1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR

  3. ÖSP’den Referanduma destek çağrısı
ÖSP’den Referanduma destek çağrısı

ÖSP’den Referanduma destek çağrısı

ÖSP’den Referanduma destek çağrısı

A+A-

 

Ali Abbas Yılmaz / Özel haber

Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin almış olduğu “Bağımsızlık referandumu” kararını ve Suriye’deki gelişmeleri değerlendiren Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (ÖSP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, önemli açıklamalarda bulundu.

 

Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (ÖSP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin almış olduğu “Bağımsızlık referandumu” kararını ve Suriye’deki gelişmeleri değerlendirdi.

Öncelikle partinizi nasıl tanımladığınızla başlayalım; partiniz bir bölge partisi mi, Türkiye partisi mi, sınıf partisi mi, etnik kimlik partisi mi; Özgürlük ve Sosyalizm Partisi nasıl bir partidir?

 

‘Kürdistan partisiyiz bir Kürt partisi değiliz’

“Partimiz Kürdistan Komünist Partisidir. Biz zaten oradan geliyoruz. Biz 2011 yılı sonunda parti kuracağımız zaman epeyce bir arkadaşımız partimizin adının Kürdistan Komünist Partisi olsun dediler. Partimizi kuran arkadaşların çoğunluğu ise bu ismi kullanırsak partimiz kapatılır diyerek bu ismi sonradan alırız dediler. Partimiz kurulurken de hem ulusal hem de sınıfsal soruna vurgu yapmak için bir isim düşündük ve Özgürlük ve Sosyalizm; yani halkımızın ulusal özgürlüğünü ve sınıfsal mesele açısından da sosyalizmi partimizin adına uygun gördük. Biz her şeyden önce bir Kürdistan partisiyiz bir Kürt partisi değiliz. İçimizde Türk arkadaşlarımız da var, Arap arkadaşlarımız da var. Dolayısıyla biz bu coğrafyanın partisiyiz ve bu coğrafyada ezilen kim varsa biz onların partisiyiz. Özgürlük ve Sosyalizm Partisi bir Türkiye partisi değildir ve asla böyle bir iddiası da yoktur. Kürt partilerinin de “Türkiye partisiyiz” iddia ve politikalarını zaten doğru bulmuyoruz.

 

Partinizin çalışması en çok Antep gibi bölgede sanayinin görece daha gelişmiş olduğu bir ilde yoğunlaşmış durumda, partinizin buradaki varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘Ulusal sorunun çözülmesi bizim başat meselemizdir’

Antep, Adıyaman, Malatya, Urfa ve geçmişte de Elazığ, Erzurum ve Kars’ta, yani iç Kürdistan’dan çok biz sınır Kürdistan’da vardık. İç Kürdistan’da 80-86 yılları arasında yoğunlaştık. Bu dönem özellikle Diyarbakır, Mardin ve Siirt üçgenini esas alan bir çalışma yürüttük. Tabii ki, her ülkede komünist partisi ağırlıklı olarak sanayinin geliştiği bölgelerde olur. Biz de doğal olarak Kürdistan’da sanayinin görece gelişkin olduğu sınır bölgelerde faaliyet yürüttük. Elbette ki bizim aynı zamanda da ulusal bir meselemiz var ve o nedenle de bölgenin tamamında olmak zorundaydık. Halkımızın karnı aç ama öncelikle boğazından lokma girmesini engelleyen bir bıçak var boğazında ve o bıçağın kalkması yani ulusal meselenin hallolması lazım. Ulusal sorunun çözülmesi bizim başat meselemizdir. Hem ayrıca devlet de politika değiştirdi; devlet önce sınır illerinde asimilasyonu, entegrasyonu esas aldı daha sonra da özellikle 90’lı yıllarda iç Kürdistan’da; Diyarbakır, Mardin, Siirt gibi yerlerde de büyük organize sanayileri kurmaya başladı. Daha öncesinde organize sanayi bölgeleri sınır kentlerinde vardı. Şimdi ise iç Kürdistan’da da her yerde organize sanayiler var. Yani, artık Kürdistan’ın her yerinde işçi sınıfı var ve dolayısıyla da bizim çalışma alanımız bölgenin tamamında sürüyor. Bu hem kapitalist gelişmenin hem de küreselleşme trendinde sanayi taşıma hareketinin bir ürünü olarak gerçekleşen doğal bir sonuçtu.

