçimleri sonuçları sizi şaşırttı mı?

Tabii ki, bazı partilerin aldığı oy oranları üzerinden beklendiği gibi bir sonuç çıkmadı. Hüda Par ve Saadet'in daha fazla oy almasını bekliyorduk. HDP'nin barajı aşmasını savunuyorduk ve beklediğimiz gibi de oldu. Aslında seçimin sürprizini MHP yaptı, beklenilenden çok fazla oy aldı. Tabii bu sonuçlara da şüphe ile yaklaşılıyor. Şunu demiyoruz, 'oy çalmışlardır' ama katılımı yüksek tutarak da sonuçları etkilemek mümkün. Katılımı yüzde 5 arttırıp o sonucu bir partinin lehine çevirebilirsiniz. Sandıklarda kullanılmayan oyların kime yazıldığı kuşku uyandıran bir durumdur. Hak arama mekanizmaların doğru dürüst olmadığı bir ortamda kim kime ne diyecek. Adam, ben yaptım oldu diyor. Seçim ihlallerinin yayınlandığı kimi görüntülerden de anlaşılıyor ki, bazı il ve ilçelerde bir oy MHP'ye bir oy AK Partiye olabiliyor. Bu sandıklarda katılım yüzde 90'lara çıkabiliyor. Katılımın yüzde 94 olduğu bir ilçede oyların yarısı AK Partiye yarısı MHP'ye çıkabiliyor. Tabii, asker, korucu, emniyet vs. buralarda emir komuta ile oylar bir partiye yönlendirilebiliyor.

MHP'nin bölgedeki oylarını da artırdığı görülüyor,
siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son iki yılda Türkiye'de gitmediğim yer kalmadı. Türkiye'nin tüm büyük şehirlerine gitmişim, Tokat'a, Bartın'a Zonguldak'a, Isparta'ya gitmişim. Alanda gördüğüm kadarıyla MHP'ye bir ilgi yoktu. İYİ Partiye, AK Partiye oy vereceklerini söyleyenleri duydum ama MHP'ye oy vereceğini söyleyen yoktu. Bölgede tanıdığım MHP'liler vardı, aradım sordum kime oy veriyorsunuz diye İYİ Parti dediler. Bunu seçim sonrası da yaptım ve sordum oyunuzu kime verdiniz diye, yine İYİ Parti dediler. Peki, MHP'ye kim oy verdi? Bana göre kullanılmayan oyların MHP'ye verildiği iddiaları üzerinde durulmalıdır. En azından bir vesveseden, bu iddiadan vazgeçmemiz için bu konunun şeffaf bir şekilde araştırılması gerekiyor. Oyların birleştirildiği üç durakta neler olduğunun araştırılması gerekir. Ama herkes veriler konusunda sus pus olmuş, Sayın İnce, diyor ki, 'Adam 10 milyon' fark attı. İyi de biz İnce ile Erdoğan arasındaki farka değil, Yüzde 50'nin nasıl açıldığına bakarız. Yani aradaki bir milyondan fazla oyun yarısına, 600 bin oya bakmak gerek. Çünkü sonucu etkileyen oy 10 milyon değil 600 bin oydur. İnce'nin neden yüzde 51'i hiç gündeme getirmediği merak konusudur. Kaldı ki, seçim akşamı belli bir saate kadar İnce ve ekibi seçimin ikinci tura kaldığını ifade ediyorlardı. Bir saat içinde ne oldu da birden yenilgiyi sessizce kabul ettiler? En azından geçerli ve geçersiz oylara yeniden bir bakılabilir! Bunun gündeme gelmemesi bile şüphe uyandıran bir durumdur. Yine, o gece İnce'nin her hangi bir açıklama yapmaması, yerinin bilinmemesi şüphe çekici bir durumdur.