Partinizin şuan bölgedeki durumu, etkinliği nedir?

‘Bizim dışımızda birçok partinin bayraklarının rengi çok kısa sürede değişti’

20’nci yüzyılda malum küresel planda sosyalist dalga güçlüydü ve dünyada böyle bir rüzgar esiyordu. O zaman Kuzey Kürdistan’daki bütün partiler Marksist Leninist’ti. Yani en son KDP/Türkiye bile kendi içinde ikiye ayrıldı. O bile sosyalizme evrildi. Aslında o yanlıştı, ulusal sorunun çözümlenmediği bir ülkede bütün partilerin Marksist/ Leninist olması bizce doğru değildi. Bizim kendi ülkemizde de KDP gibi milliyetçi muhafazakâr ya d ya da YNK gibi sosyal demokrat dokuda partilerin de olması gerekirdi. 90’lı yıllarda sosyalist sistem yıkıldı bizim dışımızda birçok partinin bayraklarının rengi çok kısa sürede değişti. Hepsi de sosyalizm şöyle kötüydü böyle kötüydü, geçmiş zamanımızı boşa harcadık demeye başladılar. Bu durum ise şöyle bir tablo ortaya çıkardı; küresel planda sosyalist rüzgar güçlü iken herkes sosyalistim diyordu; Diyarbakır ve Ağrı’da ikinci düzeyde güçlü olan bir sosyalist parti tek başına belediyeleri almışken, 90’lı yıllarda ise sosyalist hareketin daralması sosyalizm rüzgarı etkisini yitirdikten sonraki durumu özetliyor. Alman Komünist Partisinden bir örnek vereyim; Berlin duvarı yıkılmadan önce 400 bin civarında üyeleri varken, bu sayı sonrasında hızlı bir şekilde birkaç bine düşüyor. Tabii ki, dünya çapında oluşan bu dalga bizi de etkiledi ve hala da etkilemeye devam ediyor.

 

‘Biz sosyalist seçeneği ortaya koymuş olduk’

Bu tabloya baktığımızda biz neyi başardık, bir kere dostumuza da düşmanımıza da Kürdistan’da bir komünist partisi var dedik. Dolayısıyla nasıl ki, bizim sosyal demokrasi seçeneğimiz varsa, İslami demokrat seçeneğimiz varsa muhafazakâr seçeneğimiz varsa aynı zaman da sosyalist seçeneğimiz de var. Biz tam da bu tabloda sosyalist seçeneği ortaya koymuş olduk. İkinci olarak ÖSP’nin yaptığı önemli bir şey vardı ve bence o önemliydi, ÖSP’nin tarihi rolüydü ve o rolü güçlendirmek istiyoruz. ÖSP, kendisini herhangi bir partinin eleştirisi üzerine kurmadı, kendisini böyle tarif etmedi. Biz prensip olarak kendimizi tarif etmeyi uygun gördük. Yani, başka siyasal partilerin yetersizlikleri üzerinden bir politika yapmayacağız. Elbette ki, ÖSP’nin bir siyasal parti olarak diğer partilere eleştirileri vardır ancak varlık nedenimizi onların yanlışları üzerinden gerekçelendirmeyeceğiz. Bir kere biz bu siyasal kültürü Kürdistan siyasetine kazandırmaya çalıştık. 2009’da Osman Baydemir’in çağrısı üzerine 51 aydın ve siyasetçi Sümer Parkta bir araya geldiğimizde siyasetler arası kriminal tartışmalar, kısır çekişmeler ağırlıktaydı. Biz bu toplantıda bir öneri gündeme getirdik, Kürt siyaseti olarak birbirimizi kriminal kavramlarla eleştirmekten uzak duralım dedik. ÖSP bu duruşunu her platformda ifade etti.

‘Kürt Kürde demokrat olmuyor!’

Bir başka husus, birçok defa bunu dile getirdim; bütün partilerimiz Türkiye Cumhuriyetiyle, İran İslam Cumhuriyetiyle, Irakla, Suriye’yle biz bu meseleyi barışçıl demokratik yollardan çözmeyi istiyoruz derler. Peki, sisteme karşı uzatılan barış elini neden kendi içimizde birbirimize uzatmıyoruz. Kürt Kürde niye demokrat değil? Parti ayrımı yapmadan söylüyorum, Kürt Kürde demokrat olmuyor! Bizim bu bakış açımızı herkes kendi durduğu yere göre farklı farklı tarif ediyor ve herkes bizi kendince bir yerlere koyuyor ama biz doğru bildiğimiz tutumu sürdürmeye devam edeceğiz. Herkes bizi istediği gibi tarif edebilir ama biz herkesin doğrusuna doğru demeye devam edeceğiz. KDP’nin de doğrusuna doğru PKK’nin de doğrusuna doğru yanlışlarına da yanlış diyeceğiz. Bütün partiler bizim partilerimizdir ve hepsinin doğrusu da yanlışı da aile içi konulardır. HÜDA- PAR’dan HDP’ye bütün partilere eşit yakınlıktayız. Sadece HÜDA-PAR’a bir parça şerh koyuyoruz.

Partinizin Kürt sorununun çözümüne yaklaşımı nedir?

‘Çekoslovakya benzeri bir modeli savunuyoruz’

Partimizin şuan ki resmi görüşünü söylüyorum, biz sosyalist bir Kürdistan hedefliyoruz. Fakat bu bizim partimizin projeksiyonudur, bizim dışımızdaki hayat şuan ağırlıklı olarak farklı cereyan ettiği için diğer partilerle bizim ortak paydamız ulusal meselenin olarak çözülmesidir. Nasıl bir çözüm; demokratik, barışçıl bir çözüm. Partinin resmi görüşü hala federasyondur ve biz iki eşit koşullu federasyonu savunuyoruz. İki eşit devletin bir çatıda ortaklaşmasını, bir nevi Çekoslovakya benzeri bir modeli savunuyoruz. Ama aynı zamanda partimizin içinde bir bağımsızlık tartışması da var. Partide bağımsızlığı savunan epey bir yoldaşımız var. Ayrıca partimizin adının Kürdistan Komünist Partisi olarak değiştirilmesi konusunda da üçüncü kongreyi bekliyoruz. Yani, partinin üçüncü kongresinde programda ve isimde değişiklik yapacağız.

Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin 25 Eylül için almış olduğu bir “Bağımsızlık referandumu” kararı var siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz; neden böyle bir yola girildi ve sizin buradaki tutumunuz nedir?

‘Merkezi hükümet şuan adeta Kürt halkını bağımsızlığa zorluyor’

Partimizin tutumunu iki nokta üzerinde hareketle belirteyim; birincisi biz her halk gibi Kürt halkının da bağımsız bir devlet kurmasının en tabii hakkı olduğunu savunuyoruz. İkincisi ise Irak hükümeti, Arap rejimi çok uzun zamandan beri ta Memluklerden beri bir Sünni kimlik giydirmiştir halklara. Saddam rejimi ile birlikte BAAS rejiminin yıkılmasının ardından iktidara gelen Şii çoğunluğun kendisi bu kez BAAS gömleğini giymeye başladı. Yani, BAAS rejiminde önce Şii kimlik dışlanıyordu şimdi ise onlar başka halkların kimliklerini dışlıyorlar. Merkezi hükümet şuan adeta Kürt halkını bağımsızlığa zorluyor. Kendi federal anayasaları gereği, 2005’ten bu yana ve en geç 2012’ye kadar tartışmalı bölgelerde (Kerkük’ten Şengal’e kadar olan bölgelerde) referanduma gidilmesi gerekiyordu. Her defasında Güney hükümeti hazırlık yapıyor, referanduma gideceğiz diyor ama bir türlü bu gerçekleşmiyor. Şimdi federal anayasaları gereği Irak ordusu ne ise Peşmerge de odur ama Merkezi hükümet Irak ordusuna her türlü destek sağlanırken, Peşmerge’ye ise hiçbir şey sağlamıyor. Bu tür haksızlıklar uzatılabilir… Aslında sorunlar, dün Sünni merkezli Irak Merkezi rejiminin bugün ise Şii merkezli Irak rejiminin Kürtleri hiçbir zaman karşılarında eşit bir partner olarak görmek istememelerinden kaynaklanıyor.