HDP açısından barajın aşılmasını bir başarı olarak görüyorsunuz ancak HDP bu seçimlerde de bölgedeki oylarını düşürdü ama bunun karşısında batıdaki oylarını da arttırdı. Siz, bölgede oyunun düşüren ama batıda oylarını arttıran bir HDP gerçekliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Tabii önemli olan burada bakış açısı yani nereden baktığınızdır. Siz HDP'yi tüm Kürtlerin temsilcisi olarak görürseniz onu başarısız olarak değerlendirirsiniz, çünkü tüm Kürtlerin oyunu alabilen bir HDP tablosu yok. Türkiye'nin çeyreği Kürtlerin oyudur ve HDP bunun ne kadarını almaktadır. Kürtlerin oyunu alan bir parti de AK Partidir. Keza artık 'Kürtlerden oy alan bir MHP' de var. MHP de 'Kürt partisi' oldu. Hüda Par'a, Saadet'e, İYİ Partiye, CHP'ye oy veren Kürtler var. Ama HDP'yi bir Ankara partisi olarak değerlendirirseniz bence başarılıdır. Çünkü neredeyse Kürtlerin yarısından oy alan bir HDP var. Aslında Kürt oylarında bir geçişkenlik var ve geçişken olan seçmen topluma daha yararlı işler yapar. Çünkü hiç bir partiye bağnazca bir bağlılığı yok. Her partinin iyi işleri desteklemek, kötü işlerini de cezalandırmak lazım. Bunu AKP iyi bildiği için oy geçişleri yaşanmasın diye hep rakiplerini şeytanlaştırıyor. Yani, kendisinden onlara bir oy gitmesin diye kutuplaşma dilini hep kullanıyor.

 

HDP'nin bölgede oy kaybetmesinde, Kürdistani partilerle bir ittifaktan geri durmasının etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Biz Kürdistani Partiler olarak dedik ki, Selahattin Demirtaş'a oyunuzu verin. Yine, gerek Cumhur gerekse de Millet ittifakına da oy vermeyin dedik. Bunlar dışında kim kalıyor, Hüda Par, HAK PAR ve HDP kalıyor. Biz neden direkt bir partiye oy verin demedik, çünkü biz Kürdistani bir ittifak için HAK PAR, HÜDA PAR ve HDP arasında aracı olmuşuz ve bundan sonra da bunun için çaba harcayacağız. o yüzden Kürdistani parti ittifakı içinde yer alacak partiler arasında bir ayrıma gitmedik ve seçmenlerimizi serbest bıraktık. Bizim bu toplumda bir ağırlığımız, hürmetimiz varsa bizi sevenlerden isteyen HÜDA PAR'a isteyen HAK PAR'a isteyen de HDP'ye gidip oyunu vermiştir. Haliyle bundan bahsettiğimiz bu partiler nasibini almıştır. Tabii kim ne kadar etkilenmiştir, bu da o partilerin kritik dönemlerdeki bazı tutumlarıyla ilişkilidir. Bizce HÜDA PAR'ın Afrin ve Erdoğan'a destek açıklaması yanlıştı. Aslında bu HÜDA PAR'ın kendi maslahatına da uygun değildi. Bu tutumları birçok üyelerini de demoralize etti. HDP açısından da çözüm sürecindeki tutumu olumlu bulundu ve Kürtler  bunu ödüllendirdi ama onun da hendek sürecindeki tutumu kendisine zarar verdi. Tabii hendekleri HDP kazmadı ama kazılmasına sessiz kaldı ya da yeterince ses çıkaramadı. HDP de tam da bu yüzden zaten iki üç puan kaybetti.

Saadet Partisinin özellikle bölgede oylarını arttıracağı hatta  AK Parti MHP ittifakından dolayı AK Partiye oy veren belli bir kesimin Saadete yöneleceği üzerinden değerlendirmeler yapılıyor, tartışmalar yürütülüyordu ama seçim sonuçları tüm bunları boşa düşürdü, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Latife olsun diye söylüyorum; 'Gönlü seninle ama kılıcını da sana karşı çekiyor'. Bu ne demek, seçmen bazı durumlarda realiteye yenik düşüyor. Her şeyden önce devlet Erdoğan'a oynadı. Güçlü olan kime oynarsa o kazanır. Devletin imkanları AK Parti ve MHP için seferber edildi. Haliyle devletin gücü AK Parti ve MHP'nin yanındaydı. Düşünün devletin Kaymakamı gidip diyor ki, 'oyunuzu bu ittifaka vereceksiniz'. Biz Azadi olarak seçimlere girmedik ama girmiş olsaydık, Valilere ve Kaymakamlara, lütfen tarafsız olsun diye çağrıda bulunacaktık. Emniyet, jandarma bunlar tarafsız olmalıdır ama bunu pek kimse de gündeme getirmedi. Haliyle devlet Saadet'e oynasaydı o zaman farklı bir tablo oluşurdu.