‘Önümüzdeki 20 yılda da bu savaş sürecektir’

Üçüncü olarak ise uluslararası konjonktürde Asya üzerinde 20 yıldır sürdürülen bir savaş var. Dikkat edin bu savaş 20 yıldır Afganistan, Ukrayna ve Mısır üçgeninde devam ediyor. Bu üçgenin ortasında ise ne var, Kürdistan var. 20 yıldır bu savaş sürüyor ve muhtemelen önümüzdeki 20 yılda da bu savaş sürecektir. Yani bugün savaş dünya üzerinde ağırlıklı olarak Asya üzerinde sürüyor. Savaşın ağırlık merkezi bu üçgendeki ülkeler arasında zaman zaman değişmekle beraber esas bu üçgende sürüp gidiyor. Uzatmadan şunu demek istiyorum; ABD’nin başını çektiği Batılı güç merkezi Asya üzerinde yeni sınır ve statüko belirlemek istiyor. Rusya’nın başını çektiği Çin ve İran’ın da yer aldığı Doğu ekseni ise Asya üzerindeki sınırların değişmemesi için çaba gösteriyor. Bu iki kamp arasındaki süren savaşta sınırlar değişecek mi değişmeyecek mi bunu zaman gösterecek. Dolayısıyla büyük güçlerin hegemonya kavgası Kürtler açısından da kimi fırsatları ortaya çıkarmış oldu.

‘Bu saatten sonra bu tarih artık ertelenemez’

Bizce referandum kararı zamanı ve tarihi gecikmiş bir karardır. Bu saatten sonra bu tarih artık ertelenemez. Sayın Barzani doğru söylüyor, zamanı değildir diyenlere, ‘bize bir zaman söyleyin’ diyor. Ayrıca bağımsızlık referandumunda KDP ile YNK’nin birlikte öne çıkmasını da taktik açısından doğru buluyoruz. Tek başına KDP ön planda olsaydı başta Kuzeydeki kimi partiler buna muhalefet edebilirdi. Yani, KDP karşıtlığı üzerinden bağımsızlık referandumu gölgelenebilirdi. İkinci olarak Kürdistan’da siyasal birliğin sağlanması noktasında iki büyük siyasal güç kenetlendiler. Yani, KDP ve YNK’nin ortak tutumu diğer partileri de olumlu etkiledi.

Şuan “Bağımsızlık referandumuna” karşı çıkan partiler var mı?

‘Goran Hareketi itiraz ederse kaybeder ve yalnızlaşır’

Goran Hareketi ve Yekitiya İslami hareketinin Kürdistan Parlamentosunun kapalı olması üzerinden itirazları vardı. Aslında bu haklı bir itirazdı da ama bu itiraz bağımsızlığın savunulmasını gölgelememeli. Dediler ki, ‘Kürdistan parlamentosu açılmalı’. Evet, Kürdistan parlamentosu açılmalı ama onun açılmamış olması bağımsızlık referandumuna karşı bir tutuma da neden olmamalı dedik. Derken bundan bir ay önce KDP’den resmi bir açıklama geldi ve kayıtsız şartsız Kürdistan parlamentosunu 10 Ağustos’ta açıyoruz dediler. Sonrasında bu bir hafta ertelendi ve bugünlerde de açılmasını bekliyoruz. Goran Hareketi eğer buna rağmen itiraz ederse benim kanaatimce kaybeder ve yalnızlaşır. Dolayısıyla Güneydeki partilerin ortaklaşması bağımsızlık referandumu için uygun bir iklim yarattı. Biz her parçada da Kürt siyasetçilerle konuşuyoruz ve bugüne kadar hiçbir Kürt siyasetçinin ‘ben bağımsızlık referandumuna karşıyım’ dediğini duymadık.

Türkiye’nin “Bağımsızlık referandumuna” tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘İran da Türkiye de kendi birliğini Irak ve Suriye üzerinden görüyorlar’

Bence bu yıllarda Türk siyasetinden çok İran siyasetine dikkat etmeliyiz. Malum, İran dünya siyaseti açısından derin siyasetiyle dikkat edilmesi gereken iki devletten biridir. Küresel planda bir İngiltere bir de İran dikkat edilmesi gereken iki derin devlettir. Bir röportajımda İran’ın büyük şeytan olduğunu söylemiştim ve bu büyük etki yaratmıştı, dolayısıyla Kürtlerin İran’ın siyaset derinliğine çok dikkat etmesi gerekir. İran da Türkiye de kendi birliğini Irak ve Suriye üzerinden görüyorlar. Her ikisi de bölgede aktiftirler özellikle de İran. İran’ın Türkiye’ye önerisi bağımsızlı referandumuna ve Rojava’daki gelişmelere karşı aktif tutum almaktır.

‘Irak parçalanırsa Suriye kaçınılmaz olarak parçalanacak’

Irak’ta ne var; Sünniler, Şiiler ve Kürtler var. Suriye’de ne var aynı şey var. Irak parçalanırsa Suriye kaçınılmaz olarak parçalanacak. Bence projeksiyon da budur zaten. Amerika’nın Fırat’ın Doğusuna yerleşmesi tesadüf değildir. Şuanda Amerika, Musul'un güneyinde, Güney Kürdistan ile Rojava arasında bölgenin en büyük askeri karargâhını yapıyor. Benim okumam odur ki, iki parçanın birleşmesi noktasında ABD’nin bir projeksiyonu var. Dolayısıyla İran’ın tutumu, tavrı, tezi ve kendi birliğini Irak ve Suriye üzerinden okuması, keza Türkiye’nin kaygılanması ve Cerablus, El Bab hattını işgal etmesi yanı sıra Efrin’i tehdit etmesi, bütün bunlar Irak ve Güney üzerinden algılanan tehdit nedeniyledir.

Türkiye’nin Efrin’e bir müdahalesini olası görüyor musunuz?

‘Türkiye Rusya ve İran’ı ikna ederse Efrin’i işgal edecek’

Efrin’e müdahale konusunda Türkiye, Rusya ve İran’ı ikna etmeye çalışıyor. Hamburg’daki NATO zirvesinde Türkiye’nin Putin’i buna ikna edemediği görüldü. Putin ise YPG’ye bir mesaj verdi, eğer ABD’ye daha fazla yanaşırsan ben sana Türk sopasını gösteririm. Fakat hâlihazırda Ruslar, Efrin işgali konusunda ikna olmuş değiller. Eğer Türkiye, Rusya ve İran’ı ikna ederse Efrin’i işgal edecek.

Türkiye ABD’ye rağmen bir adım atar mı?