Seçim sonuçları üzerinden şöyle değerlendirmeler var, ' İnce'nin mitinglerine katılan kalabalık kitlenin, AK Partinin kendinden uzaklaşma eğiliminde olan seçmen kitlesini tekrardan konsolide etmesine yaradığı" vs. siz bu değerlendirmelere katılır mısınız?

Evet, aslında seçim öncesi de yaptığım değerlendirmelerde AK Parti tabanının korkutulmaması gerektiğini ifade etmiştim. Taktik şu olmalıydı ve İnce AK Parti tabanına güvence vermeliydi. Saadet Partisi bunu yaptı ama CHP ve diğerleri bunu yapamadı. Hatta Sayın Erdoğan'a da güvence verilebilirdi. Bu nasıl bir etki yapardı, AK Partiden rahatsız olanlarda bir çözülmeyi beraberinde getirirdi. Ama bunun tam tersi olduğunda ve AK Parti tabanında bir kaygı oluştuğunda ister istemez yine ittifak ettiler. Hatta Cem Küçük açıkladı, 'Hepimizi yargılayacaklar' dedi. Yani, statüsünü, zenginliğini bu dönemde elde etmiş birçok insan böyle düşündü. Yani, onlar ürkütüldü ve bu taktik aslında yanlıştı. Alında İnce'nin ağzından bal akacaktı ve bu da en az birkaç puan etki ederdi.

HDP'nin Batıdaki başarısını kendi başarısı mı yoksa HDP barajı aşsın diye
CHP tabanından bir kayış olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Tabii HDP barajı aşsın diye oy verenler olabilir ama HDP'ye batıdan gelen desteği ya da HDP'nin oylarını Batıda artırmasını esasta HDP'nin başarısı olarak görmek gerekir. Çünkü bu oy artışı az bir rakam değil. Tabii buna rağmen HDP İstanbul'daki tüm Kürtlerin de oyunu alamamıştır. Zaten HDP'nin oylarını arttırdığı batı illeri ya da büyükşehirler Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerdir de. HDP'nin Türkiye ortalamasının üzerinde oy aldığı iller daha yakın bir şekilde araştırılmalıdır. Tabii her şeye rağmen milletvekilliğinde Kürtler belirleyici olmuştur. HDP, Hatay hariç Kürtlerin yoğun olarak yaşamadığı hiç bir yerden vekil çıkaramamıştır. Hatay örneği de iyidir ve bir parti ne kadar değişik kesimlere açılırsa ve kanatlarını genişletirse o kadar başarılı olur. HDP'nin solcu kimliğinin öne çıkması da burada etkili olmuştur. AK Partinin başarısına bakın altında büyük bir koalisyon göreceksiniz.

Sonuçta bir seçim geride kaldı ve yeni bir hükümet sistemine de geçildi.
Siz Kürt sorununun çözümü konusunda yeni hükümetten umutlu musunuz?

Tabii ki siyaset realiteye göre yapılır. Bizim temennimiz HDP ile mecliste bu konunun konuşulmasıdır. Halkı HDP'ye yine ciddi bir destek verdi ve HDP bu sefer bu fırsatı mecliste değerlendirmeli ve iktidar ile bu konuyu konuşmayı zorlamalıdır. Sonuçta bu sorun Ortadoğu'nun en ciddi sorunlarından biridir ve çözüm beklemektedir. En çok Kürt de Türkiye'de yaşıyor. İstanbul en büyük 'Kürt şehri'dir diyoruz. Anadilde eğitim hala çözüm bekliyor. Ama bakıyoruz İçişleri Bakanı 'Demirtaş teröristtir' diyor. HDP'ye destek veren CHP hedef alınıyor ve 'Teröristleri meclise taşıdınız' türünden bir söylem geliştiriliyor. Bu söylemin sahipleri söylemlerini gözden geçirmelidir. Bu tarz konuşanların artık vitrinde olmaması gerekiyor. Yeni bir üslup yeni bir dil geliştirilmeli. Erdoğan, Kürtlerle yeniden diyaloga geçmelidir. Buna mecburdur da biz bir mecbursak o on mecburdur. Çünkü ona oy veren bir Kürt kitlesi de var. Hala oy veren bir kitle varsa demek ki hala onda bir ümit görüyorlar. Bari, Erdoğan kendisine oy veren Kürtlerin ümidini boşa çıkarmasın. Erdoğan'a oy veren vicdanlı hiç bir Kürt de Türk de sen bu meseleyi görmezden gel dememiştir. Seçim döneminde kullanılan bir dil vardı ama her şeye rağmen yine de oy veren insanlar bu dilin geçici olacağı inancını taşıyorlar. Çünkü her şeye rağmen bir dönem Erdoğan döneminde Kürtler rahat etti. Kürtler bir Demokrat Parti döneminde (50 -60) rahat etmiştir ve o dönem şiddet de gündemde olmamıştır. Kürtlerin bir dönem rahat nefes aldığı bir dönem ise rahmetli Özel dönemidir. Kürtler bu dönemlerde pozitif olarak kayırılmıştır. Belki haklarını elde etmemiştir ama Özal Kürtlere karşı pozitif bir tutum içinde olmuştur. Kürtlerin rahat ettiği bir dönem de yine AK Partinin bir döneminde gerçekleşmiştir. Fakat Kürtler şuan dışlandılar. Kürt meselesine vakıf olan  AK Partilileri şuan vitrinde göremiyoruz. Ben istiyorum ki, iktidar bizi yanıltsın, bizim söylediklerimizi boşa çıkartsın.