‘Türkiye böyle bir işe yönelirse Kürtlerin birliği açısından tarihi hızlandırmış olur’

Eğer Türkiye, Rusya ve İran’ı ikna ederse ABD’ye rağmen adım atacağı kanaatindeyim. Zaten bütün hazırlıklarını da buna göre yapmış durumdadır. Türkiye Efrin’e girerse ne olur; şimdiden bazı şeyleri net olarak kestirmek zor ama Türkiye böyle bir işe yönelirse Kürtlerin birliği açısından tarihi hızlandırmış olur. Çünkü her Kürt bu işgale karşı çıkar. Şüphesiz Türk devleti güçlü bir devlettir, bir NATO ülkesi ve NATO’nun da en büyük ikinci ordusuna sahiptir. Bütün bunlara evet ancak Kürt halkı da haklı bir yerdedir. Efrin halkı haklıdır. Hele hele ki, IŞİD’e karşı bir savaş içerisinde olan Kürt savaşçılarının dünya kamuoyunun sempatisini de arkalamış iken, IŞİD’e karşı savaşan bir gücün ezilmesini dünya kamuoyu da kabul etmeyecektir. Dilerim ki, Türkiye böyle bir yanlış yapmaz. İki yakada da Türk ve Kürt gençleri ölecektir, bu da Türkiye için bir bataklık olacaktır. Ayrıca Rojava’nın Türkiye’yi tehdit edecek ne bir hali ne de niyeti var. Bu Güney için de geçerli, biliniyor ki Güneyli yetkililer sabah akşam diyorlar ki, Türkiye’nin güvenliği bizim de güvenliğimizdir. Yine de Türkiye bugünü değil on yıllar sonrasını düşünerek hareket ettiği için ve iki parçanın er geç birleşeceğini düşündükleri için, Rojava’nın, Güney Kürdistan’a stratejik derinlik katacağı ve hatta gelişmelerin Akdeniz’e açılacak bir Kürdistan enerji koridoru yol açacağını varsaydıkları için… büyük tehdit algılıyorlar.

Partiniz Suriye’nin geleceğini nasıl okuyor, Suriye nasıl şekillenecek?

‘Ne ABD ne de Rusya Suriye’den çıkar’

Biz baştan beri şunu söyledik; Irak parçalanırsa Suriye bütün halinde kalamaz. Partimizin görüşüne ek olarak şunu da ifade edeyim; Suriye haritasını düşünelim; iki küresel aktörden biri Fırat’ın doğusuna biri de batısına yerleşmiş. Böyle bir tabloda Suriye’nin birliği çıkar mı? Ne ABD ne de Rusya, Suriye’den çıkar. Bu iki güç Suriye’den çıkmayacağına göre burada Suriye’nin birliğini aramak bu saatten sonra mümkün değildir. Zayıf bir ihtimal de olsa şöyle bir şey olur mu; diyelim ki, Ukrayna ve Gürcistan meselelerinde veya Güney Kafkasya’da Amerika, Ruslara başka alanlarda karşılığı olan büyük tavizi Suriye’de verir mi? Bu çok zor bir ihtimal ve dolayısıyla iki küresel aktör askeri olarak bölgede varlarsa ve bu varlıkları ağırlaşarak devam ediyorsa burada Suriye’nin birliği mümkün görünmüyor.

‘Üçüncü yol alanı gelinen yerde hızla daraldı’

Suriye’de Kürtlerin durumuna gelince, Kürtler de kendi aralarında bir bütün değiller. Şuan orada siyasi olarak iki güç var. Biri, TEVDEM diğeri de ENKS’dir. TEVDEM’in taktiği her iki küresel gücün de elini tutarak bir politika geliştirme yönünde. Yani, “ne Doğu ne de Batı ekseninde değilim” dedi ve Üçüncü bir yol izledi. ENKS ise baştan beri kendisini Batı yanlısı bir güç olarak tarif etti. KDP’ye yakınlığını gizlemedi. TEVDEM’in Üçünü yol politikasının alanı gelinen yerde hızla daraldı, daralıyor. PYD iki büyük küresel aktörün elini tutarak yürümesi mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla birinden birini tercih etmekle yüz yüze ve teoride olmasa da fiiliyatta ABD ile ilişkileri nedeniyle bu tercihi yaptı. Teorisi ne olursa olsun şuan pratik sürece baktığımızda ABD ile yani Batı yanlısı blok ile birlikte savaştığını söyleyebiliriz. Ruslar ise PYD’yi bir tercihe zorluyor, ya ben ya Amerika!