Yerel seçimler üzerinden yeni bir erken seçim tartışmaları yürütülüyor.
Siz 'Kürdistani Partiler'in ittifakını sağlama yönünde çabalarınızı sürdürecek misiniz?

Daha bugün HDP heyetinin bir ziyareti vardı. Selahattin Bey'e verdiğimiz destek üzerinden bir nezaket, teşekkür ziyaretiydi. Tabii ki, Kürdistani partiler arasında bir ittifak sağlanması için bizim çabalarımız sürecektir. Yerel seçimler de buna vesiledir. Tabii geride kalan seçimlerde bir ittifak sağlanamaması noktasında bütün olumsuzluğu da HDP'ye yüklemiyoruz. İnsanız ve hepimiz kusurluyuz. Sonuçta insan kabiliyeti kadar başarılıdır. Bu ittifakın sağlanması için tüm toplum, STK'lar, kanaat önderleri sorumludur. Tabii ki biz her halükarda ittifakı destekliyoruz ama iş sadece bize kalmasın. Bu ittifakın gerçekleşmemesinde HDP'nin kusuru daha çok olsa da bizim de bunda kusurumuz var. Burada ne HÜDA PAR'ı ne HAK PAR'ı ne de HDP'yi suçlamıyorum. Biz çabaladık ama daha 'akıllıca' davranabilir daha mahir olabilirdik. Bu ittifak mutlaka gerçekleştirilmelidir. Aklın yolu birdir ve diyaloglar sürdüğüne göre kapılar kapalı olmadığına göre, kimse kimseyi aforoz etmediğine göre ittifak arayışları, çabaları da sürecektir. HÜDA PAR açıkladı ve seçimden sonra bütün partilerle görüşeceğiz dedi. Bu çok olumlu bir yaklaşımdır. Aynı olgunluğu HDP'den de bekliyoruz. Hiç değilse HÜDA PAR bir görüşmeyi bu defa sabote etmesinler. HÜDA PAR'dan HDP'ye bir görüşme talebi olursa, bunun hukuken de ahlaken de bir engeli yoktur. 90'lı yıllardaki kardeş kavgalarından bugünkü HÜDA PAR sorumlu değildir. Biz Hizbullah'ın hesabını HÜDA PAR'a soramayız. Biz PKK'nin hesabını HDP'den soramayız. Ama bazıları suyu bulandırıyor ve bunun da önüne geçmek gerekir. Haliyle çocuklar bile babalarının yaptığından sorumlu değildir. Eğer, çözüm diyorsak geniş düşünmemiz lazım. Dersim'den  dolayı Kılıçdaroğlu'nu sorumlu tutamayız. Eğer, Kılıçdaroğlu bugün geçmişte Dersim'de yaşananları tasvip etmiyorsa bu olumlu bir adımdır. Tabii bunun bir dizi olumlu adımla pekişmesi lazım. Özür dilemek olumlu bir adımdır, atılmalıdır. Tazminat bunun bir adımıdır, ödenmelidir. Yani, bugünkü nesli dün yapılanlardan dolayı sorumlu tutmak doğru değildir. Ayrıca devlet erkanında kullanılan dil de çok önemlidir. Şuanda keyfi bir dil kullanılıyor, Bakan düzeyinde öyle bir dil kullanılıyor ki, sokakta böyle bir dil yok. Türk devleti  büyük bir devlettir ve bu büyüklüğüne yakışan bir söylem ve idare tarzı geliştirmesi lazım.

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.