‘Bağımsızlık referandumuna gidildiği bir noktada iki ayrı askeri güç olmamalı’

Bugün Rojavada ne var; bir YPG gerçeği var bir de son 4 yılda şekillenen ve sayıları giderek on bini bulan bir Roj Peşmerge ordusu var. Aslında kendisini dayatan bu iki gücün birliğidir. Yani Irak’ta yaşananların Suriye’de yaşanmamasını diliyoruz. Yani, Kürtlerin Rojava’daki askeri gücü bir ama siyasi güçleri ise farklı olmalı ve askeri güç siyasi gücün dışında olmalı. Bu Güney Kürdistan için de böyle olmalı, bağımsızlık referandumuna gidildiği bir noktada iki ayrı askeri güç olmamalı ve zaten onlar da çoktan birleşme kararı aldılar. Rojava’daki iki ulusal güç merkezinin de ortaklaşması lazım. Aslında Duhok 1 ve 2 uli Hewlêr görüşmelerinde anlaştılar ama henüz bu sahada pratikleşmedi. Kürtler Rojava’da kendi iç birliklerini sağlarlarsa ve hele hele Güney ile de ortaklaşırlarsa o zaman Kürtlerin eli daha da güçlenir.

25 Eylül’de nasıl bir sonuç çıkar ve sonrasında süreç nasıl şekillenir?

‘Kürtler bulundukları her yerden Güneye bir bağımsızlık rüzgarı estirsinler’

Öncelikle şunu belirteyim; 25 Eylül’de ‘Evet’in yüksek çıkması için herkesin elinden geleni yapması gerekiyor. Biz Kuzeyliler, Doğulular, Rojava ya da Kürt diasporası ve metropollerde (sadece İstanbul’da Rojava’dan daha çok Kürt yaşıyor) yaşayan Kürtler oy kullanmayacağız ama hepimiz öncelikle referandum meselesine “evet” diyerek taraf olmalıyız. Bütün Kürtlere çağrımızdır; her yerdeki tartışma ve sohbetlerinin konusunu 25 Eylül’e kadar referanduma yönelik olarak yapsınlar. Özellikle gençlerimize çağrımızdır, sosyal medyadaki etkinliklerini 25 Eylül’e kadar ağırlıkla referandum meselesine ayırsınlar. Yani, Kürtler bulundukları her yerde Güney lehine bağımsızlık rüzgarı estirsinler. Bu rüzgar Güney’in daha da canlanmasına neden olacaktır. Kısacası tıpkı Kobani’de olduğu gibi bir sahiplenme olmalıdır.

’25 Eylül’e kadar referandum partisiyiz’

Biz buradaki 5 parti olarak bir karar aldık ve dedik ki, biz 25 Eylül’e kadar referandum partisiyiz. Nereye gidersek gidelim bağımsızlığın propagandasını yapacağız. Dolayısıyla buradan da şunu önemsiyoruz; bağımsızlık referandumu tartışması Kürtler arasında partiler üstü bir kimliğin oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Kürtler olarak herkese çağrıda bulunmalıyız; Türkiye devrimci hareketine, demokratlara, CHP’ye, AKP’ye hatta MHP’ye bir çağrıda bulunmalıyız; demeliyiz ki, sen Kıbrıs için ne istiyorsan, Bulgar Türkleri için ne istiyorsan aynısını Kürtler istiyor, Kürtlere bunu niye çok görüyorsun. Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki, ‘sınırlar değişmesin bu tehlikeli olur’. Peki, Sovyetler Birliği dağılırken 5 tane Türki Cumhuriyet kurulunca neden alkış çaldınız? O zaman Sovyetler bölündü parçalandı falan demediniz. Neden “kardeşimiz” dediğiniz Kürtlerin bağımsızlık hakkını kullanma iradesine karşı uyarı üstüne uyarılarda bulunuyorsunuz?

‘Referandumda ‘Evet’ % 80’in üzerinde çıkacaktır’

Biz Ankara’ya gittiğimizde İHD Genel Merkezi ve TTB Genel Merkeziyle görüştük. CHP Genel Merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştük. KDP’den Ömer Mirani’yi ziyaret ettik. Şimdi yine randevular alınıyor. Görüştüğümü her parti ve kuruma aktardığımız şu oldu; her millet gibi Kürt ulusunun da kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. İkincisi, Irak merkezi hükümeti başka seçenek bırakmıyor. Bizim edindiğimiz izlenim bize hiçbir yerde doğrudan ‘Hayır, bu referandum yanlıştır’ tavrını duymadık. Eğer, Güney hükümeti ve başta da Barzani olmak üzere Kürdistan siyaseti uluslararası planda şuana kadar sürdürdükleri diplomatik faaliyetleri birebir sürdürürlerse ve her parçada Kürt halkı desteğini gösterirse 25 Eylül’de biz inanıyoruz ki, referandumda ‘Evet’ % 80’in üzerinde çıkacaktır. Bu sonuç da Güney hükümetinin bağımsızlık yolunda elini güçlendirecektir.

25 Eylül’de ‘Evet’ çıkmasının Türkiye siyasetine etkisi nasıl olacak?

‘Tepki ve korku üzerine inşa edilmiş bir dış siyaset görüyoruz’

Türk dış siyaseti şu son aylarda bir hayli değişken bir seyir izliyor. Batıdan bakıyorsunuz Doğuda duruyor, Doğudan bakıyorsunuz Batıda duruyor. Yani, nerede durduğu neye itiraz ettiği belli değil. Daha çok tepki ve korku üzerine inşa edilmiş bir dış siyaset görüyoruz. O nedenle Türk siyasetini tarif etmek zor. Yine de Türkiye’nin bir İran kadar çok katı bir tutumla bu ‘Bağımsızlık referandumuna’ karşı durmayacağı gibi bir öngörü var. Niye? Çünkü Türkiye’nin İran ile bölgede aynı zamanda Sünni- Şii hegemonya hesabı var. Bunu söylerken de şunun bilincindeyiz; 1928 Ağrı isyanında Mustafa Kemal’in İran Şahıyla anlaştığı ve Küçük Ağrı dağına karşılık çok verimli bir kasabayı İran’a verdiklerini de biliyoruz. Yani, sınırları değiştirecek kadar Kürt meselesi İran ve Türkiye arasında birleştirici bir unsurdur. Ama yine de İran ve Türkiye arasındaki Şii – Sünni hegemonya mücadelesine Kürtlerin Sünni olması İran’ı rahatsız ediyor. İran diyor ki “ille de Kürdistan kurulacaksa bari iki tane olsun. Süleymaniye-Kerkük benim yanımda olsun Duhok-Erbil Türkiye yanlısı olsun.” Fakat YNK’nin bağımsızlık meselesinde bayrağı KDP ile birlikte kaldırması İran’ın elini boşa çıkarttı. Sonuç; tabii ki, Türkiye enerji seçeneğini de göz önünde bulunduruyor. “Mademki, bağımsız bir devlet kuruluyor, ben cepheden karşı tutum almazsam, bölgenin en önemli enerji kaynağı benim üzerimden dünya pazarına ulaşacak ve ben de buradan ciddi olarak payımı alacağım…” gibi hesapları da olabilir ve bu durum Türkiye’nin esneme noktalarından biri olabilir.

Son olarak toparlarsak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

‘Evet’ diyelim, destekleyelim’

Kuzeyli halkımıza, annelerimize, gençlerimize ve partilerimize bir çağrıda bulunmak istiyorum: 25 Eylül bağımsızlık referandumu programımıza uyar uymaz, konseptimize uyar uymaz bunu bir tarafa bırakalım. ‘Evet’ diyelim, destekleyelim’ diyoruz.”

Bu haber toplam 722 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.